AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Söz Gelimi

Televizyon değil, en fazla radyo zamanları... O gürültüden uzak yaşayışların, sessizliğin insanlarının, oturmaların, kalkmaların, konuşmaların, her bir şeylerin kendiliğinden incelikli bir ağırlık taşıdığı yıllar...

Televizyonun, makinelerin bilimum elektroniğin hayatın üstüne çöreklenmediği, insanları parmağında oynatmadığı vakitler...

Sessizliği dağıtmanın bir televizyon düğmesine basmak kadar kolay olmadığı mekânlar yani... Sürekli gülmelerin, sürekli yetişmelerin, sürekli "havayı dağıtacak" şeylerin bulunmadığı devirler.

Şöyle dura dura, nefeslene nefeslene hayatların zamanları...

Ve tabii, durgun bir göl yüzeyi kadar sakin nezaketin, on yıllara yaya yaya incelikle büyüttüğü, daima kendinin farkında âdâbı.

İyilik, zerafet, diğerkâmlık ve insan olma adına, insanlığın biriktirdiği ne varsa, sinesinde saklayan gelenek ve göreneklerin, adetlerin kadim halet-i ruhiyeleri...

Çocuklara kumbara

Ayfer Tunç, 2001'in en çok satanlarından "Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek" kitabının ortaya çıkış sürecini anlatırken, konu tam bunlara geldi dayandı, dil, öykü, roman sohbetinde. 70'lerde "çocuklara kumbara" meselesinin ciddiyetle efor sarfedilen bir gereklilik olduğundan, sıkıntılı bir "ama işte şimdi kredi kartları var"lara vurdu mevzu Ömer Lekesiz'in Kanal 7'deki programı Söz Gelimi'nde...

Oturaklı şeylere tahammülü olmayan uçarı sıcağın mevsiminde oluşumuz ve içinde edebiyat gibi TV'nin doğasına ters gelen "ağır" şeylerden sözedilmesi nedeniyle programın geceyarısına vuran bir saatte ekrana getirilmesi bile, bu tür programlara hiç prim vermeyen diğer kanallar hesaba katıldığında, Kanal 7'nin akışında programa yer açma kararının "takdire şayan" bulunmasından alıkoymuyor insanı.

Konumuz o değil ama.

Herşey inceden inceye

Söz gelimi, 'olmasaydı televizyon, nasıl olurdu buralar?' diye düşünüyor insan programı izlerken. Öncelikle herşeyin üstünü örten muazzam bir sessizlik olurdu herhalde. Gitgide derinleşirdi bu devasa sessizlikler mutlaka, içten içe.

Diğer odalara gidip kendi kendiyle kalmaya yarayışlı birşeyler yapmalar, çayını yudumlarken dura dura konuşmalar olurdu mutlaka.

Yeterli zamanlarda kurulmuş cıvıl cıvıl hayaller yerleşirdi insanların içine herhalde.

"Çok iş var, vakit yok"lar sığışacak yer bulamazdı kendine bu durgunluğun içinde.

Vakit tamı tamına yeterdi çünkü, inceden inceye yapılacaklar şeylere.

Herşey daha bir önem kazanırdı herhalde, kahvaltılar, kahvaltıda tebessümlü sohbetler, sağı solu düşünerek konuşmalar, oturmalar, kalkmalar ve daha neler neler...

Evin çocuğunun kapı komşusuna "Bir maniniz yoksa annemler size gelecek" diye sormasına varacak incelikli bir muaşeret gibi.

Daha sakin, daha nazik, iyiniyetli olurdu sanki. Eskiden olduğu gibi...


31 Temmuz 2003
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED