T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 24 ARALIK 2005 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Kürşat BUMİN

138. madde nasıl anlaşılmalı?

Başbakan, TÜSİAD İştişare Kurulu Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu. Hem de (televizyon ekranında önümüze geldiği gibi) bayağı ciddi bir tarzda. Şöyle diyordu: "TÜSİAD bir sanayici ve işadamları derneğidir. Sanayici ve işadamları derneği kendi ilgi alanı içinde değerlendirmelerini yaparsa ülke için çok daha faydalı olur. Ama kalkıp da Van'daki yargılama sürecine Anayasa'yı çiğnemek suretiyle müdahale ederseniz bu yanlış olur. Bunu söylemeye TÜSİAD İstişare Kurulu Başkanı'nın hakkı yoktur. Bu çok ciddi bir yanlıştır. Ben bunları söylemek istemezdim, ama söylemek zorunda bırakıyorlar. Anayasa'nın 138'inci maddesi bunu çok açık söylüyor: Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere, hâkimlere emir ve talimat veremez. Bu suçtur. Ve suç işlenmiştir. Bunu TÜSİAD YİK Başkanı söylediği gibi başkaları da söylüyor. Ana muhalefet partisi de aynı suçu işledi. Başka kuruluşlar da aynı suçu işledi. Bunun için devreye girilmesi lazım. Adımlar atılması lazım, bu bir Anayasa suçudur."

Biliyorsunuz, Başbakan'ın bu suç duyurusu işlemi hemen işleme kondu bile. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Yücel Aşkın'ın yargılanmasına ilişkin yapılan tüm açıklamalar hakkında "yargı görevi yapanı etkileme" suçundan inceleme başlattı bile.

Başsavcıya "Kolay gelsin" demek isterim ama işinin kolay olmadığı muhakkak. Hatırlamaya çalışın, Yücel Aşkın'ın yargılanmasına ilişkin açıklama yapmayan kaldı mı? Bu zorlu işin altından nasıl kalkılır bilemem doğrusu.

Ekranda Başbakan'ın bu sözlerini dinlerken yanında Sanayi Bakanı Ali Çoşkun'un yer alması ilginç bir tesadüftü doğrusu. Epeyce yıl İSO'dan TOBB'a birçok "sanayici ve işadamları derneği"nde yöneticilik yapmış olan Çoşkun, Başbakan'ın getirdiği "yasak" ve açıkladığı "suç duyurusu" hakkında ne düşünmüştür acaba? Eski görevlerinin başındayken "kendi ilgi alanı" dışına çıkmamaya özen göstermiş midir acaba?

Neyse, biz dönelim Başbakan'ın Anayasa'nın 138. maddesini hatırlatan sözlerine:

Önce bir hatırlatma: Anayasa'nın (yine) kötü kaleme alınmış bu maddesi 1961 Anayasası'ndan mirastır. 24 Anayasası, "Kuvvei kazaiye" başlığı altında topladığı bugünün "Yargı" faslını tamı tamına 7 maddeye (53-60) sığdırmıştı. Destan gibi anayasa yazma âdetini başlatan 61 Anayasası ise, "kuvvetler ayrılığı"nın altını kalın kalemle çizmek için bir benzerine başka demokrasilerin anayasalarında karşılaşılması mümkün olmayan bugünün 138. maddesinin neredeyse aynını ilan etmişti.

Bu maddenin Anayasa'nın "problemli" maddelerinden birisi olduğu apaçık. Amaç muhakkak ki, "Yargı"yı diğer iki "kuvvet"in etkisinden kurtarmaktı; ama bugün görüyoruz ki bu "niyet"in sınırları çok genişlemiştir.

Anayasa tabii ki hâkimleri Yasama'nın ve Yürütme'nin sataşmalarından korumak istiyor. Bu husus zaten maddenin üçüncü fıkrasında (Yasama ile ilgili olarak) açıkça belirtilmiş de. Bu maddeden "Bu ülkede görülen davalar hakkında hiç kimse ağzını açamaz" gibi bir sonuç çıkarılması imkansızdır. İmkansızdır, çünkü o takdirde "Yargı"nın başını alıp istediği yere gitmesi gibi demokrasilerde hiç mi hiç uygun kaçmayan bir âdet peyda olabilir. Böyle bir durumda yıllardır yere göğe sığdırılamayan "sivil toplum" adı verilen alandan yeriye ne kalır ki? 138. madde hâkimlere "emir ve talimat" verilemeyeceğini, "genelge" gönderilemeyeceğini, "tavsiye ve telkinde" bulunulamayacağını açıklarken, tabii ki, özellikle Yürütme'yi (çünkü Yasama, söylediğim gibi, maddenin üçüncü fıkrasında zaten özel olarak uyarılmış) kastediyor. Tabii ki TÜSİAD'ı, MÜSİAD'ı ya da bilmem hangi "sivil toplum" kuruluşunu kastetmiyor. Bunun aksini düşünmek "cehennem"i düşünmekten farksızdır zaten! Çünkü o takdirde "hukuk devleti"mizde, vatandaşların "Yargı"ya ilişkin edebilecekleri tek laf, mahkemenin açıkladığı kararlara "Nasıl münasip görürseniz!" demekten öteye gitmeyecektir...

Sonuç olarak bu "suç duyurusu" hikayesi hiç mi hiç iyi olmamıştır. Söylemek istemediği bu sözleri keşke söylemeseydi...

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi