T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Davut DURSUN

Kimlik tartışmasının arkaplanı...

Ülkemizin sık değişen gündeminde büyük yankı uyandıran tartışmalardan birinin de "kimlik" meselesi olduğu görülüyor. Aslına bakılırsa kimlik, yeni bir tartışma konusu değil. Kimlik tartışmaları, hem Türkiye hem de dünya için en azından geleneksel sistemden kopup modern sisteme geçiş sırasında gündeme gelmiş ve geniş tartışmalara yol açmış bir konudur.

Hatırlamakta yarar vardır ki 19.yüzyılda karşı karşıya bulunduğumuz çözülme ve dağılma sürecini durdurmak, milliyetçi temelli tartışmaların önüne geçmek ve Osmanlı Devletinin siyasi bütünlüğünü koruyabilmek için çeşitli siyasi görüş ve projeler gündeme gelmişti. Bunlardan en belirgin olanları İslamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük, Batıcılık gibi düşüncelerdi.

Bu düşünce akım ve projelerin her birinin karşı karşıya bulunulan güncel siyasal sorun ve tartışmalara yönelik belli çözüm önerileri vardı ve her birinin temel amacı Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu çöküş ve çözülüşü durdurmaktı.

Her bir projenin temeldeki tercihleri arasında bir kimlik tanımı ve çözüm önerisinin bulunduğu söylenebilir. Zaten kimliklerin sorunsallaşması, tartışma konusu haline gelmesi, en azından ülkemizin bulunduğu coğrafya için, 19. yüzyılın sorunu olarak ortaya çıkmış bir konu idi. Kimliklerin sorunsallaşmasının temelinde geleneksel kimlik tanımları ile siyasal sistemlerin kimlikler karşısındaki tutumlarının terk edilerek kimliklerin iktidar yoluyla tanımlanmasının gündeme gelmesi eğilimi yatmaktadır.

Bu tespitimi biraz açmakta yarar var. Geleneksel toplumlar için kimlik sivil bir alandır ve kişilerin kendi tercihleriyle ilgilidir. Bu anlamda kimlik bireylere dışarıdan bir otorite veya merci tarafından verilen, dayatılan bir nitelik değil bireylerin ya doğuştan getirdikleri yahut da içinde yer aldıkları toplumsal çevreden edindikleri bir nitelikti. Siyasal iktidarların veya yerel ve ulusal otoritelerin bireylerin tevarüs veya tercih yoluyla edindikleri kimliklere müdahale etmeleri, yeni bir kimlik oluşturmaları, onlara normatif yollarla bir kimlik dayatmaları söz konusu değildi. Mesela kişi Türk anne ve babadan doğunca Türk, Müslüman bir ailede yetişince Müslüman olurdu. Onun Türklüğüne veya Müslümanlığına siyasi iktidarın müdahalesi düşünülemezdi. İktidarlar düşen kişinin tercihi olan kimliği tanıması ve saygı duymasıydı.

Modernite kimlik alanını, bireyin özgür tercih alanı olmaktan çıkardı. Kimliği bireyin tercihi ile ilgili bir özerk alan değil iktidarların müdahale edecekleri, belirleyecekleri, bireylere dayatacakları bir alan olarak kabul etti. Kimliğin de toplum gibi inşa edileceği anlayışını yüceltti. Bu anlayışa göre kimlik yasalarla belirlenen, bireylerin tercihleriyle ilgili olmayan bir tasarruf alanı olarak görüldü.

İşte sorun burada çıkmaya başladı.

Bugün kimliklere ilişkin tartışmaların temelinde bu konunun iktidarlardan bağımsız özerk ve sivil bir alan olarak görülmeyip iktidar eliyle belirlenecek bir alan olarak görülmekten kaynaklanmaktadır. Dahası iktidarlar nezdinde kimliklerin bir kısmının kendisini ifade etmesine bile müsaade edilmedi.

19.yüzyılda geliştirilen siyasal projelerden biri olan "Osmanlıcılık", Osmanlı toplumundaki bütün kimlikleri içine alacak bir üst şemsiye kimlik olarak düşünülmüştü. Bu asra kadar böyle bir kimlik tartışması yoktu. Ne zaman ki farklı kimliklere sahip toplum kesimleri milliyetçiliğin etkisiyle ayrılma eğilimine girdi bunu durdurmak için bütün dini ve etnik kimliklerin kendilerini rahatlıkla ifade edecekleri, varlıklarını sürdürecekleri bir "üst kimlik" inşası yoluna gidildi. Entelektüel ve iktidar eliyle bir inşa sonucu oluşturulan yapay bir kimlik olan Osmanlıcılık başarılı olamadı. Osmanlı Devletini dağılmaktan kurtaramadı.

Cumhuriyetle birlikte farklı Müslüman kesimleri içine alan kültürel temelli bir "Türk" kimliği inşa edildi. Anayasa ve yasalarla "Türk" tanımı yapıldı. Kimlik konusu geleneksel yapıdaki sivil ve bireylere ilişkin özerk bir konu olma vasfını kaybetti ve bir iktidar sorunu haline geldi. O günün şartlarında rasyonel bir çözüm olan bu düzenleme küreselleşme ve yerellik eğilimlerin giderek sivrildiği bir dünyada sorunsallaştı. Geldiğimiz noktada kimliklere ilişkin alanın bir sivil ve özerk alan mı, yoksa iktidar eliyle düzenlenecek bir alan mı olduğu sorusunun tartışılması gerektiği anlaşılmaktadır. Tartışmaya öncelikle bu noktadan başlamak soruna bir açılım getirebilir mi? Düşünmekte yarar var.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi