T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fehmi KORU

Bilek güreşi

Türkiye'de hemen her alanda iyileşmeler yaşanıyor; kimsenin öngöremediği çapta hem de... Buna rağmen hiç de hoş sayılmayacak rahatsızlıklara da sahne oluyor ülkemiz: Van Üniversitesi rektörünün odağı olduğu tartışmaları, Orhan Pamuk dâvâsını, 'içki yasağı' çığırışlarını bir yana koyun, üniversiteye girmek arzusuyla yanan bazı gençlerin önüne çıkarılan eşitliğe aykırı engelleri öbür yana...

Manzaraya bakarak çıkarabileceğimiz sonuç şu: Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunların en başında 'hukuk' geliyor; Türkiye'nin âcil ihtiyacı insanlarının 'hukuka saygı' zemininde buluşması...

Hukuk konusunda bayağı mesafe alındığına hiç kuşku yok. Anayasanın en başlarında (m. 2) "Cumhuriyet'in nitelikleri" arasında sayılan 'hukuk devleti' olma hedefine doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Ancak, bu ilerlemede aksak-topal bir taraf da var; pek çok kişi ve çıkar grubu hukuku kendi yönünde biçimlendirme hevesine kapılıyor. Sonuçta, 'hukuk' yerine her yana çekilebilecek bir takım kanun maddeleriyle muhatap olmaya başlıyoruz.

Van'da rektör tutuklanmadan yargılanamaz veya eğer mutlaka tutuklanacaksa duruşmaya çıkartılma süresi kısaltılamaz mıydı? Orhan Pamuk aleyhine dâvâ, elde bir mahkemenin verdiği takipsizlik kararı olduğuna göre, illâ açılmak zorunda mıydı? Meclis'ten çıkmış ve halen yürürlükte olan aksine bir yasa maddesi varken başörtüsü yasağı üniversitelerde nasıl uygulanabiliyor? Belediyeler yetki kendilerine geçti diye 'içki' yasağı mı koyuyorlar?

Bu sorulara herkes bir ağızdan dürüstçe aynı cevapları verebildiği gün Türkiye gerçek anlamıyla bir 'hukuk devleti' haline gelecek...

Türkiye'de hukuku kendine yontma anlayışı çok yaygın. Bunu yapanların 'siyasî iktidar' sahibi olmaları gerekmiyor; tersine hükümetler değişse de değişmeyen bir 'güç' hukuk sistemini kendine göre yontmada daha başarılı olabiliyor. Ters durumlarla ancak o gücün kollarının fazla ulaşamadığı yerlerde karşılaşılabiliyor. Oralarda da -genellikle- başka bir 'güç' ötekini sıfırlayıp kendi iradesini gündeme dayıyor...

Van'da yaşananı bir 'örnek olay' kabul edebiliriz: Rektörün irtibatlı olduğunu sandığımız önemli güç, öyle anlaşılıyor ki, Van'da fazla etkili değil... Ancak, Van'da meydana gelen gelişmeler de hükümetle irtibatlı gibi görünmüyor. Daha ilk günden, rektörle ilgili pek çok ayrıntıyı bazı yayın organlarına sızdıran, mahkemeye malzeme sağlayan başka bir odağın varlığı kendini belli ediyor. O iki farklı gücün çıkar birlikteliği içinde oldukları yerlerde 'hukuk' pek işlemiyor zaten;

Güçler çatışmasının yurtdışına da yansımaları var. Adalet kurumu üzerinde etkili olmaya çalışan güç, ülkemize dayattığı yasakçı anlayışını, başka ülkelerdeki irtibatları aracılığıyla, uluslararası arenaya taşıyıp onaya kavuşturabildi. Yalnız kendi yanlış uygulamalarımızı hukukîlikten uzaklaştırmayla yetinmiyoruz, kanunsuzluğumuza başkalarını da âlet etmekten çekinmiyoruz.

Böyle bir durumun en kötü tarafı şu: Hukukun manipüle edilebilir bir araç olarak görülmesi, başkalarını da aynı yola başvurmaya iştahlandırıyor. Bugün elinde tuttuğu güç istediği sonucu almaya yetmeyince, sırf o sonucu alabilmek için, daha fazla güç kazanma ihtiyacı duyanlar çıkabiliyor. Bugün hukuku kendi çıkarlarına yontanlar, başkalarının da güçlenerek bugün yaptıklarını kendilerine karşı yapacakları endişesiyle, ortalığı toza-dumana boğacak siyasî entrikalara girebiliyorlar...

Doğru olan, 'nesnel bir hukuk' anlayışına kavuşmak ve hakkına razı olmaktır. Hukuku bütün güçlerin üstünde tutmaya başlarsak, en hayatî konuları bilek güreşine çevirmekten de uzaklaşırız. Rektör, Orhan Pamuk, içki, YÖK'ün uyguladığı kanunsuz yasaklar gibi tartışma konuları o zaman da olur belki, ama şimdi tanık olunduğu gibi hukuku hiçe sayarak sonuç almaya kimse cüret edemez.

İktidarların ilk görevi, 'Şeriatın (adaletin) kestiği parmak acımaz' anlayışını yeniden tesis etmektir...

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi