|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 4 ARALIK 2005 PAZAR | ||
|
|
-Bir yazar niçin anlaşılmaz? Bu soruyu şu şekilde de sorabilirdik: - Bir yazar niçin anlaşılmaz şeyler yazar? Sanırım akla ilk gelecek cevaplardan biri şöyle olacaktır: Anlama sorunu izafîdir ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bu cevap, okur (anlayan özne) dikkate alındığı takdirde doğru gibi görünüyor. Oysa soru, yazar dikkate alınarak sorulmuştu; yani anlamamanın, anlayamamanın neden olduğu anlaşılmazlıktan değil, açık bir biçimde anlatamamanın neden olduğu bir anlaşılmazlıktan... Daha önce bazılarının tasvirî, bazılarının da tahlilî yazılar kaleme aldıklarına işaret etmiştik. Tasvir ayrıntılara doğru genişlediğinde, tahlil ise derinlere indiğinde anlatımın dili ister istemez çatallaşır. Hâl böyle olunca, geniş tasvirleri ve derin tahlilleri ihata etmek güçleşir. Genişliğe (yatay) ve derinliğe (dikey) nüfuz etmek arzusunda olanlar için bu nitelikler, hiç kuşkusuz ki olumlu bir işleve sahiptir. Ancak okurun böyle bir arzusu yoksa veya arzusu olup gayreti yoksa ya da arzu ve gayreti olduğu halde bu gayreti gösterebileceği imkânlara, meselâ gerekli vakte sahip değilse, haklı olarak bu niteliklere sahip yazılarla karşılaşmak istemeyecek, karşılaştığında da şikayet edip duracaktır. Ne var ki bu tür bir açıklama, kolaylıkla okura haksızlık yapmaya yol açabilir; zira okur veya yazar olsun, hiçbir insaf sahibi matbuat hayatımızın "geniş tasvir" görüntüsündeki gevezeliklerle; "derin tahlil" görüntüsündeki sığlıklarla dolup taştığını inkâra yeltenmeyecektir. Sorun, "Efendim ben ayrıntılı bilgiler veriyorum, derin tahliller yapıyorum, anlamıyorsanız, bu sizin suçunuz!" yollu tafralarla geçiştirilemeyecek denli karmaşık bir mahiyet arzediyor. Gençliğimde, okuduğum birçok yazarın çok önemli şeyler söylediğine inanır ve fakat her halde kendi yetersizliğimden ötürü söylenenleri anlayamadığıma hükmederdim. Sonradan bu hükümlerimin azımsanamayacak bir miktarında yanıldığımı anladım ama böyle zannettiğim için pişman olmadım; vaktimi israf ettiğimi düşünmedim. Yolda düşe kalka yürünür; düşmeyenler kalkamazlar; en azından düşme tecrübesine sahip olamazlar. Züğürt teselisi mi? Belki! Lâkin züğürt tesellisinin kötü bir şey olduğunu kim söylüyor ki?! Hâsılı, zaman zaman içimde küçük sızılar peydâ olmakla birlikte bugün dönüp geriye baktığımda "iyi ki böyle yapmışım" diyorum. Çünkü biliyorum ki bir kişinin, taraf olduğu bir dâvâda, suçu öncelikle kendisinde araması ve kendi aleyhine işleyen böyle bir yargı mekanizmasına sahip olması aslında yararlı ve verimlidir; zira edebe uygundur. Ne var ki bu tutum abartılmamalı, yazarların da bu anlaşılmazlıkta ciddi düzeyde paylarının olabileceği unutulmamalıdır. Sanırım akl-ı selim sahibi herkes, yaşı ve tecrübesi ne kadarsa o kadar "sözde allâme" tanımıştır. O halde uyumaktan değil uyanamamaktan çekinmeli; düşmekten değil kalkamamaktan korkmalı. Hiç hata yapmadıklarını söyleyenler, ya ahmaktır, ya çıkarcıdır. Hata insanîdir çünkü. Yarası çok derinlere inmediğinde ve hele hele sonradan düzeltildiğinde, hataların çok sevimli olanları bile vardır. Anlaşılmazlık'tan güç alan yazarlara gelince, böyleleri, anlaşılmazlıkları sayesinde allâme olduklarını, bilmedikleri halde biliyormuş gibi göründüklerini sanırlar. Eh, bazen böyle görünürler de. Çünkü bu tür numaralara ihtiyacı olan çok sayıda okur vardır. Alan da memnundur; satan da. Belirtmem gerekirse, tasvirî ve tahlilî yazıların dışında bir de 'terkibî' (inşaî) yazılar vardır. Terkibî yazılar, diğer ikisinin tam da aksine ne geniş, ne de derin görünür; oldukça basittir. Yazar hiç de önemli şeyler söylüyormuş havasında değildir; bilâkis söyledikleri olabildiğince basit ve sadedir; sıradanmış gibi görünür. "Eee, ne varmış bunda?" dedirtir; tıpkı iyi bir şairin bir mısraı gibi tüm dünyayı içinde taşır. Açıklıkta gizlenmeyi tercih eder. Sıradan okuru aldatır bu yüzden. Bilmenin en aslî maksadı, en basit olanı, yani noktayı ele geçirmektir ve nokta'nın genişliği de, derinliği de olmaz; zira nokta bölünemez; basittir. Bu bakımdan, nokta'nın bilgisine sahip olanların ancak, tasvir ve tahlili küçümseye hakları vardır. Korkacaksanız, siz asıl noktayı görememekten korkun!
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |