|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac şu günlerde çok faal. Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğini gönül rahatlığıyla kabul etmiş biri değil Chirac, ama yine de şimdilerde yaptığına benzer itirazî çıkışları aleniyete dökmekten kaçınıyordu. Kaç gündür, tamamında Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hemen tanımasını ön planda tutan şikâyetleriyle gündemi o işgal ediyor... Ne oluyor? Aslında olan belli: Fransa'da seçim var ve Chirac ülkesindeki AB'ye dönük kuşkuları kullanarak yeniden popülerlik kazanma çabasında; bunun için de Türkiye'yi kullanıyor. 17 Aralık AB Zirvesi'nde çerçevesi çizilmiş 'şartlar' içerisinde yer almadığı halde, "Kıbrıs'ı tanıma" itirazı bu kullanımın görünür bahanesi... Olmaz ya, Türkiye, Chirac'ın Kıbrıs'la ilgili bu tavsiyesini de yerine getirse, huysuz tavrını sona erdireceğe benzemiyor Jacques Chirac... Üzücü nokta şu: Kritik dönemlerde zor kararlar almasını bilmiş liderler çıkartan bir ülke Fransa; bu yönüyle dünyaya olağanüstü önemli örnekler sunduğu da biliniyor. Chirac'ın birkaç ay önce kendisinin de "Evet" dediği bir mutabakat zeminini berhava etmeyle sonuçlanabilecek son girişimi o örneklere hiç benzemiyor. 17 Aralık Zirvesi Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlamasının önünü açmıştı. O zirvede üzerinde uzlaşılan konuların bütünü Türkiye tarafından yerine getirildi. O zirve sırasında, AB liderleri, Türkiye'nin ortak protokole koyacağı imzanın Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmeyeceğini de kendileri açıklamışlardı. O açıklamanın yapıldığı toplantıda yer alan liderlerden biri de Jacques Chirac'tı... Aynı Jacques Chirac, şimdi, "Müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerekir" diye bastırıyor. Bu tavrın devlet adamlığıyla bir ilgisi olmadığı açık. Chirac'ın açıklamalarıyla belli olan Fransa'nın tavrı Türkiye'nin 3 Ekim'de başlamasını beklediği müzakere sürecini baltalar mı? Fransa AB içerisinde önemli bir ülke, onun adına yapılan itirazlar elbette diğer üye ülkelerde dikkate alınır. Ancak, bütün üye ülkelerin liderlerinin katıldığı bir zirveden çıkan kararı tanımama anlamına gelen itirazların sonuç alması beklenmemeli. İşin hazin tarafı, Fransa Devlet Başkanı'nın, AB ortağı ülkelerin liderleri ve AB kurumları tarafından uyarıldığı halde itirazlarını sürdürmesidir. Türkiye'nin AB ile müzakereye başlamasını Fransa'nın bu itirazı herhalde engellemeyecektir; ancak Chirac'ın çıkışlarının, geleneksel olarak Fransa ile iyi ilişkiler içinde bulunmaya önem veren Türkiye'de, ciddi bir Fransa karşıtlığına yol açması ihtimali büyük. Türk kamuoyu Fransa'dan gelen aykırı açıklamaları anlamakta zorlanıyor. Devlet adamlığı bugünküne benzer ortamlarda kendini belli eder. Tarihinde çok değerli devlet adamları bulunan Fransa'da, ülke gündemini bir başka ülkeyi rahatsız edecek politik itirazlara kilitlemiş iki cumhurbaşkanı adayının varlığı gerçekten şaşırtıcı. Jacques Chirac ağzını kapattığında rakibi Nikolai Sarkozy'nin sesi duyuluyor ve onun da ağzında yine Türkiye adı var... Türkiye adının tartışmalarda sıkça geçmesi yalnızca Kıbrıs konusundaki ihtilâftan değil; hatta konunun AB ile irtibatı da fazla büyütülmemeli. Türkiye, uluslararası platformlarda etkinliği büyüyen ve yarınlarda belirleyici olma ihtimali artan bir ülke. Diri bir ekonomisi var. Buna karşılık, Fransa'nın sönen bir yıldıza dönebileceği işaretleri giderek artmaya başladı. Fransız politikacıları rahatsız eden ve onlara popülist mesajlar verdiren de bu olsa gerek. Yazık. Türkiye ile Fransa iyi ilişkilerini artırarak daha da yakınlaşabilirdi. Paris'in Türkiye'den uzanan eli itmesi hiç de hoş değil. Sonuç alamayacağını bile bile hem de.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |