|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Malatya çocuk yuvasındaki dehşet görüntülerini ekranda izlerken kanım dondu. Telaşla ve müthiş bir insanlık utancıyla telefona sarıldım ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'yu aradım. Bakan İngiltere'de resmi bir toplantıdaydı. Yarım saat sonra sayın Bakan telefondaydı. Sesi uzaklardan hüzünlü ve öfkeli geliyordu. Ve ilk sözleri, "Bu insanlık dışı davranışlar karşısında bir anne olarak içim yandı, ağladım" oldu. Bakanın söyledikleri arasında özellikle bir kaç cümle var ki, doğrusu Türkiye adına gerçekten endişelendiriyor. Diyor ki: "Hiçbir yerde görev yapmaması gereken insanlar bu kurumlarda yıllardır yöneticilik yapıyor... Görevden alınsalar bile iki ay sonra Danıştay kararıyla geri dönüyorlar." Açıklanan bilgiler ışığında anlıyoruz ki, bu görevlilerin büyük bir bölümü 10-15 yıldır bu kurumda görev yapıyorlarmış. Yani, on yıllardır çocuklara daha nasıl işkenceler yapıldığını bilmiyoruz, belki de hiç öğrenemeyeceğiz. Kim bilir bu 'insan kılıklı' yaratıklar daha kaç çocuğa işkence yaptılar... Bu işkence görüntüleri, Türkiye'nin bütün annelerini, kardeşlerini, babaannelerini, dedelerini derinden yaraladı. Çünkü, bu dünyada biraz olsun yüreğinde insani duyarlık kırıntıları taşıyan bir insanın bile, güçsüz, çaresiz küçücük çocukların acımasızca hırpalanışı karşısında içinin yanmaması mümkün değildir. Böyle bir insafsızlığa, haysiyetsizliğe isyan etmemek mümkün mü? Bu cani ruhlu yaratıkların, "insan soyu" içinde yer alması insanlık adına ne büyük bir talihsizlik... Ama bütün bunların ötesinde esas talihsizlik, böylesi görüntüleri yıllardır hep seyrediyor oluşumuzdur. Her seferinde, televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, günlerce ağlayıp sızlarız, isyan çığlıkları atarız. Olayla ilgili müfettişler sayfalar dolusu raporlar yazar, gözaltılar, soruşturmalar, tutuklamalar olur ve sonra da her şey unutulup gider. Yani, bu memlekette kimsesiz çocuklarla ilgili yıllardır bir dram yaşanıyor, ancak şu ana kadar bu yarayı tedavi edecek, bu çocukların çaresizliğine "çare" üretecek bir çözüm bulunabilmiş değil. Bakanın da ifadesiyle, "hiçbir kurumda bulunmaması gerekenler", sanki küçücük çocukların kafalarını duvarlara çarpsın diye Çocuk Esirgeme Kurumu'nda görevlendiriliyor. İşin daha da dramatik tarafı, mesela bakan bu insanları görevden alamıyor. Ne trajik bir durum... Devlet, kendisini yine kendi elleriyle çarasizliğin elinde "rehin" bırakıyor. Ve kalbimizi, insanlığımızı şiddetin sonbaharında "rehin" bırakıyoruz... Ve kuşlara bile 'vakıflar' kuran bir milletin ahfadı olarak kimsesiz çocukları "acımasızlığın kışı"nda terkediyoruz.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Ramazan | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |