|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Amerika'nın Saddam'ın devrilmesiyle sonuçlanan Irak işgalini ne kadar sürdüreceği, bundan sonra hangi adımları atacağı, siyasi yapının nasıl şekilleneceği gibi bir dizi soru sormadan yarını görmek mümkün değil. Soruyu daha somut hale getirmek zorundayız: Bu işgalden kaç Irak çıkacak? Türkiye'de, başta asker gönderilmesi gibi konular olmak üzere bölgenin geleceğine ilişkin tartışmalarda bu temel sorular gündemde değil. Birinci körfez savaşından bu tarafa Amerika'nın Ortadoğu, Körfez ve özelde Irak politikasının nasıl şekillendiği, askeri işgalle sonuçlanan sürece nasıl gelindiği görülmeden bu soruyu anlamlandırmak mümkün değil. Amerikan dış politikasını şekillendiren çevrelerde yapılan tartışmalar ve sonunda galip gelen tarafın Irak'ın işgal sürecini başlatması bizi bir adım sonrasının ne olabileceği konusunda düşünmeye zorluyor.
İki farklı Irak senaryosu
Birinci Körfez Savaşında Irak Sorunu "Saddamsız bir Irak"ın nasıl mümkün olacağı üzerinde odaklanmıştı. Zamanla anlaşıldı ki Amerika'nın kısa vadede Saddam'dan kurtulmak gibi bir niyeti yoktu. Hatta ayaklanmaları için cesaretlendirdiği Kürtler ve Şiileri Saddam'ın insafına bırakacak kadar Saddam'a ihtiyaç duyuyordu. Sağladığı kimyasal silahlarla Halepçe'de katledilen Kürtler ve güneydeki bataklıklarda binlercesi yok edilen Şiilerin cesetlerinin aslında bugünkü işgal stratejisinin bir parçası olduğu şimdi daha açık görülebiliyor. Bu noktada Amerikan yönetiminde ve kamuoyunda tartışmanın "Saddamsız Irak" yerine "Irak'ın geleceği" gibi temel bir içerik değişikliğine ugradığını fark etmek bile işgalin nasıl bir strateji izleyeceğini düşünmek için yeterli. Son on yıl Amerikan dış politika yapımcıları arasında iki temel görüş vardı. Birincisine göre Irak'ı bölmeden Saddamı bir şekilde devirmenin yolu bulunmalı ve daha katılımcı bir yönetim tarzı oluşturulmalıydı. Karşı tezi sahipleri ise; askeri yöntemlerle Saddam'ın devrilmesini ve Irak'ın parçalanmasını savunuyorlardı. Fazla uygulama şansı olmadığına inanılan ikinci stratejiye göre Saddam sonrası ırak üçe bölünmeli, kuzeyde Kürt, merkezde Arap, güneyde ise bir Şii devleti kurulması savunuluyordu. Bu ikinci stratejiyi savunanların başında etkili Yahudi lobisinin ve İsrail'e yakın kurum ve bürokratların geldiğini belirtmeye gerek bile yok. Başlarda uygulama ihtimali çok zayıf görülen bu dehşet senaryosu 11 Eylülle birlikte sadece zamanlama meselesi haline geldi. Burada ABD iç politikasındaki dengelerin değişmesi, stratejik anlam da yönetim ve etkili çevrelerin Amerika'nın küresel gücüne biçtiği rolün, yeni tanımının önemli payı var. 11 Eylül sonrası Amerikan stratejisiyle de uyum içinde görünün Irak işgalini savunan ekibini, İsrail ilişkileri ve İsrail'in bölge stratejisi anlaşılmadan Irak'ın geleceğini doğru okumak mümkün değildir.
Dünden yarını görmek
Bu stratejinin birinci aşaması gerçekleşti: Saddam devrildi ve Irak işgal edildi. Böylelikle İsrail'i tehdit edecek bölgedeki en önemli Arap gücü tümüyle devre dışı bırakılmış oldu. Uzun vadede bölgenin İsrail merkezli dizaynı için Irak'ın parçalanması gerekmektedir. Burada en kritik nokta, kurulacak bir Kürt devletinin İsrail'le olan ilişkileridir. İsrail'in desteklediği ama bölgedeki tüm Müslüman devletlerin istemediği bir Kürt devleti veya siyasi varlığının oluşmasını özellikle istemektedir. Çünkü izole edilmiş, İsrail'e muhtaç Müslüman ve Arap olmayan bir bölge gücü İsrail stratejisi açısından önemli bir kazançtır. İsrail'in Türkiye ile kurduğu diplomatik ve askeri ilişki biçimi ile Kürtlere yüklemek istediği misyon birbirine benzemektedir. Bölgeden soyutlanmış, ekonomik ve (bilhassa askeri) teknolojik olarak İsrail'e muhtaç Arap olmayan bir bölge gücünün desteğini sağlamak İsrail'in stratejik hedefleri arasındadır. Türkiye, İsrail'le böylesi bir bağımlılık ilişkisine girmişse aynı türden bir ilişkinin Kürt oluşumu için de geçerli olduğunun farkında olmalıdır. Kürtlerin olabildiğince bölge güçleriyle arasının açılması hatta düşmanlık boyutuna vardırılması bu stratejinin bir parçası olarak okunmalıdır. Irak'ın işgalini sadece İsrail ilişkilerine ve İsrail startejilerine indirgenemeyeceği muhakkak. Ancak İsrail'in stratejik hesaplarını yok sayarak bölgenin nasıl şekilleneceğini okumak da mümkün değildir. Özellikle Türkiye açısından bir yanda İsrail'le stratejik ilişkiler geliştirmek diğer tarafta Irak'ın bütünlüğünü savunmak arasında anlamlı bir bütünlük kurulması imkansız hale gelmektedir.
PKK ve eve dönüş
Bu noktada değinilmesi gereken husus Eve Dönüş yasasının Amerika tarafından neden bu kadar hararetle destekleniyor oluşudur. ABD Kürt meselesini hep Irak içi bir sorun olarak kullanmak istedi. PKK ise büyük ölçüde AB stratejisine uygun bir oluşumdu ve Kürt sorununu Türkiye'nin içine taşımak isteyen stratejinin parçasıydı. Kuzey Irak'da bağımsız ve kendi içinde tutarlı işleyen bir siyasal oluşumun gerçekleşmesi için rakip unsurların devre dışı bırakılması gerekiyordu. ABD muhtemelen PKK/KADEK unsurunu bölgeden temizleyerek güçlü bir Kürt oluşumunu sağlamaya çalışıyor. Türkiye'nin Irak'ın bütünlüğünü savunurken olayı sadece Türkmen unsuruna yaslayan stratejisi çökmüş bulunuyor. Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması tezinin de gelişmelerin ışığı altında anlamsız hale gelmesi muhtemel görünüyor. Yine muhtemeldir ki; PKK'nın devre dışı bırakılmasını sağlayan strateji Türkiye'yi güçlü bir Kürt oluşumuyla karşı karşıya getirmeyi planlamaktadır. Varlığını tarih boyunca birlikte olduğu uluslardan çok İsrail'le kurduğu stratejik ittifaktan alan ve ABD'nin olduğu kadar İsrail'in ileri karakolu olacak bir Kürt devletinin altyapısı hazırlanmış oluyor. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Gül'ün resmi olarak ilk defa dillendirilen şu yaklaşım çok önceden devlet politikası haline gelmeliydi: Sadece Türkmenler değil Kürtler de bizim akrabamızdır. Irak'ın merkez ve güneyinde bir süre daha istikrarsızlığın devam edeceği belli oluyor. Birkaç yıl öncesine kadar kıyamet senaryosu gibi görülen stratejinin büyük kısım gerçekleşti. Ve bu stratejiyi yürütenler açısından geri kalan kısmının realize edilmemesi için hiçbir neden yok. Unutulan husus şu ki: Ortadoğu'nun dinamikleri Atlantik'ten daha derindir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |