AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Artık itiraf edelim: Adalete güven yok

Sayın okurum… Sizin hiç adaletle işiniz oldu mu? Hiç mahkemelere yolunuz düştü mü?

Hakkınızı aramak isteyip de, bir sonuç alamadığınız oldu mu?

Hiç yıllarca süren davalara tanık oldunuz mu?

Çevrenizde adalete güvensizlik var mı?

Tüm bu soruları siz düşünedurun. Bir soru daha geliyor:

-Peki adalete güven duyuyor musunuz?

Bu soruyu niçin mi soruyorum?

Çünkü önce kuşkularım vardı. Şimdi eminim. Türkiye'de adalete inanç yok.

Daha da ileri gidiyorum, adalet yok.

Eğer geciken adalet adalet değilse, bu böyle….

Eğer adalet mülkün temeliyse –ki öyle– vahim bir gerçek ile karşı karşıyayız.

Devleti yönetenler, siyasiler istedikleri kadar "Adalete güven duymak gerekir. Hakimler ve savcılar tarafsızdır" desinler bu gerçek değişmez.

Ben bu kanıdayım. Çevremdeki insanlar bu kanıda. Türkiye'de adalet duygusu zedelenmiştir.

Bu kanımız toplumda yaygın bir taraftar da bulmaktadır.

İşte kanıtı.

ODTÜ öğretim üyelesi Doç, Dr. İhsan D. Dağı ile, Kırıkkale Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Metin Toprak bir araştırma yapmışlar.

3 bin 600 kişi ile konuşularak gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları geçen ay gazetelerde de yayınlandı.

Amaç, Türk insanının düşünce özgürlüğü , adalet ve AB'ye yaklaşımını ortaya koymaktı.

Çok çarpıcı sonuçlar çıktı.

Bana göre en çarpıcı olanı ise, Türk insanının adalete güveninin büyük ölçüde kaybolmasıydı.

Ankete katılanların yüzde 65'i yasaların tarafsız ve adil olarak uygulanmadığını belirtmiş.

Bu korkunç bir oran.

Hemen hatırlatayım.

Batı toplumlarında adalete güven, politikacılara da , askerlere de güvenin üstünde yer alıyor. Hatta en yüksek oranlara ulaşıyor.

Şimdi siz istediğiniz kadar "adalet var, hakimler tarafsız deyin" toplum buna inanmadıktan sonra neye yarar?!

Siz trilyonları götüren hortumcuyu, vurguncuyu birkaç gün hapiste tutup salıverirseniz olacağı budur.

Ayaktan, bacaktan vuranı hapse bile atamazsanız olacağı budur.

Yolsuzlukla suçlanan siyasilere yıllardır dokunamazsanız olacağı budur.

Hakim ve savcıları istediğiniz kararı vermedi diye sürgüne gönderirseniz olacağı budur.

Siz bu gerekçelere daha çok eklemeler yapabilirsiniz.

Güvensizlik feci bir şey.

Masum insanları bile zan altında bırakıyor.

Diyelim adamı yolsuzluk iddiasıyla mahkemeye verdiniz. Beraat etti. Gerçekten de suçsuz.

Ancak yine de kamu vicdanını tatmin etmeniz mümkün olmuyor:

-Yedirmiştir birkaç kuruş sıyırmıştır,

türü yorumlara tanık oluyorsunuz.

Adalet gerçekleşmediği için mağdur hakkını arayamıyor. Mazlum ise uzun süren davalar yüzünden masum olduğunu ispatlayamıyor.

Tablodan da göreceğiniz gibi, sadece adalete değil, polise, devlete, memura da güven yok.

Bu rejim için büyük bir yara.

Halkın yüzdez 73'ü ülkemizde insan hakları ihlallerinin yaygın olduğuna inanıyorsa, bu konuda Batı'dan gelen suçlamalara kızmaya ne hakkımız var?!

Aynı araştırmaya katılanların yüzde 80'i Türkiye'de düşüncelerin serbestçe ifade edilemediğini söylüyor.

Dahası bu konudaki davalarda, devletin mahkemelere baskı yaptığına inanılıyor.

Buyrun bakalım.

"Ne olmuş yani!" diyenler de olabilir.

Devlete, rejime, demokrasiye, adalete böylesine güvensizliğin olduğu bir ortamda istikrar olur mu?

Suç işleme oranı düşer mi?

Geleceğe güven duyulur mu?

İnsanlar mutlu olabilirler mi?

Peki ne yapalım?

Eğer adalet mülkün, yani devletin temeli ise, işe buradan başlayalım.

Adalet reformu diye diye bu günlere geldik. Bir arpa boyu yol alamadık.

Ey iktidar, muhalefet milletvekilleri.

Bu gerçeği çevrenizden siz de görüyorsunuz.

Niçin hala kılınız kıpırdamıyor?

Kredi kartınızla fazla haşır-neşir olmayın

Derler ki:

Amerikan ekonomisinin büyümesinden kredi kartlarının da büyük etkisi oldu.

Kartlar harcamayı, dolayısıyla tüketimi artırdı.

Çünkü kartlar sayesinde cepte olmayan para da harcanmaya başladı.

İnsanlar, para ödemeden alışveriş yapıyormuş duygusuna kapıldılar.

Kart borçları bankalarından kendilerine bildirilince "Yandım Allah!" diye çığlık attılar ama iş işten çoktan geçmişti.

Alışveriş çılgınlığı kredi kartlarının da kışkırtmasıyla giderek bir hastalığa dönüştü.

Çok sayıda kişi ABD'de bu yüzden psikologluk oldu.

Biz de acaba bu konuda Küçük Amerika olma yolunda mıyız?

Tabii ki ne kart sayısı ne de harcamalar henüz bu ülkeyle kıyaslanacak düzeyde değil.

Ancak, harcamalar çığ gibi büyüyor.

Kredi kartı borçları her ay bir katrilyon lira artıyor….

Yılbaşından bu yana 7 katrilyon lira dolayında bir harcama yapılmış.

Bu miktar geçen yıla göre yüzde 60 daha fazla.

Kredi kartı güzel bir uygulama. Gerekli de.

Hele hele bol sıfırlı fiyatların uçuştuğu ülkemizde, nakit para taşımak başlı başına bir sorun.

Bir-iki milyar lirayı cepte taşımak mümkün mü?

Vazgeçmeyelim ama ölçülü davranalım.

Umarım bu harcama patlaması, yeniden kredi kartları mağdurları yaratmaz.

Dikkat, diyorum.

TARİH HATTI

Atçalı Kel Mehmet para bastırmıştı

1830'lu yıllarda Atçalı Kel Mehmet lakaplı bir efe Osmanlı'ya karşı isyan bayrağını açıyor. Dağa çıkıyor.

Aydın vilayetini bir yıllığına da olsa ele geçirmeyi başarıyor.

Vali-i Vilayet, Adem-i Vilayet, Adem-i Devlet, Atçalı Kel Mehmet, diyerek para bastırıyor.

Tabii kısa süre sonra Osmanlı duruma hakin olunca bu para geçersiz oluyor.

Arapça harflerle para basımı ise Cumhuriyet döneminde de sürdü. 1340 tarihinde (1924) Arapça harflerle basılan 10 kuruş piyasaya sürüldü.


31 Temmuz 2003
Perşembe
 
ŞEMSİ YÜCEL


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED