|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Sevr paranoyası, Kuva-yı Milliye çağrıları, Ali Kemal, Damat Ferit Paşa benzetmeleri, iç düşmana karşı sürekli teyakkuz, ABD'den AB'ye Türkiye sınırları dışındaki her gücü Düveli Muazzama'nın parçası, her gelişmeyi genel yozlaşmanın bir unsuru olarak görme... Garip bir ruh hali aldı başını gidiyor... Bu "hali" nasıl anlamalı, nasıl anlamlandırmalı? Yaşayan en önemli Türk tarihçilerinden birisi, Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Şükrü Hanioğlu, Zaman gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, tarihi merkez alan "bu sosyo-psikolojik siyasallaşma"yı şöyle değerlendiriyordu: "Toplumumuzda tarih ile ilgili tartışmaların yoğunlaşmasıyla beraber gündeme gelen mesele tarihsizlik"tir... Tarihsizlik, tarihin bütünüyle güncelleştirilmesi, güncele yararlı olduğu varsayılan kısımlarının seçilerek onunla telif edilmesi arzusundan başka bir şey değildir. Bu şekilde güncele indirgenen ve onun parçası haline getirilen geçmiş, tarih olma, tarih olarak tartışılma hususiyetini büyük ölçüde kaybetmektedir. Tarih, bilhassa ideoloji düzeyinde, günümüzün ayrılmaz bir parçası haline gelmekte ve bunun tabiî neticesi olarak da geçmişimize günümüz zaviyesinden, onun değer kalıplarıyla bakılmasına neden olmaktadır. Tarihsizliği tercih eden toplumların sürekli biçimde tarih üzerine konuşmasının aslî nedeni budur... Türkiye'de çok sayıda entelektüelin kendilerini Kuva-yı Milliye mensuplarına benzeterek zihnen, halen devam ettiği zehabına kapılarak, Kurtuluş Savaşı'na katılmaları bir toplumsal histeriden değil, tarihsizlik fikrinden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda tarih, güncel olabildiği kadar güncel de tarih olabilmekte, meselâ bir iktisadî özelleştirme girişimi 1919 koşulları çerçevesinde ele alınabilmektedir. Bu zihniyetin içselleştirilmesi, âdeta tabiî bir refleks olarak algılanması sorunun derinliğini artırmakta ve bertaraf edilmesini güçleştirmektedir..." Açıkçası esaslı bir yorum bu... Zihinlere bir şekilde nakşetmiş olan bu "tarihsizliğin" dozu, kimi kritik dönemlerde yoğunlaşıyor ve kronik bir hastalık haline dönebiliyor. Bu kritik dönemleri verili bir zihniyetin, "tarihle, toplumla, yerel kültürle, dinle yaşadığı zorunlu yüzleşme ya da zorunlu karşılaşma" kesitleri oluşuyor. 28 Şubat böyle bir dönemdi ve tortuları bu açıdan kronikleşmiş bir şekilde yaşamaya, adeta güç kazanmaya devam ediyor. Ülkücü grupların varlığına rağmen bugün Sevr paranoyasını ve Kızıl Elma projesini taşıyanlar esas olarak 28 Şubat'ta şekillenmiş, kemalizmi militarist yönüyle ele alan aşırı laikçi grup ve kurumlardır. Bir ucunu general Tolon ve benzerlerinde, bir ucunu Mümtaz Soysal türevlerinde, bir ucunu ise CHP'nin derinliklerinde bulabileceğimiz bu siyasi duruşun Sevr'i, Kuva/yı Milliyeyi, Lozan'ı, Kurtuluş Savaşını esas alan faydacı bir tarih anlayışına dayanması şaşırtıcı değildir. Bu, seçilmiş, dondurulmuş, değişim dalgalarına, dolayısıyla yaşayan tarihe karşı "sürekli seferberlik hali"ni ifade eden bir tarih anlayışıdır. "Sevr ve Lozan ikilemi", o dönemin laiklikten, iç ve dış tehlikeye çeşitli dinamikleri, bu donmuş ve değişmez düzen anlayışının ana manivelası görevini yapmaktadır. Sevr paranoyası üzerine oturan yeni ulusalcılığın siyasi iki temel unsurunu şöyle tarif etmek yanlış olmaz: 1. Donmuş ve değişmez düzeni değiştirebilecek her girdiye karşı topyekün ve sürekli seferberliğin asli silahı "kemalist laiklik" anlayışı olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede laiklik ilkesi "anti-emperyalizm", "ulusçuluk", "dış müdahale tedirginliği", "AB'ye karşıtlık", "sivilleşmeden endişe", "demokratikleşmeye mesafe" gibi tutumlarla beslenmekte, bunlarla iç içe sokulmakta ve kendisini aşan, ulusalcı ve otoritarizm görüntülü bütüncül bir siyasi proje haline dönüşmektedir. 2. Sürekli seferberliğin bir gereği olarak "ideal laik aktör" kurgusu yapılmakta, bu politik projeye uyumlu insan tanımı etrafında kültürden tüketime, imaja uzanan ortak algı ve davranış kodları bir "toplumsal model"e dönüşmektedir. Bu çerçevede "ideal kadın, ideal beden, ideal yaşam tarzı, ideal rejim" gibi unsurlar bir bütün oluşturmakta, bir otoriteleşme, totalleşme ve cemaatleşme eğilimi ortaya çıkmaktadır. Hastalık işte budur...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |