|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
11 Eylül'den bir süre sonra bazı ABD televizyonları, haber ajansları ve gazeteleri, gerek 11 Eylül haberleri gerekse Afganistan ve Irak işgalleriyle ilgili olarak kamuoyunu yanılttıklarını söyleyerek günah çıkarttılar. Aslında, açıkça yalan söylediklerini itiraf ediyorlardı. Birçok ünlü gazete ve TV yöneticisi bu kervana katıldı. New York Times gibi dünya markası bir gazete de bunlar arasında. Geçenlerde bunlara bir başka ünlü isim katıldı: Washington Post. Bu gazetenin, Başkan Nixon'un istifasına yol açan Watergate skandalını ortaya çıkaran gazete olduğunu buarada söylemek gerekiyor. Bu gazete okurlarına karşı alenen özeleştiri yaptı. (Darısı bizimkilerin başına). Daha önce de bazı ünlü gazeteciler Irak'a ilişkin haberler ve yazılar konusunda özeleştirilerini yayınlamışlardı. Wasington Post da, Irak savaşından önce kitle imha silahları konusunda Beyaz Saray'ın açıklamalarına fazla yer vererek yansızlığını yitirdiğini kamuoyuna duyurdu. Gazetenin Pentagon (Savunma Bakanlığı) muhabiri Thomas Ricks, "Beyaz Saray yönetiminin açıklamaları hep birinci sayfada yer alırken, bu açıklamaların tersi yöndeki haberler, pazar ya da pazartesileri 18. ya da 24'üncü sayfada yer buluyordu" diye günah çıkardı. Rick, gazetesinin yazı işlerinde hakim olan düşünceyi, "ülke savaşa gittiğine göre muhalif haberleri fazla dert etmemek gerek" şeklinde özetledi. Yazı işleri müdürü Leonard Downie Jr da, "Beyaz Saray'ın yaptığı hazırlıklara çok fazla daldıklarını ve savaşın iyi fikir olmadığını söyleyerek hükümetin gerekçelerini sorgulayan insanlara kulak vermediklerini" itiraf etti. Yazı işleri müdürü, "Baş sayfada bu konuda yeterince haber yer almadı. Bu benim hatam" şeklinde özeleştiri getirdi. Yazı işleri kurulu mensuplarından ünlü gazeteci ve Watergate rezaletini ortaya çıkaran iki gazeteciden biri olan Bob Woodward da,"İşimizi yaptık, ama yeterli olmadı. Daha fazla yol alınabilmesi için yapılması gerekenleri yapmamış olmamıza kızıyorum" şeklinde açıklama yaptı. Woodward, Çoğunluğun kabul ettiği savaş gerekçelerinin o kadar sağlam olmadığını gösteren bilgilere sahip olduğumuzu okurlarımıza söylemeliydik" diyerek pişmanlıklarını dile getiriyor. Son pişmanlık fayda ederdi mi? Bu günah çıkarma ve pişmanlık beyanları hiç olmazsa şimdi işe yarıyor mu acaba? ABD medyası söz gelimi, Necef'te neler olup bittiğini sağlıklı bir şekilde verebiliyor mu? Orada bir katliam olduğu söyleniyor ama ABD ve İngiliz medyasının bu durumu yansıtmaya pek gönlü yok. Bazı haberlere baktığımızda durumun eskisine oranla bir miktar iyileşmesine karşılık genel olarak sansür ve saptırmanın devam ettiğini söylemek gerekiyor. İngiltere için ise, durumun daha kötüye gittiğini gösteren belirtiler var. 68 kuşağının tanınmış ismi Tarık Ali, 12 Ağustos tarihli Guardian gazetesine yazdığı Irak'la ilgili bir makalede medya rezaletlerinden söz ediyor. Özellikle de BBC'nin, savaşın başından bu yana daha da kötüleştiğini ve hükümete tam teslim olduğunu ileri sürüyor. Tarık Ali yazısının başında şu saptamayı yapıyor: "Efsanelerin çoğu az da olsa gerçeklik içerir. Fakat hergün BBC ve ABD kanallarının sunduğu hileli görüntülerde o bir pekaz gerçeği bile bulmak mümkün değil. Yazılı medya da farklı değil." "Medya durumun vahametini yansıtmaktan kaçınsa da ABD istihbarat birimleri, direnişin her geçen gün genişlediğini kabul ediyor. Eğer Mukteda Sadr, Necef'teki çatışmalar sırasında yakalansa ya da öldürülse, artan direnişe katılım sele dönüşebilir. Böyle bir durumda gerçeğin en azından bir kısmının düzenli olarak yansıtılmasını sağlamak medyanın sorumluluğu olmalı." Tarık Ali yazısının bu bölümünde, BBC'nin son Hutton Raporu sonrasında hükümete tamamen teslim olduğunun görüldüğünü belirterek sorunun sadece gazetecilerin kendilerini sansür etmeleri ile ilgili olmadığını söylüyor ve devam ediyor: "Söylentilere göre, yaz başında BBC'nin yeni genel müdürü Mark Thompson, yayın kurulu ile yaptığı toplantıda, BBC haberlerinin fazla solcu ve hükümete karşı fazla eleştirel olduğuna dair bir kanaat bulunduğundan dem vurmuş. Doğrulanmaya muhtaç bir kanaat bu..." Tarık Ali makalesinde New York Times gazetesinde Paul Krugman'ın geçen hafta yadığı bir yazıda Irak haberleri konusunda dile getirdiği endişeyi de aktarıyor. "Irak haberleri gazetelerin iç sayfalarına taşındı, TV ekranlarından da büyük ölçüde silindi. Birçok insan işlerin iyiye gittiği izlenimine kapıldı. Gazetecilerde bile aynı ruh hali var." Oysa gerçekler böyle değil. Medya rezaletleri ile gerçeklerin üzeri örtülmek isteniyorsa da boşuna... Irak'ta medyanın yansıttığı gibi değil başka yönde gelişmeler söz konusu. Türkiye medyası da aynı durumda. Sadece Irak haberleri açısından değil, iç haberler, Türkiye meseleleri ile ilgili haberlerde de öyle. Söz gelimi, Diyarbakır Belediye Başkanının bir ölü evine yaptığı ziyaret vesilesiyle kaynatılan kazan medyanın marifeti. Siz bir de mafya-bürokrasi-siyaset rezaletlerinde medyanın rolüne bir bakın. Çakıcı'nın neredeyse tanımadığı siyasetçi, elini sıkmadığı politikacının olmadığı söylenir. Burada hemen, "Acaba medyanın ağır toplarıyla ilişkileri nasıl?" diye de sormak gerekiyor. Medya rezaletleri faslında Türkiye'nin ABD ve İngiltere'den geri olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |