|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hatırlayanlar vardır: Bugüne kadar "Vicdani ret" meselesiyle de epeyce vaktinizi almışımdır. Elimden geldiği kadar bu "hak"ın tanınması gerektiğini savundum. Din, felsefi, ahlaki nedenlerle "silah" veya "üniforma" ile aralarına duvar ören insanların bu taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini yazdım. (Bu yazılarımdan birisine gazetemiz yazarlarından Hocaoğlu'nun destek çıktığını da hatırlıyorum.) Bu "pasifist" tutumun bireysel bir hak olduğu kadar kafalarımızdaki birçok "klişeye" derman olacağını da düşünüyorum. Biliyorsunuz; "vicdani redde" ilişkin taleplere herşeyden önce "eşitlik" ilkesi açısından karşı çıkılıyor ve alaycı bir üslup ile hemen şu hatırlatılıyor: "İyi hak doğrusu! Her erkek vatandaş askere giderken bazıları 'Ben silaha dokunamam' diyerek askerlik görevinden sıyıracaklar!" Ama artık biliyoruz ki, bu itiraz doğru ve yerinde bir itiraz değil; değil çünkü başkaları askerlik yaparken "vicdani retçiler"in evlerinde oturup televizyon seyrederek vakit geçirmeleri gibi bir durum söz konusu değil. Onlar da -tabii ki- askerlik süresini (belki de bunun daha fazlasını) kamu kurumlarında formasyonlarına uygun bir görev alarak geçirecekler. "Vicdani ret"in Türkiye'de bugüne kadar bir hak olarak tanınmamasının arkasında hepimizin malumu olan "sosyolojik" nedenler de var mutlaka. "Askere alınmama"nın ya da "çürük çıkma"nın bambaşka şeyler çağrıştırdığı, "adam olmanın" ya da "ev bark sahibi olmanın" askerlik sonrasına yerleştirildiği bir toplum da (bu konuda çok güzel bir örneğe ben de bizzat şahit olmuştum) "askere gidememe"nin erkek nüfusun önemli korkularından birisini oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Aslında "söyleyebirdik" demek belki daha doğru, çünkü "dövizli", "paralı" türlerinden sonra bu hassasiyetin eskisi kadar olmadığını söyleyebiliriz. Ancak görünen o ki Türkiye son dönemde -bazılarını çok kızdırsa da- bu meseleyi de farklı bir biçimde tartışmaya başlamak üzere. Bir kere herşeyden önce, "vicdani ret" işini ciddiye alıp bu konuda sonuna kadar gitmeye kararlı insanlar çıktı ortaya. "Vicdani ret"i kendisine iş edinmiş bir dernek on yıldan fazla bir zamandır harıl harıl çalışmakta. Son olarak "vicdani retçi" Mehmet Tarhan'ın (gerçekten önemli ve ilginç bir dosya) "emre itaasizlik" ve "emre itaatsizlikte ısrar" suçlarından 4 yıl hapse mahkum edilmesi meseleyi medyanın kayıtsız kalamayacağı bir noktaya taşıdı. Tarhan'ın avukatı Suna Çoşkun bakın ne diyor: "O cezaevinde isyan çıkartanlar bile 3 yıl hapse mahkum edilirken, Tarhan için 4 yıl kararlaştırıldı." Tarhan dosyası ile İHD'nin açıklaması da önemli: İHD, "yeniden askere alınmaya çalışılıp bunu da reddetmesi ayrı suç sayılan Tarhan açısından döngünün sürmesinin cezanın müebbet hapse dönüşmesi anlamı taşıdığını" savundu. Ayrıca sanmayın ki bu mesele bir takım "marjinal" grupları ilgilendiren, onların dilinden düşmeyen bir meseledir. Geçen hafta Radikal gazetesinde (22 Ağustos) Ömer Faruk Eminağaoğlu imzalı bir yazı ("Özgürlük ve vatan hizmeti") yayımlandı. Eminağaoğlu, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı. Eminağaoğlu'nun "vicdani ret" konusuna ilişkin fikirleri çok net: "Vicdani ret, vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Vicdan özgürlüğünün de Anayasada sınırları gösterilmediğinden Askeri Ceza Yasası'yla getirilen sınırlama Anayasa'ya aykırıdır." Eminağaoğlu, burada özetlememiz bile imkansız bir tam sayfalık yazısında meselenin hukuksal yönünü çok ciddi olarak gözden geçirmiş. "Vicdani ret"in İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi açısından ne ifade ettiğini, Anayasa'nın "vatan hizmeti" ve "askerlik hizmeti" konularında içerdiği "çelişkiler", Askeri Ceza Yasası'nın getirdiği yasak (...) meselinin hukuksal yönü çok derli toplu olarak bir yazıya sığdırılmış. Yazının özellikle dikkatimi çeken bölümlerinden birkaçı şöyle: "Vicdani retçilerin askerlik yerine başka bir hizmete tabi tutulmayı beklemeleri, halkı askerlikten soğutan bir faaliyet olarak değerlendirilemez. Askerlikten soğutmak suçu, genele yönelik bir faaliyet olmadıkça oluşmaz." / "Askeri Ceza Yasası'nın vicdani reddi benemsememesi, Anayasa'ya aykırıdır." / "Askeri Ceza Yasası'nın 45'inci maddesinde benimsenmediği açıkça vurgulanan vicdani ret, Anayasa tarafından dışlanmamaktadır." / "Askari Ceza Yasası'nın 45'inci maddesinde yer alan vicdan özgürlüğüne yönelik sınırlandırıcı düzenlemenin anayasal dayanağı bulunmadığından, bu hükmün (Anayasa yerine) yasada yer alması hukuksal değildir." Bu arada bir gazete haberinden aynı meseleye ilişkin (kaçırdığım) önemli bir yazının varlığını da öğrendim. Bu yazı da (son günlerde önemli tespit ve analizleriyle dikkat çeken) Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can imzasını taşıyormuş. Can da benzer bir biçimde, "Anayasa'ya göre herkes için zorunlu olanın 'askerlik' değil, 'vatan hizmeti' olduğunu" vurguluyormuş... Güzel gelişmeler bunlar... İki önemli hukukçu iki önemli yazı ile bugüne kadar "dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmış"(!) çok önemli bir konuyu tartışıyorlar... Türkiye'de işler iyiye gidiyor herhalde....
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |