AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Cennet vatanda yaşamak...

Tatil modu denen bir şey var arkadaşlar. İnsanın tatil moduna girmesi çok kolaydır ama oradan çıkmak epeyce zordur.

Bir gezinin yıl boyunca planlanması şart değil.

Yoğun iş temposuyla çalışırken, bir âmir gelip "Yarın izne ayrılıyorsun" dese, itiraz edecek pek kimse bulunmaz.

Hoplaya zıplaya gidilir.

Hemen bir gecede gezi planı çıkartılabilir, hazırlıklar tamamlanır, konaklama rezervasyonları bile yapılır.

Sonra keyifle yollara düşülür.

Ne var ki böylesi pek az kimseye nasip olabilir.

Öyle âmir, müdür yahut patron bulmak nadirattandır.

Genellikle takvim çıkartılır, masaya harita serilir, yazılır, çizilir...

Çok öncesinden hesap kitap yapılır da öyle çıkılır yıllık izinlere.

Her ne şekilde başlamış olursa olsun, tatil dönüşü iş ortamına alışmak zaman ister.

Bendeniz şu günlerde işte böyle bir sıkıntı içindeyim.

*

Epey yorucu fakat yoruculuğundan kat kat fazla keyifli Karadeniz gezisinden döneli kaç gün oldu, hâlâ dilimde Karadeniz türküleri ve zihnimde yaylaların, derelerin, köprülerin geçit töreni devam ediyor.

"Giresun'da kayıklar
Kızlar finduk ayıklar
Sevenler sevdiğini
Gece gündüz sayıklar..."

Nasıl sayıklanmaz? Bu memleketin her köşesi ayrı güzel.

Gidip de beğenmediğim bir yere rastlamadım henüz.

Yeşilse yeşil, kıraçsa kıraç, bozkırsa bozkır, denizse deniz.

Nehirse nehir, dağsa dağ...

Sevmemek için ne olmak gerekir bilemem.

Yine de efendim yine de farklı düşünenler olduğunu hatırlamalıyız.

"Memleketi niye seveyim, memleket beni sevsin" diyenler var.

Onlara da ne diyelim?

Saygı duyarız.

*

Saygımızı duyduktan sonra, dönelim yine Karadeniz'e.

Çamlıhemşin Ayder Yaylası'nın serin esintisi altında yemek yerken, yan masada konuşanlardan biri şöyle diyordu.

- Burası çok iyi güzel de bir kusuru var hemşerum. O da devamlı jandarmaların dolaşması. İnsan şurada makineyi çıkartıp havaya takır takır saymak istiyor.

*

Harika tabiat içinde beni rahatsız eden şey ise ziyaretçilerin çevre temizliğine yeterince özen göstermemesiydi.

Etrafta pet şişeler, kutular, ıvırlar, zıvırlar...

Görevliler toplamaya çalışıyor ama aslında çöp kutularını kullanmayı bilebilsek, görevliye hiç gerek kalmayacak.

*

Havaya takır takır saymak isteyenler, gecenin geç vakitlerine kadar sabrediyorlar anladığımız kadarıyla.

Karadeniz insanının silaha düşkünlüğü cümle âlemin bildiği bir şey.

El yapımı tabancaların aslından ayırt edilemediğini duymuşsunuzdur.

Meşhur hikâyedir, biri o derece aslına uygun bir tabanca yapmış ki milim fark yok.

El imalatı olduğuna dair tek işaret, üzerindeki yazıda gizli:

"Made İn İtalya" yazmış hemşerimiz.

*

Âkif'i hatırlamak şart oldu:

"Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda?"

Fakat tarih boyunca o kadar çok feda olduk ki, biraz da yaşayalım şu cennet vatanda diyenler haksız değil be abicim.

Savaş, terör, âfet...

Mevlâ hepsinin eksikliğini göstersin, biri diğerini aratmıyor bizde.

Sıradan bir tabiat olayı bile felakete dönüşebiliyor.

Bir yağmur, ardından sel, sonrasında ise yıkılan binalar, köprüler, can kayıpları...

Allah rahmet eylesin.

NASIL BİR YER?

Karadeniz'in hırçın çocuğu Kâzım Koyuncu, bir röportajında şöyle söylüyordu:

"Bence Karadeniz ,Türkiye'nin en talihsiz bölgesi. İçine en fazla edilen bölgesi... Doğasına, bir sürü şeyine... Kültürel yapısı itibariyle, kültürel agresifliği itibariyle, çok enteresan kişilikleri itibariyle çok özel bir yer. Buradan çok acayip hayatlar, buradan çok ilginç hikâyeler, her şey çıkabiliyor... Bu benim müziğime de böyle yansıyor. Aşk varsa Karadeniz'de sonuna kadar vardır. Cinayet sebebi bile olabilir. Bunu olumlamak için söylemiyorum asla. Ama horon varsa ölene kadar da horon olabilir. Heyelan gibi bir yerdir burası. O yüzden Karadeniz, masalsı acayip tuhaf bir yer."

Biz de o masalsı acayip tuhaf yerleri gezerken, 33 yaşında kaybettiğimiz değerli sanatçının eserlerini dinledik ve şöyle söyledik:

"Bu yaşta girer mi insan toprağa?"

Sanki toprağa girmenin yaşı varmış gibi.

Ayder'de yamacın ortasında tek başına duran beyaz bir mezar vardı.

Gidip baktık, 1930'da doğmuş, 35'te ölmüş.

Fatihamızı okuyup geçtik ve oflaya puflaya tepeye tırmandık.

"Ulaşmaz" diyenlere de selâm olsun.


4 Ağustos 2005
Perşembe
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED