|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hani siyasi gerilim romanlarının giriş sayfasında, "Okuyacaklarınız hayal ürünüdür, kahramanların ve anlatılan olayların gerçeklerle bir ilgisi yoktur" uyarısı yer alır ya, bunun tam tersi uyarıyı ilk sayfasında taşıyan bir romanla karşılaşabileceğimi hiç sanmıyordum. 'Da Vinci Kodu' daha uyarı sayfasından okuru saran bir roman... Gerçeklerle ilgisini en baştan ilân eden bir roman neden okunur? En başta, o gerçekler asırlar boyu gözlerden saklanmaya çalışıldığı ve insanlık tarihi, bir anlamda, farklı biçimde yaşanmak zorunda bırakıldığı için... Ayrıca, usta bir öykü anlatıcı, gerçekleri de anlatsa, hayal dünyamızı zorlamayı becerebiliyor... Sıradan bir eserden söz etmediğimi bilmeniz için hemen kaydedeyim: Dan Brown'ın kaleme aldığı 'The Da Vinci Code' adlı roman, haftalardır Amerika 'en çok satan kitaplar' listesinin birinci sırasından inmiyor. Peynir ekmek gibi satılıp okunuyor bu roman. Zihinlerde meydana getireceği altüst oluşun etkilerini doğrusu şimdiden merak ediyorum... Günümüzde geçiyor, ama insanlık tarihinin ikibin yıllık serüvenini anlatıyor aslında roman... Louvre Müzesi müdürünün de içlerinde yer aldığı dört önemli kişinin öldürüldüğü gece yaşananlar, Hıristiyan inancının karanlık bir yönüne ışık tutacak biçimde gelişiyor... Romancının hayal ürünü günümüzdeki ölümler; ancak okurlarını geçmişe doğru seyahata çıkardığında anlattığı her şeyin 'gerçek' olduğunu biliyoruz. O gerçeklerle sarsılmamızı bekliyor yazar... 'Sarsıcı gerçek' şu: "Hıristiyanlık, çıkışından epey sonra, halkının neredeyse bütünü yeni dini kabul ettiği için etrafı yalnızlaşmış 'pagan' Roma İmparatoru Konstantin tarafından saptırıldı. Konstantin, kendi eğilimlerine uygun hale dönüştürülmesi karşılığında imparatorluğunun resmî dini yaptı Hıristiyanlığı; rahipler de, 'devlet dini'ne dönüşmenin câzibesine kapılarak, İznik'te konsül topladılar ve dinde imparatorun istediği değişiklikleri yaptılar. Sahih kaynakları yokedip yamultulmuş inançlara destek veren anlatımlar böylece ön plana çıktı..." 'Babaerkil paganizme' karşı 'anaerkil paganizm' yakıştırmasını ciddiye almıyorum. Kadına önem veren, Hz. İsa'yı 'beşer' kimliğiyle ön planda tutan bir dindi Hıristiyanlık ilk döneminde, Konstantin'in işbirlikçi rahiplerle birlikte icat ettiği yeni örgütlü din bunu tersine çevirdi: Hz. İsa'ya uluhiyet atfettiler ve kadını da geriye çektiler. Masal gibi geliyor değil mi? Oysa, bunlar, uzunca bir süredir dünyanın bilgisi dahilinde olan gerçekler... Bazısı Türkçeye de çevrilmiş 'Kutsal Kâse' konulu kitaplarda anlatılan tez bu. 'Kutsal kâse', Hıristiyanlık'ta, Hz. İsa'nın son yemeğinde kullandığı bardak olarak biliniyor. Oysa tarihi farklı yorumlayanlara göre, o yemekte masada tek bir bardak yoktu, dolayısıyla 'kutsal kâse' o masadaki bardak olamaz... Roman, 'kutsal kâse'nin esas anlamı etrafında kurulmuş zaten... Buraya kadar anlattıklarımın, kanı fıkır fıkır kaynatan bir mâceradan çok loş kütüphanelerde yapılan ilâhiyat tartışmalarını düşündürdüğünün farkındayım elbette; yazarın ustalığı da burada. Hıristiyan tarihinin en karanlık noktalarına ışık tutarken, olayı günümüze başarıyla taşıyabiliyor. Konstantin'in zorladığı değişiklikleri kabul etmemiş bir örgütün varlığı harekete geçirmiş Dan Brown'ı; 'gizli gerçeği' tarih boyunca kendilerinden sonrakilere emanet bırakan bir örgüt bu... Şaşıracaksınız, ama yazmadan edemeyeceğim: Sadettin Tantan'ın yaygın kullanıma soktuğu 'Tapınak Şövalyeleri' bu örgütün adı... Leonardo da Vinci bu noktada devreye giriyor. Da Vinci bu gizli örgütün kendi dönemindeki lideri. Genelgeçer inançlardan çok farklı düşünce ve eğilimlerini eserlerine yansıtmış bir sanatçı o. 'Son yemek' tablosu da, hatta Mona Lisa da pek çok gizemi içinde barındırıyor. Leonardo kadar ünlü başka mensupları da var örgütün: Botticelli, Sir Isaac Newton, Victor Hugo ve şu yakınlarda Jean Cocteau... Her örgüt bir tepki doğurur, hele bir de 'dinî' yönü varsa... Nitekim, Vatikan içindeki en keskin örgütlenme olan Opus Dei'nin kendine biçtiği görev de, her türlü 'farklı' yorumla her yöntemle mücadele etmek... Dan Brown, her dönemde sadece dört kişinin bildiği bir gerçeği kilise için tehdit unsuru olmaktan çıkarma kararının uygulanması üzerine oturtmuş romanını... İyi de yapmış; sayesinde yine gerçekler dünyasının başka bir soğuk yüzüyle tanışıyor okur... Romanın en ustaca kaleme alınmış bölümleri, insan zihnini müthiş tahrik eden semboller ve gizemler dünyasına okuru soktuğu bölümler... Zekâ ve bilginin elele verdiğinde en çözülmez sanılan sırların birer birer anlaşılır hale girdiğini görüyoruz o sayfalarda. Bu romanın ciddi okur üzerinde bıraktığı en önemli etkinin, başka eserlerde de zekâ ürünü kurgular aramaya hak kazandırması olduğunu düşünüyorum. Kitapçı raflarını süsleyen o bildik fazla hareketli 'film senaryosu gibi' romanlar yerine, gri beyin hücrelerini çalıştırmayı hedefleyenler rağbet görmeye başlayabilir bundan böyle... Görmeli de... Amerika'da çok satılan bu roman Türkçeye ne zaman çevrilir acaba? Bu tür romanlara ilginin bizde de son zamanlarda arttığını bildiğim için herhalde sizler de çok yakında okuyabileceksiniz. Kitapçınıza uğrayın, bakarsınız yayınlanmıştır bile...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |