|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Yeri gelmediği için tiyatro sanatına merakımı daha önce yazamadım. Oysa ciddi bir tiyatroseverim ben. İlkokul yıllarımda İzmir Devlet Tiyatrosu’nun çocuk oyuncu yetiştirmek üzere açtığı sınava katılmıştım. Sınav komisyonu başkanı Muazzez Kurdoğlu’ydu sanırım. Bana, “Buraya gelirken bir otomobilin birini ezdiğini gördün, ne tepki verirdin?” sorusunu yönelttiğini hatırlıyorum. Beni sanatçı kumaşından bulmamış olmalılar ki, sınavı kazanamamıştım. Kader işte. Bunun Türkiye’de henüz televizyon yayını yapılmadığı bir dönemin öyküsü olduğunu unutmayın lütfen. Şimdilerde herkes dizilerde oynayıp köşe dönmek istiyor; benim hevesim ise para-pulla ilgili değildi, gerçekten sanatçı olmak istiyordum... Atilla Koç hevesini İzmir Türk Koleji’nde (İTK) sahneye konulan bütün piyeslerde rol alarak karşılamıştı. Yakınlarda kaybettiğimiz eski bakanlardan Mehmet Köstepen, İTK anılarını aktarırken, tiyatro kolundan mutlaka söz eder, lâfı başrollerde oynayan Atilla Koç’a da getirirdi. Kültür Bakanlığı koltuğuna oturduğu ilk günden başlayarak bugüne kadar süregelen inişli-çıkışlı görüntüde, ben, Atilla Koç’un o kişiliğini görüyorum. Daha doğrudan yazayım: Atilla Koç, ne yapıyorsa, bilerek isteyerek yapıyor... Muhataplarıyla oynuyor... Tiyatro sanatçısı olma hevesi ilkokul çağında engellenen biri ne yapar? İyi bir tiyatro seyircisi olmaya çalışır. Ben de, öğretim hayatımın neredeyse her döneminde, sahne sanatlarına yakın ilgimi sürdürdüm. Ödenekli/ödeneksiz ayırımı yapmadan her güzelliğe seyirci oldum. 1950’lerden başlayarak Türk tiyatro hayatının bütün safhalarına iyi bir seyirci merakıyla tanık olmuşumdur... 1970’lerin sonunda Londra’da yaşarken de tiyatrolar semti West End’in müdavimiydim. Katharine Hepburn’u ‘Golden Pond’ (Altın Göl) oyununda Mayfair Tiyatrosu’nda izlediğimi bugünmüş gibi hatırlıyorum. Yıl 1978 olmalı. Dostlarım bilirler: İçimde ukde kalmış oyunculuk hevesi bugün bile yatışmış değildir; biri çıkıp bana yakışan bir rolü oynamamı istese, teklifi derhal reddetmekte zorlanırım. Duygu Asena oynadı, Ali Sirmen dizlerde oynamayı sürdürüyor. Kınayanlar çıksa da, ben cesaretlerine hayranım... Bugün elbette durum farklı. Tiyatronun rakipleri çok; sanatların hası o, ama orada yetişenler ekmek parası için başka işlere bakmak zorundalar. Filmler ve tv dizilerinde mankenler de rol alıyor, ama ana gövdeyi sanat hayatına tiyatroda başlamış, çoğu bir ödenekli tiyatroda görevli oyuncular teşkil ediyor. Dizilerden tiyatro kökenlileri çıkartın, geri kalan kadrolarla izlenebilir bir dizi yapmak hayli güçleşir... Başroller elini nereye koyacağını bilmeyen güzeller ve yakışıklılara gitse bile, karakter rollerinde hâlâ tiyatroculara muhtacız... Tiyatro câmiası, ‘kaprisli olma’ özellikleriyle ünlü sanatçılardan oluştuğu için zaten tahmin edebileceğiniz üzere, bayağı karışık bir topluluktur. Kırıcı (hatta bazen kıyıcı) eleştirileri birbirinden esirgemeyen insanlar tiyatrocular... Bazen çekememezlik, bazen de doğrudan ideolojik kamplaşmalar yüzünden bölük pörçükler... Bu sebeple de, Bakan Atilla Koç’un Devlet Tiyatroları (DT) genel müdürünü görevden alma kararına neredeyse tek ağızdan tepki vermeleri hayret verici bir gelişme. Birbirlerinin gözünü oymaya hazır sanatçılar can ciğer kuzu sarması görüntüsüyle kamuoyu karşısına çıkıyorlar. Bakan “Hakkında rapor var” diyor görevden alınan müdür için, “O raporda ne yazıyor” merakına kapılan tek bir tiyatrocu çıkmıyor... Dedim ya, bakan da, tiyatrocularla, bir tiyatrocu gibi oynuyor... Herhalde alanında tek olan ‘Tiyatro... Tiyatro...’ dergisini yıllardır okurum. DT’de genel müdürlük de yapmış olan Yücel Erten’in ‘Devletin Tiyatrosu Olmaz! (mı?)’ adlı eseri de bir ara başucumda dururdu. Erten’in DT’nin yönetiliş biçimine getirdiği eleştiriler bugün de geçerli. Dergide yıllar boyu yer alan DT konulu değerlendirmeler, Kültür Bakanlığı koltuğunda oturan her insana, “Burayla ilgilen” dedirtecek güçte... Genel müdürü görevinden alıp yerine bir başkasını oturtmak elbette varolan sorunu (hatta sorunları) ortadan kaldırmaya yetmez, yetmeyecektir. Çok daha köklü, akıllı tedbirlere ihtiyaç olduğu açık. Beni ilkokulda ‘tiyatro sanatçısı’ olma aşkına sevkeden yönde bir yeniden yapılanma... Tiyatrocuların yerinde ben olsam, “Tiyatrosever bakan bulduk, bundan nasıl yararlanırız?” diye düşünürdüm. Onlar ise, “Daha önce bakanları göreve çağıran bizdik, ama bu bakanı devre dışı bırakalım” hesabında... Kimi ise, “Atilla Koç istifa etsin” demekte. Görevden alınan Lemi Bilgin Yeni Şafak’ın 2003 yılı başlarında yayımladığı ‘Çiftlik Gibi Kurum: DT’ ana başlıklı bir diziye konu olmuştu. Dizi sürerken ziyaretime gelen Lemi Bey’den DT’de yapmak istedikleriyle ilgili bilgiler alma fırsatı bulmuştum. Yapmak istediklerini yapamadığını biliyorum; buna karşılık o dizide anlatılanlar görevden alınmayı gerektiren resmî bir rapora dönüşmüş olmalı... Muazzez Kurdoğlu karşısına gelen 10 yaşındaki çocuğun trafik kazasına verdiği tepkiyi beğenseydi, bugün bu yazıyı yazmak yerine DT içinden olayları izleme durumunda kalabilirdim. Benim tepkim sanatçıların verdiğinden farklı olurdu.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |