AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Başörtüsüne özgürlük ne zaman?

Başörtüsüne Özgürlük Girişimi Grubu geçtiğimiz günlerde İstanbul Mazlumder'de bir basın toplantısı düzenledi ve başörtüsü yasağını ve zulmünü sona erdirme talebinde bulunan bir basın bildirisi yayımladı.

Başörtüsü sorunu unutulacak, hasıraltı edilecek bir sorun değil beyler! Başörtüsü yasağı nedeniyle yaşanan eziyeti ve işkenceyi, "gerilim oluşturmak istemiyoruz" diyerek gözardı etmekle, bu sorunun bittiğini mi zannediyoruz?

Başörtüsü, kahir ekseriyeti müslüman olan bir ülkede, nasıl ve hangi tür bir gerilimin nedeni veya gerekçesi olabilir, aklım, havsalam almıyor gerçekten!

Başörtüsü, neyi geriyor arkadaş? Başörtüsü, nasıl oluyor da, bu kadar ürkütücü paranoyaların ve korkuların sebebi ve gerekçesi olarak görülebiliyor? Başörtüsü, bir silah mı? Başörtülüler anarşist mi, terörist mi, bölücü mü, hortumcu mu, soyguncu mu?

Başörtüsü yasağının bu ülke insanına ne kadar büyük acılar yaşattığının, gencecik insanların hayatlarını nasıl zehir ettiğinin, hayallerini nasıl hayalete çevirdiğinin farkında değilmişiz gibi hareket edemeyiz.

Hâlâ kendimizle didişmekle, kendi insanımıza eziyet ve işkence etmekle, kendi ülkesinde hayatı zehir etmekle uğraşıp duruyoruz! Unutmayalım ki, başörtüsü işkencesi, yarın, hepimizin alnında kara bir leke olarak kalacaktır.

Bu milleti germenin, başörtülü-başörtüsüz diye ayırmanın, bütün kamusal alanları başörtülü diye bu ülkenin insanlarına yasaklamanın, böcek muamelesi, şeytan muamelesi, zenci muamelesi yapmanın, sindirmenin, itip katmanın ne faydası var bu memlekete, söyler misiniz lütfen!

Başörtülüler, bu ülkenin zencileri değildir. Bu ülkenin gerçek sahibi olan, kahir ekseriyeti müslümanlardan oluşan bu milletin su katılmamış, öz be öz hakîkî evlatlarıdır.

Dünyanın ve bölgemizin, sonu nereye varacağı belli olmayan belirsizliklerin, kaosların, katastrofların, savaşların eşiğine sürüklendiği; ABD'nin, İsrail'in ve AB ülkelerinin geleceğe dönük küresel ve bölgesel hesaplarını bizim üzerimizden yaptıkları, Türkiye'yi gerçekten zor günlerin beklediği bir zaman diliminde bu ülkenin her zamankinden daha fazla millete ihtiyacı yok mu arkadaş?

O halde, ne diye milletle uğraşıyoruz? Ne diye milletin temel değerlerini, anlam ve sembol haritalarını paramparça edecek saçma sapan işlerle haşır-neşir oluyoruz? Değerleri, anlam ve sembol haritaları paramparça olmuş bir milletin, tüm bu saldırılara, oyunlara göğüs gerebilmesi mümkün mü arkadaş?

Siz, hiç tarih bilmez misiniz, sosyoloji okumaz mısınız? Bir milletin ne zaman, hangi şartlarda çöktüğüne, çökertildiğine, tarihin çöp sepetini boyladığına dair hiç mi fikriniz yok sizin? Temelleri sarsılan, temel değerleri dinamitlenen bir millet ayakta durabilir mi? Zorluklara göğüs gerebilir mi? Kendi milletinin kültürel, toplumsal, tarihsel değerlerini, dinamiklerini havaya uçuran bir ülke ayakta kalabilir mi? Varlığını sürdürebilir mi? İç huzurunu ve barışını koruyabilir mi? Kendisiyle didişen bir ülkenin, iç huzuru ve barışı kalır mı? İç huzur ve barışı kalmayan bir ülke, merkezinde ülkemizin yer aldığı küresel ve bölgesel savaşlara, çatışmalara ve oyunlara göğüs gerebilir mi? Mümkün mü böyle bir şey? Bunun insanlık tarihinde tek bir örneği var mı Allah aşkına?

Başörtülüler, bu milletin ayrılmaz bir parçasıdır. Başörtüsü bu milleti millet yapan köklü değerlerin, sarsılmaz anlam ve sembol haritalarının bir simgesi, özü ve özetidir. Başörtüsü ahlâk demektir. Başörtüsü kardeşlik demektir. Başörtüsü fedakârlık demektir. Başörtüsü sabır demektir. Başörtüsü ruh demektir. Başörtüsü hayat demektir. Başörtüsü her türlü zorluğa, zorbalığa, olumsuzluğa, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe direnme demektir. Başörtüsü, hakkın, hukukun, hakkaniyetin, adaletin, dayanışmanın, yardımlaşmanın, paylaşmanın, şahsiyetin, asaletin, barışın, sulhün ve sükûnun adı ve adresi olan, bu milletin her türlü ırkçığılığa, bölücülüğe, ayrımcılığa, teröre karşı durmasını sağlayan yegane emniyet sübapı ve sigortası demek olan İslâm'ın ve İslâmî değerlerin tecessümü ve bedenlenmesi, hayat bulması ve hayatiyet kazanması demektir.

O halde, başörtüsüne karşı mücadele etmek, bu toplumu ayakta tutan, her türlü zorluğa göğüs germesini mümkün kılan İslâm'a, İslâmî değerlere, sembol ve anlam haritalarına karşı mücadele etmek, dolayısıyla bu milletin bindiği dalı kesmek değil de nedir?

Dünyanın ve bölgemizin yepyeni felâketlerin ve çatışmaların eşiğine sürüklendiği, dolayısıyla ülkemizin yekvücut olmaya, kenetlenmeye, iç huzura ve barışa şiddetle ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde, bu ülkeyi geren, bu milletin iç huzurunu ve barışını alt üst eden, bu milletin burnundan getiren başörtüsü yasağı gibi yasaklara son verilmesi gerekiyor. Hem de, hemen, derhal ve şimdi!


30 Temmuz 2003
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED