|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 29 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Birinci derecede ilgilendiğim bir konu değil ama, önceki gün oturdum TBMM'deki bütçe görüşmelerini izledim. Biraz da boşluktan tabii... Akşam trafiğinin seyrelmesini beklerken, gözüm bir ara televizyona kaymış, öylece kaldım. Rodney Whitaker'i yazmak istiyordum oysa. Hani, Paul Treville'ye, "Zevklerimiz var ama iştahımız yok. Dimağımız var ama tadımız yok. Gülüyoruz ama pek seyrek gülümsüyoruz. Beklentilerimiz var ama umutlarımız yok. Esprilerimiz var ama mizahımız yok. Çok atağız ama hiç cesaretimiz yok" dedirtiyordu ya... Siz Rodney Whitaker'i "Trevanian" mahlasıyla tanıyorsunuz. Dünyanın en gizemli, en enterasan yazarı. Kim olduğu, nerede yaşadığı, kimlerle düşüp kalktığı bilinmiyor. Yayıncısı da bilmiyor kim olduğunu. Bildiklerini de gizliyor. Canım, ortalama edebiyat zevkine de hitap eden, ortalama edebiyat meraklılarının da harikalar vehmettiği "Şibumi"nin yazarı. Harika bir kitaptır, o ayrı... Fakat Trevanian, bana göre, Jonathan Hemlock'un ("İnfazcı" ve "Hesaplaşma"nın kahramanı) yazarıdır... "Kasaba"nın yazarıdır. "Katya'nın Yazı"nın yazarıdır. Biraz Paul Treville'dir ama çokca da Jonathan Hemlock'tur. Treville gibi gizemli, şizoid, cinnete yatkın; Hemlock gibi de "kirli ve derin ilişkilerle" kendisine gelecek inşa etmeye çalışan bir anti-kahraman... Daha da önemlisi, sistemle, çağın vicdanıyla, Amerika Birleşik Devletleri adı verilen kanserle ödeşen, dalgasını geçen bir anarşist. Bir münzevi... Bazı Hemlock maceralarında Rodney Whitaker ara ara görünür. Yani, Trevanian bazı romanlarında kendi ismine (gerçek ismine) gönderme yapar; "Boşuna aramayın, ben buradayım" der gibi. Bugün ilk nushasıyla teşerrüf edeceğiniz "Yeni Şafak Kitap"ta da okuyacağınız üzere, Trevanian öldü. İngiltere'de kanser tedavisi görüyordu. Bu ayın ortalarında öldü. 14 Aralık'ta... Ertesi gün toprağa verildi. Kim olduğu bilinmiyordu. Artık mezarı da bilinmiyor. Belki bu yazıdan sonra iyi bir iş yapmak istersiniz, gidip Trevenian'ın birçoğu dilimize çevrilmiş kitaplarından birini alıp okursunuz. Benim favorim, evet "Şibumi"dir ama "İnfazcı" ve "Katya'nın Yazı"nı da çok severim. Biz tekrar konumuza dönelim. TBMM'de bütçe görüşmelerini izlerken, bir ara, CHP lideri Deniz Baykal'ın sarfettiği bir cümleye takıldım. Baykal, sanki alınmış gizli bir kararı faş ediyormuş gibi, "çok yakında" bu hükümetin gideceğini söylüyordu; kendinden çok emin bir tavırla ve güvenli bir ses tonuyla. Çok yakında... Ne kadar yakındı bu çok yakın? Derken, ertesi sabah masamda bir dergi buldum. Kendilerini "solcu" diye taltif eden tahsisli bir grubun çıkardığı dergi. Bu derginin bir yazarı (aynı zamanda yayın yönetmeni, ismi lazım değil) aynen şunları yazıyordu: "Bugün ordunun bu gidişe mutlaka dur demesi gerekiyor. Ordu, tıpkı 28 Şubat'ta olduğu gibi bir müdahale ile, gerekirse 28 Şubat'tan daha sert bir uygulama ile sürece ağırlığını koyup bu planı (demokratikleşme çabalarını, özelleştirmeleri, Türkiye-AB yakınlaşmasını) bozmalıdır. Eğer bu milletin ordusu ise, bu milletin birliği ve bütünlüğünü korumak için müdahale etmelidir." Keşke Baykal da bu kadar açık sözlü olabilse... Hükümet nasıl gidecektir? Ufukta bir seçim olmadığına göre, parlamento dengesini değiştirecek bir hazırlık, bir oldu-bitti mi sözkonusudur? Kimler gönderecektir bu hükümeti? İstifa etmek zorunda mı kalacaklardır? Mevcut parlamento dengesi içinde yeni bir hükümet çıkmayacağına göre, hükümet boşluğunu hangi güçler dolduracaktır? Diyorum ya, "alınmış gizli bir kararı faş ediyormuş rahatlığı içinde" konuşan Baykal hiç açık sözlü değil...
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |