|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Son on gündür gazeteler 17 Aralık tarihine kilitlendi. AB üyeleri Türkiye'nin aşırı istekliliğini sonuna kadar kullanmakta kararlı. Madem öyle gel böyle uslubuyla, daha daha tamtamları arasında sinir harbinin tüm versiyonlarını diplomasi tarihine dercediyorlar. Halk olarak pazarlığa Araplar kadar olmasa da bir hayli kabiliyetli olduğumuz halde AB eşiğinde beklerken bu pazarlık gücünü "artık Avrupalıyız" hevesi içinde hiç kullanmaya ihtiyaç duymadık. Türkiye halkı olarak dışarıya verdiğimiz fotoğraf "Allahıma kadar istiyorum" arabesk vurgusu taşıyor. Ya da "AB'ye girmeye girmeye geldik/ giremezsek ölmeye geldik" holiganlığı. Hükümet pazarlığını yaparken medyanın ve aydınların bu pazarlığı ne kadar olumsuz etkileyecek yazılar yazdığını ve medyadan beslenen Türk halkının tek yaşam hakkı olarak AB'ye kilitlenmesi sonucunda, denetlenemeyen bir imaj sorununun ortaya çıktığını farkedenlerin sayısı bir hayli az. Her ne kadar Başbakanımız "AB üyeliği olmazsa Türkiye yoluna Ankara kriterleri ile devam eder" açıklaması yaptıysa da, bu açıklama bir Nasrettin hoca fıkrası gibi algılanıyor bazıları tarafından. Fıkrayı bilirsiniz.Hoca heybesini kaybetmiştir. Kendi kendine arar tarar bulamaz. Bağırmaya başlar: "Heybem derhal bulunsun.Bulunmazsa ben yapacağımı bilirim." Bu tehdidi duyan komşular aman diyerek başlarlar hocanın heybesini aramaya. Sonunda da sahiden heybe bulunur. Komşulardan biri sorar: "Hocam heybe bulundu bulunmasına da, ya bulunmasaydı ne yapacaktınız?" "Eski kilimi kesip yeni bir heybe yapacaktım." Eski kilimi kesip yeni heybe yapma ihtimali her ahval ve şerait içinde daima mümkündür. Ama her zaman imkan dahilinde olmayan husus, hasar görmüş imajların kolaylıkla tamir edilemeyişidir. AB eşiğinde Türk halkı kendine dair, kendi seçtiklerine dair yoğun bir imaj kayması yaşadı. Yaşamaya devam ediyor. Demokratikleşme sürecinde gerçekleştirilen her değişikliği, elinde sopa AB olmazsa yapamazdık özgüvensizliği içinde algıladı Türk halkı. Bu bizim iflah olmaz denetlenme sendromumuzdan kaynaklanıyor. Yapmamız gerekenleri söyleyen olmaz ise, üstelik yapmamız gerekenleri söyleyenler bizi denetlemezse yapmayız. Cayarız. Yani biz adam olmayız, AB bizi adam etsin. Kendisini bu kadar zayıf ve aciz bir imaj içinde pazarlayan halka karşılık, AB üyesi ülkelerin "Biz Türk halkı ile bir arada olmak istemiyoruz, çünkü..." diye başlayan cümlelerinin onur kırıcılığını içimize sindirerek basiret sahibi kalabilmemiz mümkün mü? Büyük parçada, sadece kendi küçük tercihleri için var olmak isteyen Türk halkı, AB'nin elini kuvvetlendirdi. Üstelik dindarlar bunu hükümete destek vermek adına yaptı. Hükümetin, AB pazarlıklarında gerek elinin güçlü olabilmesi, gerekse Türk halkının içine düştüğü "AB olmazsa biz adam olmayız" yılgınlığından kurtulabilmesi için, bireyler olarak birbirimize göz hizasından bakışı gerçekleştirmek durumundayız. Kendimiz için özgürlük, insan olduğumuz için insan haklarını ihlal etmemeliyiz ilkesini idrak etmemiz gerekiyor. Yoksa elin adamının (Yeşiller AB Grup Başkanı Cohn Bendit) sözümona bize pek olumlu bir rol veriyormuşçasına söylediği "Türkiye'den bize herkesle aynı muameleyi yapın şeklinde eleştiriler var. Bu çok gülünç. Çünkü bu Türkiye'yi Malta ya da Hırvatistan ile aynı kefeye koymak anlamına geliyor" sözlerini iltifat hanesine yazma basiretsizliği göstermeye devam ederiz. "Haydi kızlar okula" kampanyalarının devlet eliyle desteklendiği bir ülkede, yine devlet tarafından okuma hakkı elinden alınan kızların olduğu gerçeğini aynı anda görmediğimiz için AB kapısında eğleşiyoruz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |