|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 29 ARALIK 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
"Kanun insanları hür yapmaz; kanunu hür yapacak olan insanlardır" der Thoreau. İnsanlık tarihi aslında insanın özgürleşme tarihidir. Dış baskılardan, yasaklardan, nefsi ve süfli duygulardan... Bundan 45 yıl önce Osman Nebioğlu özgürlüğü şöyle anlatmıştı: "İnsanı insan yapan da yine hürriyettir. Ruh, yüksek gayelerin hasreti içindedir. Saadet ve emniyet hissi ruha ait olduğu kadar korkular ve felaketler karşısında duyulan ıstırap da ruha aittir. Ruhun en büyük gayesi saadettir. Saadet ancak bütün endişelerden ve korkulardan kurtularak emniyet, rahatlık ve huzur ile kaimdir. İşte hürriyetin kökü ruhun kurtuluşudur. Müsavatsızlıklar ise kölelikler doğurur. Ruhun gayelerine ulaşmasının, bedenin ihtiyaçlarını temin etmesinin ana şartı hürriyettir. Hürriyet eşitliğin bir sembolüdür." Siyasal özgürlükler insanın tüm hak ve özgürlüklerinin koruyucusudur. Hak ve özgürlüklerin korunması, anayasal güvence altına alınması ve yargının bu ideali içselleştirmesiyle mümkündür. Türkiye'de klasik anlayış devletin korunması, topluma ve bireye karşı devleti koruyacak düzenlemelerin yapılmasıdır. AB sürecinde ilerleme ve demokratikleşme olacaksa, bu anlayışın değiştirilmesi, bireysel hak ve özgürlüklerin temel olması gerekir. Modası geçmiş bir yöntem olan "kamusal güvenlik için kamusal özgürlükleri kısıtlama" anlayışının kamusal güvenliği tehdit edecek bir ortamı ürettiği bir çok olumsuz olaydan sonra test edilmiş bir gerçektir. Modern dönemde her türlü geleneksel bağdan özgürleştirilen ve toplumsal bağlardan kurtarılan birey, devlet karşısında yalnızlaştırılmış ve zayıf bırakılmıştır. Devletin bireyi yuttuğu bu durum ancak örgütlü toplumun tesisi ve ara korunak mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkündür. Özgürlükle ilgili bugün vurgulanması gereken hususlar şunlardır: 1. Bir şeyi yapmama özgürlüğü kadar, yapabilme özgürlüğü de geliştirilmelidir. 2. İnsanların önüne serbest bir alan açmak kadar, bu alanda hareket edebilmesinin şartlarını ve imkanlarını da oluşturmak gerekir. 3. Düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlama insaniyete ket vurmak anlamına gelir ki, bu gelişme sürecinin sabote edilmesini doğurur. Eric Fromm'un da vurguladığı gibi "yapma özgürlüğü" ile "yapmama özgürlüğü" arasındaki uçurum büyümüştür. İnsanın dış baskılardan veya olumsuz yükümlülüklerden kurtulması bir adımdır; ama asıl olan, insanın iradesiyle gerçekleştirebileceği eylemler için şartların hazırlanmasıdır. Eğer kültür ve medeniyet, insanın ortaya koyduğu maddi/manevi ürünleri kapsıyorsa, özgür toplum bu ürünlerini gerçekleştirebilen toplumdur. İnsana aklı ve iradeyi veren Yüce Yaratıcı özgürlüğü de vermiş, ikisi arasında bir bağ kurmuştur. Özgürlük, insanın idrak ederek, seçerek, tercih ederek, iradesini ortaya koyarak yaptığı bir eylemdir. Eğer insan iradesiyle eylemini yönlendiremiyorsa ortada özgürlük de yok demektir. Kendiliğinden, sıradan olan durumlar özgürlüğün ifadesi değildir. İnsanın özgürlüğü nasıl iradi davranabilmesiyle ölçülüyorsa, akıl ve iradesinin varlığı da özgür olmasıyla ölçülür. İnsanın aklını ve iradesini kullanabilmesi ve sergileyebilmesi de özgür olmasına bağlıdır. Bu yüzden en büyük gelişmeler özgürlük ortamlarında gerçekleşir. Allah insana doğruyu da yanlışı da yapma, iyiyi de kötüyü de düşünme kabiliyeti vermiştir ki, imtihan sırrı bu kabiliyetin varlığını gerektirir. Bu özellikler insana verilmekle kalmamış, bunları yapmasına da normatif bir engel konulmakla birlikte fiziksel bir engellemede bulunulmamıştır. İnsanoğlu baskıcı yönetimlerin istedikleri eylemleri yapmak zorunluluğundan kurtuldu, ama kendi istediklerini yapabilme özgürlüğüne bir türlü kavuşamadı. Devletin görevi sadece "serbestsiniz, istediğinizi yapabilirsiniz" demek değil, isteklerin yerine getirilebileceği imkanları, şartları hazırlamaktır aynı zamanda. Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik engellemelerin toplumda yansıma bulmamasının bir sebebi bu özgürlüğün geniş toplum kesimlerinde kullanılıyor olmamasındandır. Düşünce üreten, yazan, konuşan insanların sayısı arttıkça, bu özgürlüğe verilen toplumsal destek de o derece fazla olacaktır. Bireyin özgürlüğünü, devletten önce toplum kabullenmeli ve savunmalıdır.
|
![]()
| |||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |