|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 4 ARALIK 2005 PAZAR | ||
|
|
Anadolu insanı, İslam ülkelerinde Türk, Batı ülkelerinde de Müslüman olarak görülür. Anadolu'da her ailenin bir soyağacı vardır, herkes atalarının kim olduğunu ve nereden geldiğini bilir. Ancak hiç kimse soyunun bütün soylardan daha üstün olduğunu ileri sürmez. O bilir ki, insanın değeri soydaşlarının çokluğundan değil, inancının derinliğinden kaynaklanır. İnsan gücünü soyundan daha çok başarıyla taşıdığı değerlerinden alır. Anadolu soyların olduğu kadar inançların da harman olduğu coğrafyadır. Hiç kimse anne ve babasını seçme hakkına sahip değildir. Buna karşılık, inançta zorlama yoktur. Herkes inancını seçmede özgürdür. Bunun için Anadolu insanı, kimsenin inancını küçümsememiş, kimseye de inancını zorla benimsetmeye çalışmamıştır. O gittiği her ülkede, soyunun seçilmişliğini değil, değerlerinin üstünlüğünü savunmuştur. Anadolu'da bir ailede hem Kürt, hem Boşnak, hem Çerkez, hem de Arnavut vardır. Bir insanın baba soyu Türk, anne soyu da Arap olabilir. Anadolu insanı yarı Türk, yarı Arap olmaktan kaygılanmaz. Ancak inançta, soyda olduğu gibi, ikiliğe kesinlikle yer yoktur. Bir insanın yarım Müslüman, yarım da Hristiyan olması mümkün değildir. Anadolu'yu Anadolu yapan soyların çokluğu değil, inancın tekliğidir. İslam'ın bütün insanlığı kucaklayan geniş ve zengin inanç dünyası içinde soyu ne olursa olsun, bütün insanlar ya inançta ya da yaratılışta kardeştir. Çünkü geriye dönülüp bakıldığında, herkesin anne ve babasının Adem ile Havva olduğu görülür. Dünyanın hangi ülkesinde yaşarsa yaşasın, "yetmişiki" ırk da, aynı anne ve babadan gelir. Bu ırklardan hiçbir ırkın, başka bir ırka üstünlüğü olamaz, hiçbiri kendisini "seçilmiş" ırk olarak göremez. Cidde'de Melik Abdülaziz Üniversitesi'nde hocalık yaptığım yıllarda yirmi kişilik sınıfta, neredeyse onbeşe yakın ülkeden öğrenci vardı. Her derste Sudanlı, Mısırlı, Pakistanlı, Tunuslu, Faslı, Türk ve Cezayirli öğrenciler, Müslüman ülkeleri kendi aralarında olduğu kadar Batı ülkeleriyle de karşılaştırmayı çok severlerdi. Tartışma Arap ya da Türklerin üstünlüklerinde yoğunlaşınca, "kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur", herkes Ademoğullarındandır, denilirdi. Anadolu insanı bütün insanlığın atalarının bir olduğunu bildiği için, başarılı olmanın kaynağını ırkların soyluluğunda değil, inançların sağlamlığında aramıştır. Onun kimliğinin rengi, soyundan önce inancından kaynaklanmaktadır. Onun üst kimliğini inancı oluşturur. Göle'de doğmuş bir Anadolu insanı Kars'ta Göleli, Ankara'da Karslı, İstanbul'da Anadolulu, Londra'da Türkiyeli, New York'ta ise, İslam dünyasından bir Müslümandır. Hem ulusal, hem de uluslararası seviyede kimlikler yatay ve dikey olarak halka halka genişler ve küçülürler. Duvarların yıkıldığı bir dünyada Anadolu insanı, Türkiye'de Türk, Almanya'da Avrupa ve Amerika'da da dünya vatandaşıdır. "Global Köy"de her insanın kimliği, isminde gizlidir. Bir insanın iç dünyası, dış dünyasına yansıdığı gibi, inancı da ismine yansır. Anadolu insanı inancını soyunda değil, soyunu inancında eritmiştir. Onun için belirleyici olan soyu değil, inancıdır. Bu yüzden, Anadolu toprakları, soyları bir ırkta eritmekten daha çok, inançları bir inançta eritmiştir. Ölümsüzlük soylarla değil, değerlerle yakalanır. İnancını yitiren, kimliğini de yitirir.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |