T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 4 ARALIK 2005 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Kürşat BUMİN

Çok şeye aykırı ama Anayasa'ya değil

Türkiye böyle tuhaf bir ülke işte... Her hafta gündeme düşen birkaç "ağır" konu etrafında ateşli konuşma ve yazışmalar yapmakla yetinmeyip teneffüslere de dönüp dolaşıp "alkollü içecek" tartışmasını sokuşturuyoruz...

Hatırlayın; "Belediye Köşkleri"nde alkollü içecek servisinin yapılıp yapılmaması gerektiğini kaç yıldır tartışıyoruz. Bir 10 yılı rahatlıkla vardır.

Ayrıca dikkat edersiniz bu tartışma bunca yıldır hep aynı tarzda sürüyor. Önce bu meseleye yazı hayatının önemli bir bölümünü hasretmiş bir yazarın malum eleştirileri; sonra buna eşlik eden diğer yazılar; ve nihayet belediye çevresinden konuya ilişkin yapılan gayri resmi açıklamalar...

Tartışmaya bir zamanlar (tartışmanın hangi senesiydi şimdi hatırlamıyorum) ben de katılmıştım. Konuya ilişkin düşüncem özetle şöyleydi: İstanbul'da varsın Belediye Köşkleri'nde de alkollü içecek servisi yapılmasın... Böylece alkollü içecek servisi yapılan yerlere ayaklarını bile basmak istemeyen İstanbullular da (bir dönem fiyatları da makul olan) bu mekanlardan yararlansın... Bazı arkadaşlarım bu görüşüme itiraz ederek, "Ama bu uygulama adaletli olmaz; en iyisi köşklerin yarısı alkollü, diğer yarısı da alkolsüz olsun" demişlerdi. Bu da fena olmayan bir öneriydi doğrusu; "Olsun, madem ki her iki cenah da da İstanbulludur, bu da bir çözüm şekli" demiştim.

Biliyorsunuz, son günlerde tartışma yine alevlendi ve son tartışmalarda ortaya bazı yeni "argümanlar" da sürüldü.

İstanbul Büyükşenir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Radikal'den Selim Efe Erdem'in konuya ilişkin sorularını cevaplamış. Topbaş, belediyenin "kendi kamusal alanında" alkollü içeçek satmamasını Anayasa emrine bağlamış: "Belediyenin kendi kamusal alanında, Anayasa'nın 58. ve 59. maddeleri nedeniyle alkol satışı yapılamıyor. Alkol satışı için Anayasa'nın bu maddelerinin değişmesi gerekir."

Kadir Topbaş bu gerekçeyi nasıl geliştirmiş, hiç mi hiç anlayamadım doğrusu... Bu konuda geliştirilecek birçok gerekçeyi makul bulmaya hazırım ama bu olmadı bence. Topbaş, gazetecinin "Erdoğan'dan önce niye serbestti?" sorusunu da aynı çerçevede cevaplıyor: "Anayasa'ya aykırı yapılıyordu."

Topbaş yasağa ilişkin olarak Anayasa'nın maddeleri 58. ve 59. maddelerine işaret ediyor. Bunların ikincisinde devletin Türk vatandaşlarının "beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri" alacağı söyleniyor. Yani konu ile dolaylı ilgisi var. 58. maddenin konu ile ilgili fıkrası ise aynen şöyle: "Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturuculardan, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır."

Şimdi söyler misiniz: 82 Anayasası'nın idealındeki "gençlik" için getirdiği bu düzenleme ile Belediye Köşkleri'nde alkollü içeçek satışının yasaklanması arasında uzaktan yakından bir ilişki var mı? Olamaz, çünkü herşeyden önce bu Anayasa'nın bağladığı devlet daha düne kadar ülkedeki ağır alkollü içkiler üretiminde tekel konumundaydı zaten!

Zaten dikkat ederseniz, 58. madde devleti gençleri "alkolizm"den korumak için gerekli tedbirleri almakla görevlendiriyor; gençlerin önünden "alkollü içeçekleri" toplamakla değil herhalde.

Topbaş, bir belediye başkanı olarak tabii ki alkollü içeceklerin satışına ilişkin gerekli yasal önlemlerin alınmasını titizlikle takip etmek zorundadır. Ama bu önlemler "yasal"dır, "Anayasal" değil. Kendisinin de söylediği gibi İstanbul'un her sokağı tabii ki meyhaneye dönüşmemeledir. Caydırıcı olabilmesi için alkollü içkilerin fiyatlarının olabildiğince yukarı çekilmesi de etkili bir önlemdir. Polisin sokakları-trafiği sarhoşlara teslim etmemesi herkesin beklediği bir uygulamadır. Yani iş Anayasa'ya gelinceye kadar yapılacak çok iş vardır.

Demek ki, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in haklı olarak söylediği gibi, bu konuda da yapılması gereken, "yasakçılık"tan önce yasaların (gerektiğinde geliştirilerek) uygulanmasından ibarettir.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi