T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Vecdi AKYÜZ

Günümüzde Nisap Ölçüsünü Belirleme Önerisi

Günümüzde insanların hayat standardı açısından en azı temsil ettiği için özellikle yoksulluk temel alınarak, kapsamı çeşitli ölçütlerle belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu konudaki yaklaşımlar, zekât nisabının günümüzdeki belirlenmesine bir ölçüde yardım sağlayabilir. Çok yönlü bir olgu olması dolayısıyla yoksulluğu tanımlamak gerçekten çok güçtür. Ayrıca yoksulluğun kapsamı, ülkeden ülkeye, dönemden döneme ve refah düzeyindeki gelişmelere bağlı olarak farklılıklar gösterir.

Mutlak Yoksulluk

Mutlak yoksulluk, biyolojik insan yaşamı için zorunlu olan yiyecek, barınak ve asgarî sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli maddî imkânlardan yoksunluk durumudur. Dünya Bankası'nın Dünya Gelişme Raporu'na göre, günde 1 (bir) doların (ayda 12, yılda 365 dolar) altında gelir elde edenlere (satın alma paritesine göre), mutlak yoksul denir. Mutlak yoksulluk, hanehalkı veya bireyin hayatını sürdürebilecek asgarî refah düzeyini yakalayamaması durumudur. Bu yoksulluk, ülkemizde iki farklı yöntemle hesaplanır:

1) Gıda Yoksulluğu (açlık sınırı): Kişinin veya hane halkının hayatını sürdürebilmesi için asgarî gıda harcaması maliyeti esas alınarak hesap yapılır. Türkiye'de DİE hesapları temel alınarak, aylık 4 kişilik bir ailenin asgarî mutfak giderlerini kapsayan açlık sınırı hesabı belirlenir. Açlık sınırı; çalışan tek kişi, çalışmayan eş ve 6-15 yaş grubundaki çocuk için ayrı ayrı hesaplanır. Bu durumdaki kişiler, asla zekât yükümlüsü olmazlar. Ancak bu yoksulluk, ilgili kişinin bir günlük asgarî mutfak masrafına karşılık gelen fitre ve oruç fidyesinin en azı için bir temel oluşturur.

2) Gıda Dışı Yoksulluk (yoksulluk sınırı): Kişinin veya hane halkının gıda, giyim, sağlık, barınma, ısınma-aydınlanma ve eğitim-kültür başta olmak üzere vazgeçilmesi mümkün olmayan zorunlu harcama kalıplarını kapsayan yoksulluk sınırıdır. Bu yoksulluk türünde, çalışan bir kişinin zorunlu olarak yapması gereken harcama tutarı, çalışmayan eş için, 0-6 yaş grubundaki çocuk için, 6-15 yaş grubundaki çocuk için günlük ve aylık olarak hesaplanır.

Zekâtla ilgili olarak havâic-i asliyye (temel ihtiyaçlar) kavramı, bir takım farklılıkları görmezden gelirsek yaklaşık işte bu yoksulluk türüne karşılık gelir. Dolayısıyla bu durumda bulunan kişiler zekât yükümlüsü olmazlar. Nisap temel ihtiyaçların karşılanmasından sonraki bir zenginliği ifade ettiğine göre, yoksulluk sınırının üstündeki varlık ve gelirler kişiyi zengin kılar. Fıkıh ve ilmihal kitaplarında bu zenginliğe, nisab-ı gınâ (yükümlülük doğuran zenginlik) adı verilir. Bu durumda olan kişiler, zekâtla ilgili diğer şartlar da dikkate alınarak, zekât yükümlüsü olurlar. Bu nisap için, en uygun seçim, 22-24 ayar 85 gr altının ölçü alınmasıdır. Kaldı ki bazıları, âyetlerdeki "afv" (artan) ifadesini lafzî biçimde algılayarak, temel ihtiyaçlarından artan varlık ve gelir için nisap bile aramazlar.

Göreli ve Öznel Yoksulluk

Göreli yoksulluk, birey veya hane halkının toplumun ortalama refah düzeyinin belli ölçüde altında olma durumudur. Refah ölçüsü olarak, tüketim düzeyi veya gelir düzeyi seçilebilir. Göreli yoksulların gıda, giyim ve barınma gibi imkânları hayatlarını sürdürmeye yettiği halde, gelir ve harcama açısından toplumun genel düzeyinin gerisinde kalırlar. Göreli yoksulluk durumunda, temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra nisap miktarında varlık ve gelir bulunduğu takdirde zekât yükümlüsü olunur.

Öznel yoksulluk, büyük ölçekli anketlerle toplumun bu konudaki görüşünü araştırmak suretiyle, bireylerin kendi kişisel kararlarıyla belirledikleri yoksulluk durumudur. Öznel yoksulluk, dinî, felsefî ve siyasî açılardan dünyaya, insana, mala ve varlığa bakışla ilgili kültürel bir algılamayı yansıtır. Kendi muhtaç olsa bile, kişi bencilliğini yenerek yine de kıt imkânlarıyla başkalarına yardımda bulunma arzusu duyar. Hele İslâm kültüründeki zekât, sadaka ve özgecilik (îsâr:diğergâmlık) gibi dayanışma yolları ve tutumları, bu açıdan çok büyük bir etkinliğe sahiptir. Zekât açısından ülkemiz insanlarının geçimini zor sağladığı halde bu anlayışla zekât ödemeye yönelik bir eğilim içinde olduğunu gelen sorulardan gözlemliyorum. Bu, gerçekten çok etkileyici bir özelliğimiz. Gümüşü nisap ölçüsü yapma görüşündekiler de, bu öznel yoksulluk kavramına göre hareket ediyorlar. Kendini başkalarına göre zengin olarak görenlerin zekât ödemelerine engel olamayız.

Nicedir yazmayı düşündüğüm bu konudaki sorularıyla fırsat ve açılım getiren okuyucularımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi