|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Yaşanan her tür sorunu sadece siyaset içinde ele almak, sadece getireceği faydayla tasavvur etmek, sürekli, düzenli taraf olmak bu ülkenin kurtulamadığı hastalıklardan birisi… Ülkede yaşanan her sorunun, toplumu kuşatarak, toplumsal kesimleri taraflaştırarak derin bir kriz haline dönüşmesinin önde gelen nedenlerinden birisi de bu hastalık… Sadece Van Üniversitesi, YÖK meselesi gibi sorunlardan söz etmiyoruz. Kaldı ki bu tür sorunların içinde değişim-direnç etrafında bir gerginlik olduğu kadar üslubu, yasayı, meşruiyeti hiçe sayan yönler var ve bu yönler bu tür krizler toplumsallaştıkça daha azgın bir nitelik gösteriyor. Örneğin her ciddi konuda, her sarsıntıda, her kimlik tartışmasında sadece Batı'ya bakmak, sadece Batı'ya cevap vermek, sadece Batı'nın olduğu varsayılan eleştiri ve taleplere göre tavır almak neden? Farklı düşüncelerin, farklı önerilerin, farklı duruşların gayrimeşru ilan edilmesine kadar uzanan bir zihni iklimi doğuran bu kapı neden hep açık? Sıkıntının kökenlerini belki de kimlik ve hafıza arasındaki ilişkilerde aramak gerekiyor. Bu ilişkiler aslında derin bir zihniyet sorununa işaret eder. Bu sorunu şöyle tercüme etmek mümkün: Siyasi açıdan Türk insanı geçmiş ile bugün arasında bağ kuran, tarihsel sürekliliği temsil ettiğine inanan, sorumluluk duygusunu bu çerçevede inşa eden "düşünce kodları silsilesi"yle şekillenmektedir. Bu silsilede yargılar, algılar ve tanımlar insan için "somut ve güncel deneyimler dışında kalan" tarihsel bagajlar, aktarılmış ve aklanmış bellek üzerinden oluşur. Başka bir ifadeyle bu çerçevede, örneğin Batı gibi verili "öteki", Viyana Kuşatması gibi verili "olgu" ve Ermeni meselesi gibi verili "sorunlar"la kurulan mutasavver ilişkilerden ürer. Bu işleyiş, geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasındaki mesafeyi kişinin zihin donanımı ve bilgi dağarcığında asgariye indirme işlevi görür. Nitekim geçmişi bugünle, bugünü geçmişle hissetme, ikisi arasında sembolik anlam kaymaları üretme, bu çerçevede kendiliğinden bir düşünme çerçevesini oluşturur. Geçmiş ile bugün arasındaki mesafenin darlığı karmaşık durumların, farklı toplumsal grupların, çok yönlü sorunların, toplumların tekilleştirilmesini ifade eder. Ve zihniyetin yeniden üretimi üzerinden kimlik inşasını daimi kılar. Zihniyetler bir insanın kendisini kendi kültürü, tarihi, inancının unsurlarıyla insan kılmasına işaret eden derin ve zorlu yapılardır. Pek zor ve çok uzun sürede biçim değiştirirler. Nitekim zihniyet çekirdeği değişim ihtiyacı ve baskısının insanların kafasını karıştırınca özellikle devreye girer. Bu kafa karışıklığı açıklama ve algılama sistemlerinin bozulmasıdır aslında. Örneğin insanın bir yönüyle ülkesinin AB'ye girmesini arzu etmesi, diğer yönüyle derin Batı kuşkusu yaşaması, bir yönüyle devleti yüceltmesi diğer yönüyle devlet politikalarından muzdarip olması, onun değişmesini isteme ile onu olduğu gibi muhafaza etme arasında gidip gelmesidir. Zihniyet çekirdeği kritik anlarda bir refleks, yani istenç dışı bir tepki gibi devreye girerek bu dağınıklığı toparlar. Dindar, laik, Kemalist, milliyetçi muhafazakarlığın bu nedenle ortak noktasını oluşturur. Bu çekirdekle mücadele etmek bu nedenlerle pek müşküldür. Belki önce herkesin kendisiyle konuşması, kendisini sınaması gerek… Her zaman haklı olmayacağını bilmesi gerek.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Ramazan | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |