|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Toplum olarak tarihle ilişkilerimizin sorunlu olduğu ortada. Tarih kapsamı olarak hem kendi geçmişimiz hem teorik anlamda tarih bilgisi ve bilincini de içine alan bir sorundan söz ediyorum. Tarihin daha doğrusu tarih bilgisi ve bilincinin bir toplum için neden önemli olduğundan bahsedecek değilim. Ancak, toplum olarak savrulmalarımızın arkaplanında tarihte yaşadığımız travmaların izlerini bulmak mümkün. Yaşanan bu travmalar 'tarihin ideolojikleştirilmesi'ni dolayısıyla toplumdaki 'bilinç parçalanmışlığı'nın nedenlerini de ortaya çıkarır. Tarihin ideolojikleştirilmesi; onu, geleceğimizi okuduğumuz bir ayna olmaktan çıkarılıp idealleştirilmesini yahut unutulması gereken utanılası bir geçmişe dönüştürür. Vahdettin tartışmasında öne çıkan olaya ya ihanet ya rejim meselesi olarak bakan marazi duruş aslında tarihin ideolojikleştirilmesinin hayatımıza yansıyan göstergelerden biri... Geçmişiyle ortak ve sağlıklı bir ilişki kuramayan toplumlar marazi, makul olmayan tepkiler verir. Tarih bilinci olmayanlar medeniyet inşa edemezler.
Kazmalara emanet tarih
Geçtiğimiz günlerde medyada yer alan bir olay toplum ve devlet olarak tarih karşısındaki duruşumuzun acı örneğini bir kez daha ortaya koydu. Böylesi bir cinayetin, böylesi bir tarihe sahip hiçbir toplumda ortaya çıkması hayal bile edilemez. Selçuklulardan kalma Sahipata Külliyesi'nin çinilerinin restorasyon adı altında inşaat işçilerine kazmalarla kırdırılıp dolgu malzemesi yapıldığını okuyunca tarihim, kültürüm, beni bu topraklara ait kılan tüm değerlerim adına, dahası insanlık adına utanç duydum. Meselenin müzeleşmiş bir tarihi eserin hoyratça tahrip edilmesini aşan anlamları var. Ortaya çıkan bu cinayetin bir tek suçlusu yok, hem kurumsal hem toplumsal anlamda hepimiz az çok bu suça ortağız. Tarih bilinci sadece Selçuklu çinilerine sahip çıkmakla sınırlı değil; o eserlerin turistik obje haline getirilip içinin boşaltılmış olması da marazi yanımızı gösterir. Tarihin negatif yönden ideolojikleştirilmesiyle, modern tarihin gördüğü en büyük tarih katliamının gerçekleştiği bir ülkede Selçuklu çinilerini inşaat işçilerinin kazmalarına emanet etmenin aslında şaşılacak bir tarafı kalmamıştır. Güzellik duygusunun öldürüldüğü bir kültür ortamında ne eserler modernleşme adına yok edildi, tahrip edildi. İçi boş bir şanlı tarih edebiyatı ile inkarcı bir tarih nefretinin sarkacında gidip geliyor toplumsal bilincimiz. Tarihle ilişkimiz bir sarkaç gibi sürekli zıt uçlarda dolaşıyor: tarihten kaçma, yok sayma hatta düşman bilme ile onu anakronik bir yaklaşımla idealize etme arasındaki savruluş… Selçuklu çinilerini inşaat işçilerinin kazmalarına emanet eden ihmal ya da ihanet (Vakıflar Genel Müdür Vekili Ahmet Tanyolaç, bunu gerçekleştirenleri hainlikle suçlamış) yol açan duyarsızlığımız diğer tarafta aşırı bir 'duyarlık gösterisi'ne dönüşebiliyor: Kültür Bakanlığı'nın, Ani Harabeleri içindeki kilisenin restorasyonu için Ermeni usta araması ile Selçuklu çinilerini inşaat işçilerine emanet edilmesi arasındaki çelişki nasıl bir duyarlılıkla açıklanabilir. Eğer bu girişimin politik bir amacı yoksa tarih karşısındaki vurdumduymazlıkla duyarlılık gibi görünen tutarsızlık aslında siyasal, kültürel olarak da savruluşumuzun tezahürü olarak okunabilir. Aksi takdirde Ermeni kilisesini yüzlerce yıl yaşayan bir mabed olmasını sağlamış, yaşatmış bir medeniyetin çocuklarına kilisenin gölgesinin bile emanet edilemez hale gelişinin resmen itirafı gibi vahamet tablosu ortaya çıkar.
Renzo Martinelli'nin filmi
Tarihin ideolojikleştirilmesi daha doğrusu provoke edilmesine en iyi örnek 11 Eylül arefesinde yaşandı. Buda heykellerini din adına bombalayan Taliban uygulaması ile ona gösterilen uluslararası tepkilerde muhteva olarak daha vahim bir mantaliteyi resmeder. 1400 yıllık İslam geçmişinde dokunulmayan Buda heykellerini din adına bombalamakla işe başlayan Taliban ile bunu savaş nedeni sayıp onarımı için milyonlarca dolarlık bütçe ayıran Batı'nın tutumu arasında temelde bir fark yok. Buda heykellerine dünya kültür mirası adına sahip çıkanların yaşayan Afgan kültürünü barbar bularak tahrip etmek ve medenileştirme adına sergilediği uluslararası seferberlik heykelleri bombalayan zihniyetten daha vahim değil mi? Afganistan'da binlerce çocuğun açlık ve hastalıktan öldüğü bir dönemde yardım için en küçük çaba göstermeyenlerin bir anda tarih ve kültür adına milyonlarca doları seferber etmesi tarihin fetiş haline getirilmesinin örneğidir. Buda heykellerine dünya kültür mirası adına sahip çıkarken Afganların yaşayan kültürünü yeterince medeni bulmayan irade aslında tüm Ortadoğu'nun kültürel zeminini tahrip etmeye niyetli. Bu barbar bakış açısı sadece Afgan kültürünü tahrip etmekle sınırlı değil. Klasik sömürge mantığıyla hareket ederek tüm Ortadoğu, tüm İslam coğrafyasındaki Müslümanların din anlayışından hayat tarzlarına kadar Batı dışı gördükleri tüm değerlerini değiştiremese bile tahrip etmeye niyetliler. BOP çerçevesinde geliştirilen Müslümanların demokratikleşmesi, çağdaş değerleri benimsemesi retoriği altında Müslümanların yaşayan bir medeniyetin temsilcileri olarak var oluş bilincinin tahrip edilmesi amaçlanıyor. İtalyan film yönetmeni Renzo Martinelli 11 Eylül olaylarını anlamak için 11 Eylül1683 yılı arasında ilişkiyi kurmak gerektiğini düşünüyormuş. Ve bu amaçla 11 Eylül 2001 saldırılarının 11 Eylül 1683 Viyana kuşatması arasındaki tarihsel bağlantısını kuran bir film yapmayı düşünüyormuş. Propaganda döneminde film endüstrisi de üstüne düşen ideolojik misyonu yerine getirecektir. Buna karşın, 11 Eylül'ün tohumlarını Osmanlıların Viyana kuşatmasında arayanlara Selçuklu çinilerini kazmalara emanet edenlerin söyleyecek bir sözü olabilir mi?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |