|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 29 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Bu, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi üzerine bu hafta içindeki üçüncü ve son yazımız... Arada iki önemli gelişme daha yaşandı... Bir Avrupa milletvekiline "derin devletin adeta taşeronluğunu üstlenen aynı hukukçu grubu"nun şikayeti üzerine malum maddeden soruşturma açıldı. Yargıtay kararıyla 301'lik Orhan Pamuk'un davası Adalet Bakanlığı'nın iznine tâbi kılındı, yani ilmik bu işten bucak bucak kaçan Adalet Bakanı'nın eline kaldı. İş büyüyor, vahimleşiyor, kabul edilmez hale geliyor... Nitekim ilk iki yazıda bu madde etrafında kopan fırtınanın siyasi bir görüntü aldığını söylemiş, yasalar ve yasa koyucu kadar, uygulamaya ve uygulayıcıların zihniyetine dikkat çekmiştik. Bununla da yetinmemiş içinde bulunduğumuz çağda yargılamaların kamuoyu önünde yapıldığını, kamuoyundaki kişiselleşmiş kanaatlerin bu yargılamalarını etkilediğini ve bu yargılamalardan etkilendiğini belirtmiştik... İşin diğer boyutu daha var... Siyaset ve uluslararası hukuk boyutu, özellikle artık parçası olmaya yakın durduğumuz, AB Hukuku boyutu... 301. madde etrafında yapılan tartışmalara bakıldığında Türkiye'nin AB'yle müzakere yapan bir ülke değil de bu birliğe uzak aday bir ülke olduğunu sanırsınız... Hükümetin ve Adalet Bakanı'nın açıklamaları, Türkiye için ötekiyi Avrupa kılan, Avrupa olarak gösteren açıklamalar adeta... Peki TCK ve 301 madde konusunda AB'den görüş isteyen hükümet ve Adalet Bakanlığı değil miydi? Öyleydi... Bu talep üzerine Avrupa Konseyi ve AB Komisyonu, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı'na konuyla ilgili hazırladığı "Eylül 2004 tarihli 50 sayfalık bir rapor"u ulaştırmıştı. Bu raporda 301. madde ilgili olarak bakın neler denmiş: "Anglosakson hukukunda bu tür gibi hükümler yoktur. Kıta Avrupası ülkelerinin mevzuatında benzer hükümler varsa da çok nadiren uygulanırlar. Türkiye, Kıta Avrupası hukukunu benimsediği için bu tür hükümlerin tamamen kaldırılması beklenemez. Ancak bu hükümler çok nadiren ve daima Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi göz önünde bulundurularak uygulanmalıdır..." Rapor şöyle devam ediyor: "Diğer taraftan mevcut yasanın (eski ceza yasasının) ilgili hükmüne göre 301'inci maddenin kapsamına giren davaların açılması Adalet Bakanlığı'nın iznine tabidir. Bu hüküm yeni kanunda da yer almalıdır. Bu suretle hükümet bu maddenin eşit ve çok kısıtlı bir şekilde uygulanmasını sağlamak imkanını elde eder." Ama öyle olmadı... Adalet Bakanlığı bu imkanı korumamakta direndi. Hatta önüne çıkan fırsatı da geri çevirdi: Orhan Pamuk davasında suç tarihi yeni kanundan önce olduğu için mahkeme eski kanuna göre bakanlığın iznini istemiş, bakanlık ise yeni kanuna göre karar vermesini istemişti... Aslında iş ve niyet farklıydı: Adalet Bakanı siyasete soyunmuş açılan dava ve soruşturmaları üstü kapalı ve usta bir tarzda AB'ye eleştiri oklarını yöneltmek için vesile kılmıştı. Ama Allah'ın sopası yok... Nitekim şimdi top yeniden Adalet Bakanı'nda... Bakan alacağı kararla kendi portesini ve hükümetinin güzergahını çizecek... Başta Adalet Bakanı olmak üzere siyasiler şunu bilmeli: Düşünce ve ifade hürriyeti iç politikaya alet edilecek, milliyetçilik oyunu oynanacak oyuncaklardan değildir... Bugünkü 301 ve milliyetçilik karışımı oyun ve oyuncağın asıl sahibi derin devlettir...
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |