|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“Dünyanın en iyi üniversitelerinden birini bitirmiş New Yorklu bir hukukçuyu el-Kaide’ye sızdıracak halimiz yok; bilgi almak için Şeytan’la evlenmemiz veya en azından onu kendi emrimize almamız gerekiyor.” Son zamanlarda okuduğum en açık-seçik sözlerden biri bu. “Askerler dobracıdır” denir ya, çoktandır duymadığım dobralıkta bu cümleler Irak Savaşı’nı yöneten Amerika’nın Genelkurmay başkanı Gen. Tommy Franks’a ait... Gen. Franks, “Teknolojiye müthiş yatırım yaptığımız halde, elimizde yönlendirici istihbarat yoktu; görevi bilgiyi istihbarata dönüştürmek olanlar da fazla işe yaramadı” diyor... Amerikalılara acıyabilirsiniz; önemli isimler kafalarını biraz daha karıştıracak çıkışlar yapıyor şu sıralarda. Kitapsever bir toplum, kültürel etkinliklere de düşkün; ancak kitaplar ve filmler zihin açmaktan çok sağlıklı düşünmelerini engelliyor. George W. Bush’u yeniden seçtirme amaçlı kampanyanın bir parçası olarak ‘American Soldier’ (Amerikan asker) adıyla bugün piyasaya çıkacak Gen. Franks’in anıları da benzer bir işlev göreceğe benziyor: Kafalar daha da karışacak... Afganistan ve Irak’a Amerikan askeri göndermeye yol açan gelişmeleri, dünyanın seyrini de değiştiren 11 Eylül uğursuz eylemleri başlatmamış mıydı? 11 Eylül’ü ise Üsame bin Laden’in el-Kaide örgütü planlamamış mıydı? O halde, Amerikan ordularını sevk ve idare eden Gen. Franks, kitabında ve verdiği röportajlarda, Saddam Hüseyin için ağzına gelen en galiz sözleri birbiri ardına sıralarken, Üsame bin Laden için, nasıl ‘Arapların kahramanı’ diyebiliyor? “Üsame bin Laden yalnızca ‘öldürücü bir muhasım’ değil, aynı zamanda ‘sâdık ve maharetli güçlerin cesur ve değerli komutanı’dır” da diyor Gen. Franks... Bush’u övüyor; Donald Rumsfeld de takdir ettikleri arasında Gen. Franks’in; buna karşılık Rumsfeld’in ‘Neo-Con’ takımı ağır küfürlerine muhatap... Bir ara Türkiye’nin paralı lobicisi olarak da çalışmış Douglas Feith sözgelimi, Gen. Franks’in küfürlerinden bayağı nasibini alıyor... Büyük bir ihtimalle Franks emekli olur olmaz yazdığı ve Bush daha Beyaz Saray’da otururken çıktığı için olacak, kitap dişe dokunur ayrıntılara fazla girmiyor. Bu kitabın üslubuna bakarak beklentimi buraya kaydedeyim: Irak Savaşı ve 11 Eylül üzerine esas gürültü koparacak açıklamalar ve o açıklamalar sayesinde başlayacak tartışmalar için başkanlık seçimi sonrasını beklemek gerekecek... Daha doğrusu, Bush ve ekibinin iktidardan uzaklaşmasını... TIME dergisi, dün çıkan sayısında, kitabında anlattıkları üzerine Gen. Franks ile bir röportaj yayımladı. On soru sormuş TIME, sorulardan biri şu: “İşgalin üzerinden bir yıldan uzun bir süre geçtiği halde, bir süpergücün, Irak’a sürekli elektrik sağlaması gerekmez miydi?” Franks, “Doğru” diyor, ama ardından, bu beceriksizlikten hiç günahı olmayan birilerini suçluyor: Irak halkını... “Iraklıların toplu halde ve hemen yükü omuzlayacaklarını umuyorduk; ama gerçekte bunu yapmamayı yeğlediler. Sorumluluğu umduğum kadar hızlı üstlenmeye yanaşmadılar...” Bu cevabı bir yere yazın ve Bush’un yeniden seçilmemesi durumunda Gen. Franks’ın anlatacaklarını beraberce gözden geçirelim. Çünkü, aynı röportajda, “Sizce Bush yeniden seçilmeli mi?” sorusuna atlatma bir cevap verirken, gönlünün birlikte savaş deneyimi yaşadığı kadronun devrilmesinden yana olduğunu da belli ediyor Franks; Demokrat Parti’nin Boston’da yapılan kurultayına çağrılmadığına hayıflandığını açıkça söylüyor zaten... Anılarla ilgili haberlerde iki konu öne çıkartılıyor. Biri, doğal olarak, kitle imha silâhlarıyla ilgili istihbarat zaafı... Konuya değinirken, Franks, “Biz varlığına inanıyorduk; bizi diğer Arap liderler de yönlendirdi” diyor açık açık. İsim de veriyor: Ürdün Kralı Abdullah ile Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek... Kral, “Güvenilir kaynaklar söylüyor” demiş; Mübarek ise, savaştan iki ay önce bile, “Saddam’ın elinde biyolojik silâh var, birliklerinize onlarla saldıracak” iddiasındaymış... ABD’yi bile şapa oturtmada belirleyici bir rol oynadıklarına göre, Ortadoğulu yöneticilerle görüşmeler yürütenlerin dikkatli olması şart... Önemli ikinci konu, Bağdat’ın kolayca düşmesi ve Irak ordusunun doğru dürüst çatışmadan teslim olması... “ABD, Iraklı generalleri parayla satın aldı” diyenler ve bu iddiayı bazı olgularla destekleyenler çıktığını biliyoruz. Gen. Franks ise değişik bir iddia seslendiriyor: İki taraflı bir ajan kullanarak Saddam’ı direnmeme konusunda ikna etmişler... ‘1 Nisan Şakası’ kodadlı ajan, karşı tarafı, “Siz Türkiye’nin izin vermemesine aldırmayın, ABD esas kuzeyden saldıracak” diye kandırmış; Saddam birliklerini kuzey ve batıda konuşlandırınca bütün gücüyle güneyden saldıran ABD sonuç alabilmiş... “Kandırmaca o kadar hassastı ki,” diyor Franks, “Bazı bakanlar bile haberdar değildi.” Bu arada, ‘1 Nisan Şakası’nın Amerikalı bir subay, muhatabının da diplomat kisveli bir Iraklı istihbaratçı olduğunu öğreniyoruz... Amerikalı ajan, Iraklılara, ‘çok gizli’ damgalı sahte işgal planları satmış... Ne yalan söyleyeyim, “ABD Iraklı generalleri parayla satın aldı” teorisi, bana, Franks’ın ifşaatından daha inandırıcı geliyor... Esas ifşaatlar için kasım sonrasını bekleyeceğiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |