AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Hocamı kızdırdılar...

Farkında mısınız, son zamanlarda ağzını bozmaya başladı. Az satışlı gazetenin az okunan köşesinde, "ulusal davaya ihanet"le suçladığı siyasileri ve tabii bazı aydınları sıvayıp duruyor. (Demokratikleşme, hocamın lügatında "ulusal davaya ihanet" anlamına geliyor.)

Kullandığı bazı sözcükleri alıntılamak isterdim ama, terbiyem elvermiyor.

Ne yapsın, sözünü dinletemeyince o da en ucuz ve kolay yolu seçti: Tahkir...

Üstelik, saygıdeğer bir isim.

Ülkenin birinciye gelen "anayasa hukuku" hocalarından biri.

Daha önce bu sütunda, Milli Güvenlik Kurulu'yla ilgili keyif verici bir yazısını ele almıştık. Kışlalı ağabeyimiz gibi, hocam da artık "keyif verici yazılar" yazıyor.

Konu, Avrupa Birliği'ne uyum sürecini belirleyen "Katılım Ortaklığı Belgesi"ydi yanlış hatırlamıyorsam. "Millî Güvenlik Kurulu'nun rolünü, işlevini" tartışmamızı salık veren belge hani...

Hocam bu belgeyi hiç sevmedi.

Çünkü Avrupa bize, "Sistemde askerin rolünü azaltın, Türkiye'nin yazgısını siyasiler belirlesin" diyordu.

Olabilir miydi böyle bir şey?

Ama oldu.

Daha doğrusu, olacak.

CHP'nin de onayıyla komisyondan geçen "yedinci uyum paketi" yasalaşırsa, sistemde askerin rolü azalacak, çağdaş demokrasilerde olduğu gibi ülkenin yazgısını artık siyasiler belirleyecek.

Oysa hocama göre, "Sistemde askerin etkisini azaltmaya yönelik dış ve iç istekler çoğu zaman ülkede ve cumhuriyete sahip çıkışta gedik açma veya zayıf nokta bulma niyeti" taşıyor, bu nedenle "dış ve iç tehditleri çok olan Türkiye gibi bir ülkede, ülkenin yazgısını sivillere bırakmak doğru değil..."

Kürşat Bumin, "Bu sözlerin aynı zamanda 'Anayasa hocası' olan bir 'sivil' tarafından söylendiğini unutmayın!" diyordu.

Unutmak mümkün mü?

Hocam, alanında en ciddî, en derli toplu eser olan "Anayasaya Giriş"i yazdığı yıllarda bile "anayasa dışı" görüşleri savunuyordu.

Örnek mi?

"27 Mayıs müdahalesi, Türkiye'nin kaderini, menfaatleri kütlelerinkiyle çatışanların (yani seçimle gelmiş hükümetin) elinden alıp, kütlelerle dost olması gerekenlerin (yani darbeyle gelmiş ihtilal komitesinin) eline verdiği için bir bakıma gerçek bir ihtilaldir ve meşrudur."

Darbeciler bir başbakanı, iki bakanı asmışlardır, ama "az bile" yapmışlardır; çünkü "sabırsızlar bir şeyler yapılmasını, çocukluk günlerinden beri kendilerine tekrarlanıp durulan Atatürk Türkiyesi'nin bir an önce gerçekleşmesini istemektedirler."

Hocam, ilerleyen yıllarda (27 Mayıs darbesini müteakip), "sabırsızlar"ın işini kolaylaştırmak için, "Yön hareketi"ne katıldı ve "Madanoğlu cuntası"na teorik altyapı desteği sağladı.

Sonra ne mi oldu? Tutuklandı.

12 Mart dönemindeki "mağduriyeti", sanıldığı gibi, "Anayasaya Giriş"i yazdığı için değil, "Anayasa'dan Çıkış"ı savunduğu içindir.

Eskiden, "devlet düzeninin parlamenter sisteme dayanması sanıldığı kadar önemli değildir, reformcu önder olmak için parlamento dışı kaynaklara dayanmak gerekmektedir" şeklinde yazılar yazar, gönülleri ferahlatırdı.

Şimdi ("parlamento dışı kaynaklar"dan umudu kestiği için), sadece küfrediyor.


31 Temmuz 2003
Perşembe
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED