|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 22 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Dün "Pamuk davası hakkında" başlıklı yazıda şöyle demiştik:"Pamuk dünyanın dört bir yerinde tanınan, okunan, saygı gören, Türkiye'nin hatta Türklüğün ismini duyuran, taşıyan biridir... Üzerine bir çiçek gibi eğilmemiz, korumamız, sakınmamız, sanatçılığından gelen farklı davranışlarını okşamamız gelen bir isimdir... Peki ne yapıyoruz biz? Onu yok etmeye, yaralamaya çalışıyoruz. Bu ülkeyi terk et noktasına itiyoruz... De Gaulle düşüncelerini hemen hiç paylaşmadığı Satrtre için benzer bir durumda neden 'Sartre Fransa'dır...' demişti, hiç düşündünüz mü? İlke açısından da fayda açısından da hem ülke hem dünya nezdinde düştüğümüz durum budur... Peki faydacı şarklı kompleksinin tezahürü, faydacılığı küçük dünyaların sembolleri içine hapseden bir kendini bilmezlik değil midir bu...?" Evet madalyonun bir yüzü böyle... Şimdi bu faydacılığın ve kendini bilmezliğin diğer boyutuna bakalım... Kanımız odur ki Pamuk Davası eninde sonunda düşecek... Ve bunu muhtemelen Adalet Bakanı yapacak, yapmak zorunda kalacak... O zaman ortaya çıkacak iddia ise şu olacak: "Türk hükümeti AB'nin bastırması ve zorlamasıyla bu adımı attı. Dünya kamuoyunun böyle bir etkisi olduğu çıplak bir gerçek..." Hükümet bunu neden hesap edemiyor? Sonuç: Edemiyor... Hükümet kendi eliyle ortadan kaldırabileceği bir meselenin bu noktaya gelmesine nasıl müsaade etmiştir? Bu yapılmış olsa siyasi iktidarın demokrat tavrı alkışlanırdı. Şimdi yaparsa belki yine alkışlanacak ama daha az olacak bu alkış... Üstelik bir de AK Parti Batı baskısına boyun eğiyor eleştirisi bu partinin kendi seçmenini etkileyelecek... Peki bu, nasıl siyasi akıldır? Aslında faydacı kültürün ürettiği bir kendini bilmezlik değil midir? Denebilir ki erken seçim yapılmayacak olsa bile, saat tersine çalışmaya başlamış, seçim ve oy kaygıları partilere egemen olmaya başlamıştır. Yine denebilir ki AK Parti'nin endişelerinden birisi milliyetçi dalga karşısında yaşabileceği örselenmedir. MHP'ye ve DYP'ye oy kaptırmasıdır. Ve bu endişe parti ileri gelenlerinin rahat hareket etmesini engellemekte, iki yönlü açıklamalar birbirini izlemektedir... Böyle bile olsa, siyasi mantığı anlamak zordur... Zira "milliyetçilik akımını güçlendiren, merkez partilerden uç partilere oy kaçısını hızlandıran alınan siyasi kararlar değildir". Bu "siyasi kararların öncesinde oluşan atmosferlerdir". Pamuk davasının yarattığı atmosfer buna tipik bir örnektir... Bu tür atmosferlerde insanlar olup biteni, semboller, antipatiler, sempatiler üzerinden değerlendirirler. Bu tip değerlendirmeler kutuplaşma ortamını besler... Kutuplaşma ortamı ise taleplerden çok tepkileri siyasileştirir ve öne çıkarır... Bu durumda faydacı kültürün ürettiği bir kendini bilmezliktir... AK Parti türü siyasi partilerin seçmenleri milli hassasiyeti yüksek insanlardan oluşur, ama katı milliyetçiliğin merkezi değildirler... Milliyetçi dalgalar bu nedenle bu partilerden oy kaçışını hızlandırırlar... MHP'nin yapılan anketlerde geldiği seviye demek istediğimizi iyice açıklar... Bilmek gerekir ki en doğru yol her zaman ilke ve faydanın kesiştiği yoldur, faydaların ilkelerin içinden üretildikleri yoldur. Bu yolun adı demokrasidir, demokratlıktır... O eninde sonunda her zaman her yerde galebe çalar...
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |