|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İlk bakışta, sıradan birşey gibi görünüyor ama Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın dün yaptığı değerlendirme toplantısı, demokratik bir geleneğin filizlenmesi açısından önemlidir. Bir Meclis Başkanı'nın, halkın; yani o meclisi tercihleriyle oluşturan insanların önüne çıkıp; sadece yasamaya ilişkin değil idari işlemlere kadar bütün ayrıntılar için hesap vermesi, sistem adına da son derece önemli bir şeffaflık motivasyonudur. Türkiye'nin adı yolsuzluklarla anılan Meclis yönetimlerinden bugünlere gelmesi de mutluluk verici bir durumdur. Üstelik, o Meclis'in başından bulunan kişinin son dönemde verdiği siyaset mücadelesi de yerleştirildiğinde de ortaya daha anlamlı bir tablo çıkmaktadır. Meclis Başkanı'nın verdiği fotoğraf demokratik iyileşmeyle örtüşmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece barındırdığı partilerin adı, adeti ve vekillerin kompozisyonu açısından değil; bir "ortak kimlik" olarak da değişmekte ve gelişmektedir. Arınç'ın dün kamuoyu karşısına çıkıp sergilediği profil işte bu gelişimin bir tezahürüdür. Meclis'in "ortak kimliği", siyasetin bizatihi kendisidir. Siyasetin yönelişlerini olduğu kadar, prestijini ve değerini de ölçmenin en önemli ölçüsü Meclis'in toplum içinde işgal ettiği değerler alanıdır. Toplumun Meclis'ten anladığı ve aldığı şey ne ise, siyaset de toplum nazarında hemen hemen o kadar birşeydir. Bu yüzden Arınç'ın dilinden dökülen ifadelerin iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Bütün o sözler arasından bir cümleyi çıkarıp ayırıyorum. Meclis Başkanı, Türkiye'de siyasetin nereden nereye geldiğini öğrenmek isteyenler icçin bulunmaz bir rakam açıkladı. Arınç, bugün noktalanacak olan Yasama Yılı'nda Meclis Dilekçe Komisyonu'na intikal eden başvuru sayısının 3 bin 143 olduğunu söyledi. Türkiye gibi sorunlu bir ülkede rakamın yüksek olması normal karşılanmalıdır. Ama ilginç olan, yine benzer sorunların yaşandığı Türkiye'de geçen dönemde insanların Meclis'e bu yola yaptıkları müracaatların sadece 225'te kalmasıdır. Toplumla Meclis arasındaki bu en doğrudan ilişki bir anda yüzde 10 katına kadar çıkmıştır. Meclis, bir anda çözüm kapısı haline gelmiştir. Arınç'ın deyimiyle "güvenilen kurum" olarak görülmeye başlamıştır. Dilekçe sayısındaki artış, 3 bin 143 çaresiz insanın işini gördürme çabasının ötesinde anlamlar taşıyor. Tek tek bu insanların sorunlarını seçtikleri insanlar aracılığıyla sisteme aktarma tercihleri demokratik bir mesajdır ve 3 Kasım'da ortaya çıkan tabloya atıftan başka birşey değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu dönemde öncekilere kıyasla daha çok mesai yaptı, daha çok kanun çıkardı, daha çok kurumu denetledi vs. Bunlar da hiç şüphesiz önemli göstergeler. Ama, en önemli özellik ve imaj Meclis'in toplum gözünde ulaştığı beklentidir. Meclis'in, bir yandan Avrupa Birliği gibi Türkiye tarihinin en önemli projelerinden birisinin en ağır taşlarını birbiri ardına döşemesi heyecan vericidir. Ama, bundan daha görkemli olan toplumun Meclis'in bu çabasını algılayabilmesi ve onu paralel bir eğilim sergileyebilmesidir. Görünen o ki, bu paralellik kuruluyor ve insanlar kendi elleriyle şekil verdikleri siyasetin kurumlarına itibar kazandırmak konusunda da cömert davranıyorlar. Beklentilerini seçtikleri kişileri ve onların içinde bulundukları kurumlara yönelterek de bu cömertliklerini gösteriyorlar. 3 Kasım'ın ortaya çıkardığı keskin değişim ustalıkla sindiren ve sindirden Meclis'in şimdi yapması gereken, başta yolsuzluklarla mücadele olmak üzere Türkiye'nin önünü tıkayan bütün hukuki ve demokratik takozları yoldan kaldırmaktır. Yolsuzluklarla mücadelede başarı Türk siyasetinin üzerindeki kleptokrasi lekesini bir çırpıda silmeye ve gelecek siyaset kuşaklarına siyaset mirasını tertemiz bırakmaya yetecektir. Bu büyük hedef için de galiba Arınç'ın hem Meclis'i, hem de ülkeyi biraz daha cesaretlendirmesi gerekecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |