AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Genç kuşaklar savrulurken... (2)

Amerika'da yayımlanan Newsweek'in önceki haftaki sayısının kapak konusu, "The World's Best Countries" (Dünyanın En İyi Ülkeleri) başlığını taşıyordu. Dergi, Türkiye'yi, dünyanın en iyi ülkelerinden biri yapmıştı ve "dünyada gençlerin yaşayabileceği en iyi ülke" seçmişti ama bu konu medyada maalesef gözardı edildi. Elbette gözardı edilecekti; çünkü Amerikalılar Türkiye'yle dalga geçiyor gibiydiler!

Meseleyi gözardı etmeyen bazı gazeteler de vardı ve bu gazetelerin Amerikan dergisinin haberini aktarış biçimleri, bu gazetelerin aslâ Türkiye'nin gazeteleri olmadığını ispatlar nitelikteydi: Mesela bir gazete (Vatan), "Gençler, Türkiye'den önce AB'ye girdiler" başlığı atmıştı. Amerikan dergisine rahmet okutacak kadar gemi azıya almıştı Türkiye'de çıkan ama Türkiye'yle, bu ülkenin kültürel dinamikleriyle zırnık kadar ilgisi, yakınlığı olmayan vatanını şaşırmış Vatan gazetesi.

Ne kadar da köle ruhlu tip var Türkiye'de kamuoyuna bu şekilde vaziyet eden! Hangi Türkiye'nin hangi gençlerinden sözediyor bu sol-kökenli ama Amerika'dan çok Amerikan kültürü hayranı ve çığırtkanı gazeteciler? Elbette ki postmodern düşünürlerin "hazzın ertelenemezliği"nin, ben-merkezciliğin ve narsisizmin temellerini oluşturduğunu söyledikleri postmodern, sığ, pespaye Amerikan kültürünü; soysuz idollerini; hazzı, hızı, köşe dönmeciliği, bencilliği putlaştıran primitif ideallerini kölecesine taklit eden büyük kentlerimizin en burjuva ama en solcu kesimlerinin barları, gece kulüplerini mesken tutan, hızla buraya yabancılaşan, entelektüel melekeleri değil, cinsel güdüleri iş yapan ve ilk fırsatta Türkiye'yi terk etmek için can atan mandacı Türkiye'nin gençlerinden sözediyorlar tabii ki.

Bir an önce Amerika'ya, Avrupa ülkelerine kapağı atmak için Türk gençlerinin Batı ülkelerinin konsolosluklarının kapılarında gece gündüz kuyruklar oluşturduğunu Amerikalılar bilmiyor mu? Elbette biliyorlar.

O halde ne diye, kendisinden kaçmak için her tür numaraya başvuran bir ülkenin gençlerinin yaşadığı yeri, dünyada gençlerin keyifle yaşayacakları en iyi ülke olarak takdim ediyorlar ki? Burada bir hinoğlu hinlik yok mu sizce?

Hem de öyle bir hinoğlu hinlik var ki, bizim bunu fark edebilmemiz için, kendimiz olmamız, kendimize yabancılaşmaMamız, kendi farkımızın farkına varabilecek bir bilinç düzeyine ve sarsılmaz bir özgüvene sahip olmamız gerekiyor.

Her şeyden önce şu gerçeği tekrar tekrar hatırlamak zorundayız: Önümüzdeki 25 yıl süresince Türkiye'nin nüfusunun omurgasını gençler oluşturacak. Bu arada Avrupa'nın nüfusu zoraki olarak yaşatılmaya çalışılan yaşlılardan oluşacak ve kelimenin tam anlamıyla "moruklayacak".

Burada küçük gibi gözüken ama gerçekten Türkiye'nin geleceğini belirleyecek hayatî bir fenomenle karşı karşıyayız: Öncelikle nüfusunun omurgasını gençlerin oluşturduğu bir ülkenin kültürde, sanatta, düşüncede, siyasette, ekonomide büyük atlımlar gerçekleştirmekten başka bir seçeneği olmadığını aslâ unutmayalım. Çünkü gençlik dinamizm demek, coşku demek, heyecan demek, cesaret demek, hareketlilik demek...

Yani neresinden bakarsanız bakın Türkiye'nin önü açık. Ama Türkiye gözü kapalı ve kapatılmış bir şekilde bir uçuruma doğru hızla sürükleniyor. Şöyle bir uçurum bu: Televizyonlardan, müzik salonlarından, spor sahalarından, üniversite kampüslerinden, liselerden ve tüm diğer eğitim kurumlarından hızla yayılan ve yaygınlaştırılmaya çalışılan şey, bu ülkenin çocuklarının, genç kuşaklarının İslâmî, dolayısıyla kültürel aidiyet bağlarını tarumar etmek; genç kuşaklarımızı bu toplumun derin tarih ve medeniyet birikmine, zengin kültürel değerlerine ve dinamiklerine yabancılaştırmak. Dolayısıyla önümüzdeki on yıllarda Türkiye'nin her alanda ve her bakımdan sıçrama yapmasını mümkün kılabilecek ruhu, bu ruhu verebilecek yegâne kaynak olan İslâmî kimliği, kültürü, aidiyet biçimlerini buharlaştırarak berhava etmek.

Kültür endüstrisi, spor endüstrisi, müzik endüstrisi, eğlence endüsrisi ve eğitim kurumları sanki elbirliği ve işbirliği etmişlercesine bu toplumun genç kuşaklarının ruhlarını çalıyorlar. Televizyonlardan, gazetelerden, spor, müzik, eğlence salonlarından ve eğitim kurumlarından yayılan, pompalanan hazcı, narsisist, bencil, sefih seküler Batı kültürü, gençlerimizi içgüdülerinin, hazzın, paranın, çıkarın, köşe dönmenin putlaştırılarak kölesi kılan içi boş, anlamsızlık üreten sığ bir kültürü yayıyor; buna mukabil, bu yok edici ve yıkıcı kültürü püskürtebilmemizin yegane sigortası olan, onları asalet ve şahsiyet sahibi kılıcı, onlara yaratıcı bir ruh, sarsılmaz bir öz-güven, heyecan ve coşku armağan edici İslâmî kültürel değerlerimizi ve dinamiklerimizi dinamitliyor.

Bu toplumun yeniden ayağa kalkmasının, gençlere muhkem ve muhteşem bir ruh verebilecek tek kaynak olan İslâmî dinamiklerimizin geleceğimizin, dolayısıyla gençlerimizin yegane sigortası olduğunu artık vakit geç olmadan kavramak ve bizi, genç kuşaklarımızı uçurumun kenarına fırlatacak adımları, numaraları püskürtmenin yollarını araştırmak zorundayız.

Bernard Lewis'in, Pazartesi günü Radikal'de yayımlanan bir yazısında "Avrupa'nın yüz yıl sonra İslâmîleşeceğinden sözettiğini" hatırlatarak, neden Batılıların İslâm'dan fena halde ürktüklerini; Türkiye'ye, yüz yıldan bu yana tanınamayacak hâle getiren projeler empoze ettiklerini; bizim elitlerimizin de bütün bu olup bitenleri neden hâlâ kavramakta zorlandığını uzun uzun düşünmeye davet ederek genç kuşağa sahip çıkmak zorunda olduğumuzu, yoksa toprağın ayağımızın altından yavaş yavaş kaydığını anımsatmak istiyorum.


4 Ağustos 2004
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED