|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Diyarbakır her zaman önemli bir siyasal merkez olmuştur. Diyarbakır'da yerel siyasetin bir türlü normalleşememesi aslında bu bölgede etkili olan siyasal hareketin (DEP, HADEP, DEHAP) kendisini sorgulamasını da gerekli kılıyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir etrafında dönen tartışmalar siyasetin önünü açıcı değil, siyaseti boğucu bir etki yapmaya başladı. Baydemir'in toplumsal barış mesajları vererek başladığı görevde kısa sürede bir "kriz olgusu" haline gelmesi de bu çerçevede değerlendirilmeli. Baydemir'in iyi niyetli olması tek başına çok anlam taşımıyor. Önceki dönemde de görüldü ki, başkanın etrafı hemen bir güç tarafından çevriliyor ve iradesi, kendisini oraya getirdiğini düşünen örgüt tarafından kuşatılıyor. Buna karşı devletin reflekleri de dışarda bir blokaj oluşturuyor. Böylece başkan iki gücün mücadelesi arasında "anlamsızlaşmaya" başlıyor. Bu sorun aslında tek başına başkanın aşabileceği bir sorun değil. Öncelikle DEHAP'ın kendisini ciddi şekilde gözden geçirmesi ve farklı bir şekilde konumlandırması gerekiyor. DEHAP, PKK/Kongra Gel örgütüyle arasına kalın ve net bir çizgi çekmek zorunda. Siyaseti kullanarak örgütü güçlendirmek ya da "siyaseti tüketerek" başka mecraları beslemek yoluna gitmemeli. Siyaset halkın talep ve beklentilerini demokratik mekanizma içinde çözüme kavuşturacak, yönetime yansıtacak bir kanal olarak kullanılırsa bir anlam taşıyor. Siyaseti mecrasından saptıracak çıkışlar aslında halkın iradesini törpüleyen, halkın çözüm arayışını gölgeleyen bir mahiyete bürünüyor. DEHAP acaba siyaset aracılığıyla bir halk kitlesinin sorunlarını çözmeye mi çalışıyor; yoksa siyaseti tüketerek başka çıkış yollarına mahkum etmek mi istiyor? Eğer siyaseti önceleyen bir "siyasal" hareket olmayı tercih ediyorsa, o zaman bunun gereklerini yapmalı ve siyasetin zeminini güçlendirmeli. Siyaset yoluyla üzüm yemek, dertlere derman olmak isteniyorsa öncelikle siyaset kurumunu güçlendirecek, başka arayış ve yöntemleri devre dışı bırakacak bir anlayış içinde olmak gerekiyor. Siyasette sonuca gidebilmek ise hem ulaşılabilir hedef ve amaçlar içinde olmak, hem de bu hedeflere doğru yöntem ve üsluplarla gitmeye çalışmaktan geçiyor. Çatışmacı, kutuplaştırıcı, dışlayıcı bir siyaset tarzının Türkiye'de tutmadığı birçok örnekle görüldü. Muhalif, eleştirel ve sorgulayıcı olmakla tahrip edici ve ayrıştırıcı olmak arasındaki farkı anlamamız gerekiyor. DEHAP'ın diğer bir sorunu da etnik milliyetçilik temelinde bölgesel bir parti olmaktan kurtulamaması. Bu perspektif partinin örgütlenme biçiminden yönetim anlayışına ve üslubuna kadar birçok açıdan sıkıntılar doğuruyor. Tek bir toplumsal kesim üzerinde odaklanan kimlik partilerinin olmasına karşı değilim, ama bu partilerin marjinalleşmesinin Türkiye gerçeğinde dışlayıcı bir karakter taşımasının çok olumsuz bir duruma sebep olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Baydemir ve DEHAP meşruiyetini tüketecek davranışlardan şiddetle kaçınmak zorunda. Devletin reflekslerini test edercesine yanlış işler yapılmamalı. Baydemir'in taziyeye gitmesi üzerine kimi yazarlar bunun hukuken değil, siyaseten yanlış olduğunu söylediler. "Siyaseten yanlış yapanlar ise sandıkta cezalandırılırlar, ama Baydemir tam tersine seçmeninin hoşuna gitmesi için bu davranışı sergilediği için böyle bir sıkıntısı da yok" denildi. Ancak unutulmamalı ki, çok önemli bir ilin belediye başkanı siyasal sonuçları olan işlerde daha geniş ve çok boyutlu düşünmek zorunda. Türkiye'de siyaset sadece belli bir kesimin hassasiyetleri etrafında dönmüyor. Ayrıca devletin yıllarca savaştığı bir örgütün polis öldüren bir teröristine devlet imkanlarını kullanarak sahip çıkmanın akılla, mantıkla izah edilebilecek bir tarafı var mı? Bunun, toplumsal barışa nasıl hizmet ettiğini anlamak bile mümkün değil. DEHAP il başkanlığının bile yaptığında sıkıntıya düşeceği bir işi bir belediye başkanının yapması en basit ifadeyle bir "basiret tutulması"dır. Hükümetle örgüte eşit mesafede olma anlayışıyla izlenecek her politika tam bir fiyasko olacak ve yeni krizleri tetikleyecektir. Oysa siyasete girerken atılacak ilk adım her türlü terör örgütüne sırt dönmektir. Halkın iradesiyle illegal bir örgütün iradesini birebir örtüşüyormuş gibi davranmak bu halka yapılacak en büyük haksızlıktır. Siyaset böyle çarpık bir anlayışı kaldırmaz. Hele bir de belediye başkanlığı gibi bir ileri adım olan devlet idaresinden bahsediyorsak bu anlayışın, belediyenin önünden bile geçmemesi gerekir. Hepimize düşen halkın iradesini yaşatacak ve yönetime yansıtacak bir kurum olarak siyasete güç vermektir. Siyaseti tüketen ve anlamsızlaştıran hareketler öncelikle bu hareketlerin sahibi olan siyasal aktörleri bitirir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |