|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Adli tatilden sonra Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ilginç bir dava görülecek. Bu davada avukat Mansur Cömert, görevini kötüye kullanmak ve eski müvekkilini ölümle tehdit etmekle suçlanıyor. Davayı açan Karadayı eski Belediye Başkanı Hüseyin Kartal, avukatın, bir davası için Yargıtay'dan "tashihi karar" çıkartmak üzere kendisinden 4 yıl önce 10 milyar lira aldığını, ancak bu kararın çıkarılamadığını iddia ediyor. Dosyayı ayrıntılı olarak inceleyince görüyorsunuz ki, iddialar dönüp dolaşıp Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın ayağına dolaşıyor. Dava dosyasına "delil" olarak eklenen "olay" yaratacak çok sayıda telefon görüşmesinin kayıtları var. Anlaşılıyor ki, Hüseyin Kartal adına davayı açan avukat Oktar Aykut ve Nebile Kısa, derslerine iyi çalışmışlar. Ne var ki, bu kasetlerdeki telefon kayıtları mahkeme kararı ile elde edilmemişse "Neşter-2" içtihadında olduğu gibi "delil" olarak sayılmayacak. Bu telefon kayıtlarında bazı noktalar dikkatimi çekti. Davacı Kartal, 10 milyarını avukata kaptırınca panikle Yargıtay Başkanı Özkaya'yı telefonla arayıp avukatı şikayet ediyor: "Sayın başkanım avukat bu davayı bizden aldığında bize 23 dönüm yer sattırdı, 10 milyar paramızı aldı 'başkan ve üyelere vereceğim' dedi." Özkaya, "Çok çirkin şey" diyor. Kartal devam ediyor: "Sizin 'bu parayı almadığınızı biliyoruz' dedik. Biz paramızı istedik." Özkaya, yanıt veriyor: "Dinle beni. Seni tesadüfen Mansur'la tanıdım. Mansur'la samimiyetime öyle bir samimiyetim yok sizi getirdi, sizi dost olarak evime aldım, bilmem ne yaptım, demek ki bunlar hep menfaate dayanıyormuş, ondan sonra işin içinden pislikler çıkıyor. Sen o zaman diyordun ki, 'Mansur şöyle Mansur böyle, Mansur bana şöyle iyilik etti böyle iyilik etti, benim tarlamdan su çıkardı bilmem ne.' Ben sizi dost kişiler zannediyordum." Kartal, avukattan parasını geri almak için Özkaya'nın devreye girmesini istiyor. Bu talep Özkaya'nın sinirlerini iyice geriyor: "Bunu bana bulaştırmayın. Bu şey bitsin ben ona da gerekli şeyi söyleyeceğim, bir daha benim evime uğramasın, böyle şeyi sevmiyorum ben... Beni etraftan hiç duymadınız mı, böyle basit şeylere alet olmayacağımı. Hak, hukuk neyse biz onu yaparız. Bana saygısı olan adam önce beni tanır, beni tanımayan adam bana saygı göstermez, beni tanıyan adam da benim böyle pisliklerle hiçbir alakam olmadığını bilir. Bütün Türkiye bilir ki benim en ufak pislikte şeyim yoktur. Benim şimdiye kadar alnım açık, eğer ben böyle pisliklerle hareket etsem ben şimdi bırakırım bu mesleği geçer bir şeyde eee şimdiye çoktan zengin olurdum. Ben bu mesleğin onuru ile yaşayan bir adamım parada pulda gözüm olmaz." Ama Kartal vazgeçmiyor, "arabuluculuk" konusunda ısrarı devam ediyor. Özkaya'nın sinir katsayısı artıyor, avukat Mansur Cömert'e gönderme yapıyor: "Ona gerekeni söyleyip, yüzüne tükürmek, 'Sen benim ismimi kullanarak, halt etmişsin, bu nasıl oluyor diyeceğim." Özkaya, ekliyor: "Yargıtay'da böyle pislikler olsaydı, Yargıtay şimdiye ayakta kalmazdı. Daha önce gelseniz, bana sorsaydınız, 'bu davanın sonu yok, bu davanın boşu boşuna bunun peşine düşmeyin' derdim. Ama siz gitmişsiniz paranızı kaptırıyorsunuz, hakimi bu türlü dolandıran bir sürü adamlar var. Yani hepsine inanır, para veririsiniz buna hakim ne yapsın, savcı ne yapsın?" Özkaya, görüşmenin sonuna doğru adının "rüşvet" iddiasına karıştırılması karşısında kendi hatasını da itiraf ediyor: "Bende saflık ki zaten herkesten uzak duran adamım, hakim olarak. Fakat zaten böyle zaafa düşüyorum. Bazı arkadaşları, dost zannettiğim arkadaşları çağırıyorum, müsaade ediyorum. Evime, benim evime her garip adam girip çıkmaz. Ben derim dostluk, ya fakir, fukaraya yardım edelim diyoruz." Davacı Hüseyin Kartal'ın eşi Hayriye Kartal da boş durmuyor, avukat Mansur Cömert'in eşi Ayşe Cömert'i telefonla arayarak, kayda alıyor. Hayriye hanım Yargıtay'dan "tashihi karar" çıkartamadıklarını söyleyince, Ayşe hanım "Ya Eraslan bey demek ki yardımcı olmadı" diye tepki gösteriyor. Daha sonra Hayriye hanım, eşinin bu dava için 40-50 milyar lira dağıttığını söyleyip perişan olduklarını aktarınca, Ayşe hanım eşini savunuyor: "Sizden aldığı parayla Eraslan beylere, oraya buraya dünya hediye götürdü mesela onları biliyorum bak." Hayriye hanım araya giriyor: "Bizim verdiğimiz para Ayşe yenge, şöyle hediye almayla böyle 2 gömlek almayla bitmez..." Dosyayı okuyup bitirdiğimde içimden "Yargıtay başkanının başı beladan kurtulmuyor" diye geçirdim. Öyle ya, bir süre önce oğlunun "kumarhaneler kralı" olarak bilinen Sudi Özkan'a ait bir turizm şirketinde çalıştığı ortaya çıkmış, son olarak Alaattin Çakıcı dosyasında adı geçmişti. Şu soruya yanıt bulmamız lazım: Peki neden Yargıtay Başkanı'nın başı beladan kurtulmuyor? Sorunun yanıtı, Özkaya'nın "Bende saflık ki... böyle zaafa düşüyorum" sözlerinde mi gizli? Benim aklıma, bir işadamının, "Dişim kamaşmasın diye ekşi erik bile yemem" sözleri geldi. Kıssadan hisse...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |