|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 22 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Hakkari Yüksekova Tugay Komutanı'nın halkoyunu oynayan çocukların kostümlerini, PKK üniformasına benzeterek savcılığa suç duyurusunda bulunması ve ilçenin Belediye Başkanı'nın "Şelşepik" adlı bu kıyafetin bölge halkının yüzde 70'i tarafından giyildiğini söyleyerek tepki göstermesi haberi, Frank Furedi'nin bir korku imparatorluğuna dönüşmeye başlayan toplumların, değişen güvenlik tanımı ve ihtiyat projeleri hakkındaki yazısını hatıra getirdi. Tesbiti şöyle İngiliz sosyologun: "Önlem alma ilkesi, ihtiyatı kurumsallaştırarak bir sınırlama doktrini yaratır. Bu güvenlik sağlar ama, bunun karşılığı beklentilerin azaltılması, büyümenin sınırlanması, deney ve değişimin engellenmesidir." Bilindiği gibi, bu ülkede "tehlikeli" bulunan fikir ya da eylemleri görünür kılan tek simge olarak taşıyıcısını bir anda "terörist ya da düzen düşmanı" yapmaya muktedir olan kıyafeti takip altında tutmak, hakim ideolojinin yıllardır sürdürdüğü, artık sistem geleneğine dönüşmüş bir tavır. Başörtülülerin yıllardır söylemekten dilinde tüy bitiren "inancımız gereği" açıklamalarına karşılık, medya ve mevcut ideolojinin ısrarla "bizden iyi mi bileceksiniz, siyasi ve ideolojik simgedir, türbandır" diye direterek bir cezalandırma gerekçesi ürettiği, bu hayali gerekçe sayesinde giyim kuşam yoluyla siyaset ya da ideoloji ifadesinin suç sayıldığını kanıtlayan en belirgin ve en yakın örnek olarak karşımızda. Başörtüsü kullanan kadınların tamamı için sözkonusu olmasa da, modanın ideolojisi de dahil olmak üzere, evet kıyafetin, bir ideoloji, düşünüş ya da tavır imgesi olarak taşındığı durumlar mevcuttur. Ancak, demokratik toplumlarda, "eylem" süreci başlamadıkça, bunun suç tanımına girmeyeceği de hukuk ilkesi olarak önümüzde. Sözkonusu olayda, çocukların kostümlerinin, hem bölge halkının, hem de PKK'nın kıyafetlerine benzerlik göstermesine, bölgenin hassas konumu göz önüne alınarak bakıldığında, kıyafet seçiminde bir "art niyet" ihtimali bulunabilir. Ancak, diğer ihtimal de, komplike senaryolar üretmeden önce fotoğrafın en basit parçasını, kıyafetlerin büyük oranda coğrafi koşulların etkisiyle şekillendiği için benzerliğin kaçınılmaz olabileceği gerçeğini görmek gerektiği herhalde. Kim haklı, kim haksız savcı karar verecek. Ancak bu ülkenin karar alıcı mekanizmalarının, "vehim"lerden müteşekkil bir korku simülasyonu oluşturup, onu çoğaltarak, bir tehlike arzettiğini varsaydığı her bireye, devletin her türlü tahakküm aracını kullanarak ulaşmaya çabaladığı da, önümüzde duran bir başka gerçeklik. Son örnek de gösteriyor ki, bu anlayışın adalet duygusuyla bir kez daha test edilerek, demokrasiyle harmanlanarak yeniden dolaşıma sokulması gerekiyor. İhtimal hesaplarıyla geliştirilen ve altındakinin gerçek mi olup olmadığına bakmadan simgelere karşı yürütülen bu savaş, "ihtiyat ve önlem ideolojisi"ni devletten vatandaşa, güven azaltmak pahasına ulaştırıyor. "Eyvah geliyorlar, bizi çarşafa sokacaklar", "Anladık biz, içkiyi yasaklayacaksınız" ya da yan yana oyun oynayan üç beş çocuğun üstündeki kıyafetten "siz devleti mi yıkmaya kalkışıyorsunuz yoksa?" türü, sakız replikler de bunu gösteriyor. Kıyafet, kimi zaman insanları "arız" hallerin sözcüsüne dönüştürme gibi bir işlev üstlense de, herhalde taşıyanı "terörist" ya da "provokatör" yapmaya yetecek kadar kuvvetli bir "delil" oluşturmaz. Güvenlik ihtiyatlarını, histerik bir şizofreniye dönüşmeden önce "gerçeklik" algısı ve adalet duygusuyla yenilemek gerekiyor, bu da herkesin gardrobunu büyütmesinden geçiyor.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |