|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 24 ARALIK 2005 CUMARTESİ | ||
|
|
-Birgün Ahlat'taki bir jandarma subayının hanımına bir şey olmuş, acele oraya gittik, kötü bir vakaydı, hemen müdahele ettik ama grup olarak geri dönemedik, dağlık yerler tabii, orada kaldık. Sabah erkenden kalktım; bir sis bulutunun üzerinden güneş ve Van gölü gözüküyor; çok büyülü bir yerdi. Baktım garip bir adam oturuyor evin önünde. Kafasıyla bana selam verdi, biraz konuştuk. "Nerelisin sen?" dedim. "Modalıyım" dedi. Çocuk orada askerlik yapıyor, şoför olarak yapıyormuş, beni gezdirdi. Orada binlerce Selçuklu mezarı var, onlara baktım, müthiş bir manzara... Orta Asya üzerinden gelenler evvelâ Ahlat'a yerleşiyor, sonradan ortaya doğru kayıyor. "Ben buralıyım işte" diye düşündüm o zaman. Aslında Paris'e dönmeyi düşünüyordum ama vazgeçtim. Sonradan benimle alay ettiler bu kararımın altında başka şeyler var diye... - Var mıydı gerçekten? - Vardı tabii... O da benim için kültürel mirastı. Çok önemliydi, çok etkilenmiştim... O gece de Ahlat'ta kaldım ve Paris'e dönme hayalim de o gece bitti. "Bu ülkede kalacağım" diye kesin karar verdim. (s. 217-218) Bu satırlar, Figen Şakacı'nın Prof. Aykut Kazancıgil'le yaptığı söyleşilerden oluşan bir hatırat kitabından muktebes: "Her Doğum Bir Mucizedir" (İstanbul, Ekim 2005). Önemli bir söyleşi-anı metni... Hakikaten istifadeye şâyân... Lâkin insan yine de "Biraz daha dikkatli ve özenli sorular sorulsaydı da böylelikle anılar "şunu tanıyordum, bunu tanıyordum" misillu bir "meşhur isimler galerisi" olmaktan çıkıp genel okur kadar tarihçilerin de istifade edebilecekleri bilgi verici ayrıntılarla bezenebilseydi" demekten kendini alamıyor. Gerçekten de "Sorulsaymış, söyleyecek ne çok şeyi olurmuş!" dedirten bir kişilik Prof. Kazancıgil. Kanaatimce yayımlanan metin, bir müsvedde gibi telâkki edilip Aykut Bey'in anılarının yetkin bir versiyonunun ortaya çıkması için gayret göstermeli... Kendi hesabıma, dikkatli ve titiz okurların, sayın Kazancıgil'in kendisinden dikkatlice ve ustalıkla yapılmış uzun bir söyleşi (evet, hiç değilse bir söyleşi) metni daha bekleyeceklerine işaret etmeliyim. Sadece kendi hesabıma mı? Hayır, aynı zamanda yakın tarihimiz hesabına da... Çünkü aileden tevarüs edilmiş bir yerliliğin mirasçısı olan ve kendince bu mirasın hakkını vermeye çalışan bir bilimadamı Prof. Aykut Kazancıgil... Kendisi de babası, amcası ve dedesi gibi bir hekim. Karakterinin ve yürüyeceği yolun belirlenmesinde babası merhum Tevfik Remzi Kazancıgil'in ve dolayısıyla onun kişisel ilgi ve yeteneklerinin payı ise çok büyük... Evine gelip giden önemli fikir ve sanat adamlarının sade isimleri bile merhum Tevfik Remzi Bey'in ilgi ve bilgi düzeyinin genişliğini gösterir sanırım. Bu vesileyle Mehmed Akif'in 'siroz' olduğunu bir Mısır seyahati sebebiyle teşhis edip hemen İstanbul'daki dostlarına (Midhat Cemal Kuntay'a) haber veren kişi Tevfik Remzi Bey... Kendisiyle bir yayınevinde karşılaştığımızda, babasının bu hatırasını, ben bizzat Aykut Bey'den dinlemiştim. Bu hâdise, mezkur hatırat kitabında da ayrıntılarıyla yer alıyor. Muhakkak kayda geçilmeli... Kitabın Paris günlerine ilişkin bölümlerini ise Paris'teyken okudum. Tevafuka bakınız ki bu yazıyı da yine Paris'ten yazıyorum. Yarım asır öncesiyle sonrasını karşılaştırmak benim açımdan ilginç oldu; sanıyorum bu bölümleri ilginç bulacak başkaları da çıkacaktır. Meslek itibariyle bir hekim, bir kadın doğumcu olan Prof. Kazancıgil'in "kadınlar" bahsinde söyledikleri de oldukça çarpıcı... Figen hanımın sorularıyla verilen cevaplar arasında ortaya çıkan sevimli karşıtlıklar, bu bölümün okunuşunu daha eğlenceli hâle getirmiş. Türkiye'deki akademik hayatın düzeyine ve siyasi merkez'in müdahelelerine -ki bu kerameti kendinden menkul çevreler zaman zaman "ilahlar" şeklinde adlandırılmış- yönelik eleştirilerin de ihmal edilmemesi gerekir; bilhassa Özal dönemi, tek kelimeyle ibretlik. Bu kitap üzerinde yarın da duracağız. Not: Kur'an Şairimiz Akif'in vefat yıldönümü (27 Aralık) vesilesiyle Kaknüs Yayınları'ndan bu ay iki kitap yayımlamak daha nasib oldu: 1) Akif'e Dair; 2) Mehmed Akif'in Kur'an Tercümeleri. Biz Akif'i Berlin'de anacağız; umarım siz de İstanbul'da anarsınız. Öyle ya, anılacak ustalarımız varsa, anılarımız da var demektir.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |