|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Gazete okuru tip tip. Siz bir yazar olarak bir şeyler karalıyorsunuz. Bunu yaparken bilgi birikiminizi ve tecrübenizi, kamuoyunun gündeminde olan bir konu üzerinden harekete geçirip bir bakış açısı, bir yorum oluşturuyorsunuz. Sosyal ve iktisadi meselelerde çoğu zaman mutlak doğru olarak ortaya koyabileceğimiz tek bir sonuç olamıyor. Neticede yazdıklarınız da, yazar olarak sizin serdettiğiniz bir yorumunuz. Okuyucu buna katılır katılmaz. Eleştirir, tebrik eder, yanlış gördüğü yerleri düzeltmek ister, tamamlayıcı yorumlar ve bilgiler aktarır, çoğu zaman da kendi kendine ya bir "Helal olsun" ya da bir "Yuh olsun" der ve geçer bir başka sayfaya. Hemen her yazıdan sonra bu tür tepkileri almak, bir yazar için büyük bir keyif anıdır. Bir kusurum varsa, o da okurlarımdan gelen tepkilere teker teker cevap veremiyor olmam. İş yoğunluğum, buna çoğu zaman müsaade etmiyor. Umuma atılan "spam" mektupları silerken muhtemelen okur mektuplarını da farkına varmadan siliyorumdur. Ancak gelen her mektubu okumaya özen gösteririm ve gelen tepkilerin beni yönlendirmede ciddi katkısının olduğunu düşünürüm. Bu sebeple okurlarımın tepkilerini önemserim. Ama bir de işi gücü, gerçek hayatta ispatlayamadığı "adamlığını", berisine gizlendiği sahte maskelerin ardından küfrederek inşa etmeye çalışan, aslında tek yaptığı da kendini kandırmak olan bir okuyucu tiplemesi vardır. Bunlar, fikren ve muhtemelen de bedenen sahip olamadıkları kudret eksikliğini çöplüklerden derledikleri küfürlerle kapatmayı tercih ederler. Hani küfrü ve yermeyi edebi bir üslup haline getirebilseler, gene bu kadar alınmayacağım. İki kelimeyi bir araya getiremeyen ve bu yüzden de kinini bile yüzüne gözüne bulaştıran bu hastalıklı kişiler, internet sayesinde yazı yazmayı öğrenince iç hezeyanlarını çevreye saçabilir oldular. İçerlediğim işte bu. Pazartesi günü yazdığım ve yabancı sermayeye karşı takınılan "milli" kisveyi eleştiren yazıma tepkilerin karışık olacağının bilincindeydim. Yazıyı hakkıyla anlamış olanların tebrik ve eleştirilerine her zaman olduğu gibi bu sefer de açık kaldım. Ancak geçmişte olduğu gibi bizi yine çanakçılıkla suçlayan ve bu suçu isnat ederken, ağzını bozmakta bir beis görmeyenler oldu. Bu sanrılı tavrı ideolojik olarak adlandırmak ideolojiye haksızlık olur. Bu köşe, eskiden beridir duruşundan bir şey kaybetmiş değildir. Eğer söz konusu zümre bu köşede hemen her daim yapılan eleştirileri anlayabilmiş olsaydı, çanakçılık suçlamasının ne kadar anlamsız ve gülünç kaçtığını görebilecekti. Bu köşede icraat da eleştirilmiştir, tutulmayan sözler de. Hatta bu köşe, doğru olduğuna inandığını veya iyi niyetli gördüğünü dahi desteklemekten çekinmiştir çoğu zaman. Ama bu köşe izansız eleştirileri de eleştirmiştir. Pazartesi günü yaptığımız bu idi. Bugün maalesef "millilik" kisvesi altında başka çıkarlar güdülüyor. "Milli" gerekçelerle yabancı sermayeye yapılan itirazların önemli bir kısmı milli bir kalkınma projesi bağlamında ileri sürülmüyor. Biz, itirazların içeriğinin boş olduğunu ve sadece belli bazı kavramları suiistimal ederek kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını ifade ettik. Pazartesi günü şunu da yazmıştık: "Ne zaman bir gelişmeye, bir politika önerisine, yabancı sermayeye olduğu gibi ikircikli bir tavır takınılsa, ne zaman ki karşı çıkışın en önemli gerekçesi "milli" kavramını içerse, bu karşı çıkışa ön yargılı yaklaşırım. Bunu milli endişelere dayalı bir gerekçeyi yanlış ve iktisadi akla uygun bulmadığım için yapmıyorum. Bilakis, milli iktisat, milli sermaye ve milli kalkınma genel olarak benimsenmesi gerektiğine inandığım yaklaşımlar." Bu tarzı neden benimsediğimizi ve yabancı sermayeye karşı aklı başında bir tutumun nasıl olması gerektiğini bir sonraki yazımızda ele alacağız. Bu arada fikirlerimizi ve yorumlarımızı benimsesin veya benimsemesin aklı selim sahibi okuyucularımdan da, bugün bu sütuna taşıdığım bu yazı için özür dilerim.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |