|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Arthur Rimbaud bir şiirinde (Sesliler) sesli harflerin rengini açıklıyor: buna göre A kara, I kızıl, E ak, U yeşil ve O mavidir. Harflerin rengi daha da ayrıntıya geçildiğinde: A, sineklerin kara kadife giysisi; E, buğuların saflığı; I, tükürülmüş erguvan kanı; U, denizlerin kutsal titreşimi; O, onun gözlerinin menekşe ışığı istiaresiyle belirlenir. Şair Sözün Simyası başlıklı şiirinde, ilk şiirine atıfta bulunarak harflere renk yakıştırmasıyla övünür: "Seslilerin rengini buldum. Sessizlerin biçimini ve devinimini düzenledim ve içgüdüsel uyumlarla, bir gün, bütün duyumlara açık olabilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm." der. (Illuminations / Cehennemde Bir Mevsim, çev: E. Alkan, Alaz Y. İst. 1984; mezkûr şiirler s.59 ve s. 181'de yer alıyor). Ömer Aksay ise daha gözü kara bir teşebbüste bulunuyor: harflerin yalnızlığını terennüm ediyor. Derin, dipsiz, uçurumlarla ve uçurumlarda boğuşan bir yalnızlık terennümü… her harfe özgü bir yalnızlık türü var sanki: her harfte terennüm edilen yalnızlık, bu dipsiz, bu marazî yalnızlığı gitgide çoğaltıyor ve iş o hale geliyor ki, yalnızlık kendi kendisiyle boğuşmaya başlıyor. Bir yalnızlığın başka bir yalnızlıkla boğuşmasından veya en azından karşılaşmasından ne çıkar? Yalnızlığın karşıtı bir olgu mu? Hayır. Eski Bir Yalnızlık Dilinde kitabında farklı yalnızlıkların karşılaşması üstel katsayıyla çoğalıyor. Lâmelif şiirinin sonu şöyle bitiyor: Yalnızlığın tek bir dala tutunması
Ve Elif şiiri: yalnızlığın harf olarak görünüşü
Şair, her bir harfte kendi yalnızlığını bir kere daha ve farklı bir ırada yaşıyor. Bâ'da "herkesin yalnızlığı gibi" bir yalnızlık; Tâ'da "sarayların, köşklerin, malikânelerin içinde barındırdıkları" "taklidedilemeyen bir yalnızlık"; Sâ'da "bilinemeyen bir zamandan bilinemeyen bir insana yazıldığı sanılan" bir yalnızlık; Cim'de "Cim kalbinde bir nokta gibi yapayalnız" bir yalnızlık; Hı'da "biraz ukala, biraz sinsi" bir yalnızlık; Dal'da "sürekli bilenen kılıcın kırıldığı yerde ertelenen cennetle bitişen harfteki" yalnızlık; Zel'de "yalnızlık alfabesindeki en sessiz ve uysal ve kendine kapalı" bir yalnızlık; Ze'de "mağarada bırakılan" bir yalnızlık; Sin'de "sinik bir harf olarak bir sır halinde sarnıçta saklanan" bir yalnızlık; Şın'da "şın'ın üstündeki noktalarla başlayan ve üç noktadan biri olan" bir yalnızlık; Sad'ta "sadakat kitabını okurken iliklerine işleyen" bir yalnızlık; Dad'ta "kendi içindeki yalnızlığa sıkışan ve içindeki yalnızlığı dışta bir yöne iten" bir yalnızlık yaşanır. Elbette, şair burada kesmiyor ve alfabeyi tamamlıyor. Şiirler tümüyle okunduğunda insanın yalnızlığının insanın yalınlığı ile bütünleştiği sezinlenmeye başlar: yalınlık, yani başka hiçbir dayanağı olmayan, yalın halde duran bir varlığın acınasılığı ve aynı noktadan fışkıran yiğitliği tecessüm ediyor burada. İster istemez "işte insan!" haykırışını işitmeye hazır bir donanım elde ediyorsunuz. İşte insan ve işte Allah! Kuran ve bitmeyen isyân, bitmeyen yalnızlık
Yalnızlığını tanımak ve ona meydan okumak isteyen cesaret sahiplerine açık şiirler…
Not: Eski Bir Yalnızlık Dilinde, şiir, Siyah Kalem Y. İst. 2002.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |