|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsan belleği gerçek bir mucize. Bazen en münasebetsiz -ve gereksiz- ayrıntıları bir yerlerden bulup çıkarıyor, bazen en göz önündeki bilgileri saklayıp bir türlü hatırlatmıyor. Çağrışımlar da olmasa işimiz çok zor. Dün, Mehmet Barlas, son zamanların en çok konuşulan konusunu işlemiş, ama ne işlemek... Haberde geçen 'Abbas' isminin izinden gidip Cahit Sıtkı Tarancı'yı anmış, onun 'Abbas' şiirini okurlarına aktarmış, sonra da güncel olayın 'esas kahramanı' Tamer Karadağlı ile eşine öğütlerini sıralamış... Zevkle, heyecanla okunan bilgelik dolu bir yazı... Hayrettir, ben de onun yazısını kaleme aldığı saatlerde Cahit Sıtkı Tarancı'yı düşünüyordum; ama bambaşka bir sebeple... Arada, Mehmet Barlas'ı da hatırlayarak... Cahit Sıtkı Tarancı ile Mehmet Barlas'ı zihnimde kesiştiren Nurullah Ataç oldu; daha doğrusu kızı Meral Ataç'ın 'Küçükhanım Meralika' başlıklı anıları (YKY, 2004)... 'Babam Nurullah Ataç' (YKY, 1998) adını taşıyan anılarının devamı bu yeni kitap da; daha çok ailesi ve etrafında gelişen olayları anlatıyor yazar... Büyük bölümü Büyükada'da, son zamanları da Ankara'da geçen bir yolculuk sayın anlatılan hayat öyküsünü; o öykünün içinde yer alan kişiler de Nurullah Ataç'la yolları kesiştikçe kitabın sayfalarında beliriveriyorlar... Cahit Sıtkı Tarancı o kişilerden biri. Daha önce hiçbir yerde karşıma çıktığını hatırlamadığım özelliklerini aktarmış Meral Ataç ünlü şâirin. Bir ara, Ankara'da, Necati Cumalı ile aynı evi paylaşmış Cahit Sıtkı. Konuşkan olmayan, sessizliği yeğleyen biriymiş. Vücutça da küçük ve çelimsizmiş. Okuyalım: "Cahit Sıtkı vücutça küçücük bir adamdı. Anlatamayacağım kadar sevimli, son derecede saygılıydı. Hemen hemen hiç konuşmaz, dikkatle konuşulanları dinlerdi. Konuşması biraz tutukçaydı. Onun uzun yıllar Paris'te yaşadığını duyduğum için bir gün, 'Cahit Bey, herhalde çok iyi Fransızca konuşuyorsunuz' demiştim. Bana, 'Fransızcayı ancak içtiğim zamanlar konuşabilirim' diye yanıt verdi. Zaten az konuşuyor, çok dinliyordu. Herhalde içince değil Fransızcayı konuşmak, Türkçeyi bile unutup tümden susuyordu." (s. 143) Dostluklar o dönemde çok önemliymiş... Aynı evi paylaştığını öğrendiğimiz şâir ve tiyatro yazarı Necati Cumalı, Ankara günlerinde Nurullah Ataç'ın evini sık ziyaret edenlerdenmiş. Meral Ataç anlatıyor: "Necati Bey babamla tam konuşmaya daldıkları an çoğu zaman birdenbire Cahit Bey aklına gelir, 'Nurullah Bey, ben Cahit'i aramaya gidiyorum' diye birdenbire kalkardı. Cahit Bey içkiyi seviyor, kimi zaman içkinin etkisiyle evin yolunu şaşırıp evi bulamıyor ya da bir yerlerde sızıp kalıyor, nerede olduğunu bulup onu eve götürmek de Necati Bey'e düşüyordu." (s. 142). Güncel bir olay üzerinde düşünürken, Mehmet Barlas'a belleğinin çağrıştırdığı 'Abbas' şiirini bir de bu bilgiler ışığında okuyabiliriz: "Haydi Abbas, vakit tamam; / Akşam diyordun işte oldu akşam. / Kur bakalım çilingir soframızı; / Dinsin artık bu kalp ağrısı. / Şu ağacın gölgesinde olsun; / Tam kenarında havuzun." Tamer Karadağlı olayını düşünürken 'Abbas' üzerinden Cahit Sıtkı'ya gitmek tamam da, o çağrışımların peşine takılıp yazısını yazdığı sırada, benim zihnim Cahit Sıtkı'dan nasıl Mehmet Barlas'a ulaşmış olabilir? Tabii, yine Meral Ataç'ın anıları yoluyla... Meral Hanım'ın babasının yakın çevresinde Mehmet Barlas'ın babası Cemil Sait Bey ile amcası Dr. Mecit Barlas da var. "Ahmet Hamdi Tanpınar'dan sonra babamın en çok kavga ettiği arkadaşı" diyor Meral Ataç babasının konuklarından Cemil Sait Barlas için... Orhan Veli'nin babasının Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şefi olduğunu biliyordum da, kendisinin saz çaldığını hiç duymamıştım. Bir akşam evlerindeyken Orhan Veli'nin kendisine lâf çarptırmasına gücenen Meral Ataç odasına kapanmış... "Babam onun çok seviyeli, çok nâzik olduğunu söylerdi ama, bana o gece söylediği o söz onun nâzikliğiyle ters düşüyordu. Gelirken sazını da getirmişti. Bir ara saz çalıp türkü söyledi. Sesi de bayağı güzeldi. Ona gücendiğim için odama gitmiş, çaldığı sazı, '... Keten de gömlek pırpırlı' diye söylediği şarkıyı yattığım yerden dinlemiştim." Nurullah Ataç'ın hayatı önce canciğer olduğu, sonra da ölümüne küstüğü dostluklarla dolu. "Sonraları babam ona da gücenmiş, ilgisini kesmişti" diyor Meral Hanım, Orhan Veli için... Çağrışım yüklü bu yazının güncel bir tarafı da olmalı değil mi? Meral Ataç, fakülteden arkadaşı bir gençle evlenmiş. Nişan törenine İsmet İnönü de katılmış... İsmet Paşa, yüzüklerini takarken, genç çifte, "Birbirinizin kadrini kıymetini bilin; hanımefendi sinirli olduğu zaman ben susarım, ben sinirli olduğum zaman da hanımefendi susar" öğüdünde bulunmuş... Meral Ataç şu satırları ekliyor o sözü naklettikten sonra: "Ne yazık ki, biz bu büyük insanın öğüdünü tutamadık. Birbirimizin kadrini kıymetini bilmesine bilip birbirimizi çok sevdik ama, bizim hatamız, bizim yanlışımız kimi yanlış insanları dost bilmemiz, onların da bize dost olduğunu sanmamız, kimi yanlış aileleri evimize sokmamız oldu." (s. 165). Ne diyordu 'Abbas' şiirinin devamında Cahit Sıtkı Tarancı: "Bas kırbacı sihirli seccadeye, / Göster hükmettiğini mesafeye / Ve zamana. / Katıp tozu dumana, / Var git, / Böyle ferman etti Cahit."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |