T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yasin DOĞAN

Medya, Türkiye'nin stratejik hedefleri...

Çağdaş demokrasilerde "sınırlı iktidar" anlayışından bahsedilebilir. İktidarı sınırlayan sadece yasalar değil, çeşitli kurumların üstlendikleri rollerdir. Bu yüzden biraz yargı, biraz üst kurum ve kurullar, biraz Cumhurbaşkanı, biraz yasama organı iktidarı hükümetle birlikte paylaşır. Bu güçler ayrılığı ve denetim açısından da bir gereklilik olarak görülebilir.

Ancak Türkiye'de durum hiç de çağdaş demokrasilerde olduğu gibi değil. Buradaki "sınırlı iktidar" anlayışı, millet iradesinin sınırlanması, sivil siyasetin daraltılması anlamını taşıyor. Hükümetlerin neredeyse eli kolu bağlı durumda. Cumhurbaşkanı'nın vetoları, yargının ve üst kurulların iptalleri gibi bir çok mekanizma hükümetin işleyişini kontrol etmenin ötesinde yönlendiren, güç gösterisi yapan bir mahiyette.

Demokratik sistem bir kez yanlış kuruldu mu, demokratik sistemlerde dördüncü kuvvet gibi belli bir misyona sahip olan medya da olması gerekenin üzerinde bir konuma oturuyor.

Ulusalcı anlayıştaki medyanın yayınlarını bir tarafa bırakırsak, son dönemde özellikle Doğan Medya Grubunun takındığı tavır buna çok güzel bir örnek oluşturuyor.

Gazete ve dergileriyle hükümeti topa tutan bu grup politika değişikliğine gitmiş görünüyor.

Artık hedef hükümet değil, sanki Türkiye'nin AB üyeliğinin yara alması...

Bunu nereden mi çıkardık? Şuradan: Bu grubun İHL, meslek liseleri, başörtüsü gibi konularda hükümetin karşısında olduğu zaten malum. Ama özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda ve ekonomik istikrarın sağlanmasıyla ilgili konularda özel bir duruşu olduğu sanılıyordu. Oysa son günlerde yapılan yayınlara bakıldığında Türkiye'nin demokratikleşme konusunda sabıkalı olduğu, dinci bir yönetimin etkisi altına girdiği, özgürlüklerin askıya alındığı gibi o kadar güçlü bir imaj veriliyor ki, bunun sadece AK Parti hükümetini hedef alıyor olması mümkün değil. Yapılan bu yayınların alıntılandığı Batı basınına bakıldığında, hükümet eleştirisinden ziyade Türkiye'nin eksen değiştirmeye ve AB'den uzaklaşmaya başladığı gibi bir anlam üretiliyor.

Doğan Grubu'nun hem AB sürecini, hem de Türkiye'nin ekonomik ve siyasi istikrarını gözden çıkarmış gibi bir görüntü vermesi bu konularda çok da samimi olmadığı ve başka hesapların içine girdiği izlenimini uyandırıyor.

AB sürecinin önemini vurgulayan bu çevreler acaba yaptıkları yayınlarla Türkiye'nin milli ve stratejik hedeflerine zarar vermeye başladıklarını görmüyorlar mı?

AB'ye katılım sürecinde medyanın sürekli teyakkuzda olması ve hükümetin icraatlarını sorgulaması, bu sürece katkı vermek açısından son derece önemlidir. Gerek sivil toplum kuruluşlarının, gerekse medyanın halkın düşüncelerinin siyasete yansıtılması açısından ciddi bir fonksiyona sahip olduğu söylenebilir, ancak bugün gözlemlenen "topyekün saldırı" anlayışı, hiç de demokratik bir rol gibi görünmüyor.

Bugün hali hazır demokratik sistemin en özgür aktörü medyadır. Bu özgürlüğün belli bir sorumluluk duygusuyla kullanılması, özgürlükleri daha da geliştirmek için bir gerekliliktir.

7 Ekim-15 Aralık tarihleri arasında sadece Hürriyet'te içki yasağı konulu haber ve yazı sayısı 53 iken, sağlık konusundaki yazıların sayısı 18'dir. "Üzerimize İslami örtü çekiliyor", "İçki yasağı mı getiriyorsunuz?", "Son dayatma içki yasağı" benzeri yayınların iç politikayı etkilemenin ötesine geçerek, batılı medya üzerinden Türkiye'nin konumunu olumsuz etkileyecek bir mahiyet taşımaya başlaması "pireye kızıp yorgan yakmaya" benziyor.

"İçki yasağı uygulamasına gidilmediği, geçmişte valiliklerin yaptıkları işin belediyelere devredilmesiyle sadece geçmiş uygulamanın sürdürüldüğü" gibi açıklamalara rağmen sürdürülen bu yayınlar hükümeti "ikaz"ın ötesine geçerek, Türkiye'nin imajını bozmaya başladığı görülmelidir.

Bu tür hesaplar içinde olan çevrelerle aynı safa düşerek "kendilerini idam edecek ipi satma" ucuzculuğunda görünmek, medya açısından talihsizlik olur. Türkiye'deki mevcut istikrarın bozulması öncelikle onların alanını daraltacaktır.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi