AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Laikliğin dinle savunulması (4)

"Ya teokrasi olacaksınız ya da demokrasi....Ya tek tek vahiy hükümlerinin zahiri lafzına ve indiği döneme kayıtlı kalacaksınız ya da bir bütün olarak o hükümlerin gerçekleştirmeyi amaçladığı zaman üstü ahlaki değerleri yegâne referans noktaları yapacaksınız."

Sayın Uygar Aktan'ın bu ifadesi hem dil bakımından düşük hem de İslam'a nispet edildiği zaman tutarsızdır.

İnsan teokrasi olmaz, teokrasi bir devlet şeklidir, onu benimser veya benimsemez.

İslam ile teokrasiyi yanyana getiren ve İslam'ın teokrasiyi benimsediğini iddia eden kimse ile İslam konusunun tartışılması bile abestir; çünkü ortada cehalet engeli vardır.

Teokrasinin özü, ruhban sınıfına dahil bir kişi veya heyetin, Allah'ın kendilerine verdiği yetkiye dayanarak din kuralı koyması ve ferdi, toplumu ve devleti bu kurallara tabi kılmasıdır. Teokratik otoritenin üstünde onu denetleyen, sınırlayan ve -elde edilmesi, kullanılması- herkese açık olan bir otorite mevcut değildir.

İslam'da hilafet vardır. Hilafet umumi ve siyasi olarak ikiye ayrılır. Umumi (genel, her mümine ait) hilafet müminin "ibadeti, dini ritüelleri, hayatı ve ölümünün Allah'ait olması", dünya hayatını yaşarken müminin bu şuuru muhafaza etmesi, Allah'ın emir ve yasaklarını yaşama ve yaşatmada O'nu temsilen hareket etmesidir. Bu tanımlamada geçen "temsil", teokrasi ile İslam siyaset sistemini ayıran önemli bir kavramdır. İslam'da her mümin bu özellik ve yetkiye sahiptir, yetkisini kullanırken dayanacağı otorite kaynak da herkese açık olan, herkesin gayret ederek okuyup anlayabileceği Allah vahyidir. Otorite yaratılmışlardan bir sınıfa değil, Allah'a, onun kitabına aittir.

Siyasi hilafet, ferde değil de topluma yönelik din emirlerini ve hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan siyasi mekanizmaya, her biri halife olan müminlerin bey'at (özgür irade ile seçme, kabul etme ve şartlı itaat sözü verme) ile devrettikleri "parça hilafettir"; yani bütünün siyasi alana ait olan parçasıdır. Siyasi otorite için "halife ve hilafet" kelimeleri Kur'an'da kullanılmamıştır. Bu kelimeyi hiç kullanmadan, müminlerin, Allah'a ve Resul'e itaat ettiği sürece kendisine itaat etmek şartıyla doğrudan (tek dereceli) veya iki dereceli bir usul ile seçtikleri yöneticilerin idaresine "İslamî idare" denebilir. Bu yöneticileri Allah tayin etmemiştir, kendi sözleri ve iradeleri de, diğer müminlerden farklı ve imtiyazlı olarak geçerli değildir. Yönetimi danışma ile yapacaklar ve üst kanun sayabileceğimiz, doğrudan veya ictihad yoluyla "vahye dayalı ve bağlayıcı" kurallara bağlı kalacaklardır; bu manada bir "hukukun üstünlüğü" söz konusudur. Hukuktan sapan yöneticiler halk veya temsilcileri tarafından görevden alınacak, yerine yenileri seçilecektir. Bu düzende İslam içi ve dışı farklı inanışlara da geniş hak ve özgürlükler tanınmıştır. Adına hilafet densin denmesin işte bu idare şekli, bu siyasi sistem islâmîdir ve ne teokrasiye benzer ne de -mutlak manada veya laik- demokrasiye. Ama devamlı vurguladığım gibi -sekülerlik ve laikliği değil ama- cumhuriyet ve demokrasiyi bu sisteme uyarlamak mümkündür.

Müminleri "Ya tek tek vahiy hükümlerinin zahiri lafzına ve indiği döneme kayıtlı kalacaksınız ya da bir bütün olarak o hükümlerin gerçekleştirmeyi amaçladığı zaman üstü ahlaki değerleri yegâne referans noktaları yapacaksınız" şeklinde bir ikilem karşısında bırakmanın da anlamı yoktur; çünkü uygulamada bu iki metod birlikte işletilmiştir, işletilecektir. Kur'an'ı anlamak için zahiri lafza ve indiği dönemin tarihine bakmak zorunludur. İlâhi hüküm ve maksat anlaşıldıktan sonra "hüküm ile maksat" birlikte uygulanacak, örtüşme bozulduğunda -yine dinin itibar ettiği anlaşılan- maksat gerçekleştirilecektir. Maksat ile onu gerçekleştiren hükmü, aracı, şekli birbirinden ayırmak ve birincisini gerçekleştirmeye yönelmek için ikincinin kesin olarak maksada aykırı hale geldiğinin tespit edilmesi gerekecektir.

Bütün bunlar normal hal ile ilgilidir, ona aittir, olağanüstü hallerde, çaresizlik durumlarında müminler için ruhsat kapıları açılır ve onlar ancak yapabilecekleri ile yükümlü olurlar, gerektiğinde de iki kötüden daha az kötü, daha az zararlı olanı tercih ederler.


10 Aralık 2004
Cuma
 
HAYRETTİN KARAMAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED