AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Kıbrıs'ta çözüm isteniyorsa...

Brüksel'in Ankara'dan beklentilerinin başında müzakereler başlamadan önce Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmen tanınması geliyor; bunu karar metnine de sokmak niyetinde AB. Ankara ise bu talebe sıcak bakmıyor. Eğer Brüksel bu talebinde sonuna kadar ısrarcı olursa, sırf bu yüzden, müzakere başlayacak yerde ilişki kopması olayıyla karşılaşabiliriz... Çünkü, "Kıbrıs'ı hemen tanı" ısrarı, Türkiye'ye, "AB üyesi olmayı düşünme" demekten pek farklı değil.

Konunun en yakışık almayan yönü Kıbrıs konulu talebin AB açısından açık çelişki teşkil etmesidir. AB, hep biliyoruz, Kıbrıs'ı bir bütün olarak içine almak istedi ve bu uğurda bayağı çaba da harcadı. Kıbrıs AB'ye parçalanmış haliyle üye yapıldıysa bunun sebebi gayretin azlığı değil; bunda 'çözümsüzlüğü çözüm' olarak görme yanlışlığımızın rolünü de itiraf etmek zorundayız.

Türkiye Kıbrıs'ın bütünleşmeden AB üyesi olmasını önlemeye yönelik 'yapıcı' bir politika izleyebilseydi, bugün başımızda böyle bir sorun olmazdı.

Ancak, Kıbrıs'ın bölünmüşlüğüne rağmen AB üyesi olması bir gerçeği değiştirmiyor: Ada bugün iki parçalı ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adını taşıyan entite bütün Kıbrıslıları temsil etmiyor. AB ve Papadopulos yönetimi gözlerini kapatarak KKTC'nin varlığını 'yok' hale getiremez. Kıbrıs, Türkiye ve Kıbrıs Türkü açısından ne kadar ciddi bir sorun ise, adadaki Rum yönetimi ve AB açısından da aynı ciddiyette bir sorundur.

Bu sorunun çözümü, AB'ye üye olmak isteyen Türkiye'ye "Rumları adanın bütününün yönetimi olarak tanı" şartını dayatmak değildir. Türkiye bu talebe "Evet" dese ve gereğini yerine getirse, Kıbrıs taraflar için 'sorun' olmaktan çıkacak mı? Bu soruya "Evet" diyebilmek için AB kadar saf veya Papadopulos yönetimi kadar gözü dönmüş olmak gerekiyor...

Sorunun ortadan kalkmasının nereden geçtiği biliniyor: Adil ve kalıcı bir çözümden... Bunun için de, AB ve ABD'nin arkasında durduklarını açıkladıkları, Yunanistan dahil uluslararası câmiânın bütününün umut bağladığı, BM'nin de itibarını tehdit altına soktuğu bir plan var elde. Türk tarafının yüzde 65 gibi bir çoğunlukla destek verdiği o plan Rumların yüzde 76'sı tarafından reddedildi. Kıbrıs'ın 'sorun' olmakta devamı Rumların referandumda mızıkçılık yapması yüzünden...

Türkiye'nin böyle bir ortamda Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanıması, yalnızca mızıkçılık yapanı ödüllendirmekle kalmayacak, Kıbrıs sorununu çözümsüz de bırakacaktır. AB'nin mutlaka çözülmesini istediğine inandığımız Kıbrıs sorununu...

İçinde gerçekten siyasî bir sorun barındırmak istemiyorsa, AB'nin yapması gereken, uyumlu olduğunu, âdil ve kalıcı bir barış istediğini ispatlamış tarafı ödüllendirip, baskılarını, hatalı davranan üzerinde yoğunlaştırmak olmalı. Rumları 'Annan Planı' istikametinde çözüm arayışına zorlayabilir AB; elinde bunu mümkün kılacak mekanizmalar var çünkü. Bunu yapamıyor veya yaptığı halde sonuç alamıyorsa, Kıbrıs'ın tanınması ısrarından vazgeçmeli. 'Tanınma' çözümün şartı olmalıdır.

Yunanistan ve Türkiye'nin eşit ortak oldukları AB içerisinde, aynı ortaklığın bir parçası halindeki Kıbrıs sorun olmaktan kendiliğinden uzaklaşacaktır... Brüksel, AB üyesi Ankara ve Atina ile dirsek teması halinde, Kıbrıs'ta barışı sağlayacak rasyonel bir çözümü o zaman kolayca gerçekleştirebilir...

Çözümü rasyonellikte değil de gereksiz baskılar ve anlamsız emrivâkilerde aramak AB'ye hiç yakışmıyor. AB sorunları halı altına iten değil, üzerine üzerine gidip çözen bir akılcılık sergilemelidir. Bunun yolu da, Türkiye'nin AB üyeliği yoluna engeller dikmemekten geçiyor.

Kıbrıs'ı BM çözemedi, bu akılla AB de çözemez. Çözüm, AB üyesi olmuş Türkiye ve Yunanistan ile adanın iki halkının gayretlerinden geçiyor.


10 Aralık 2004
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED