|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Geçen hafta AK Parti grup toplantısının kapalı bölümünde yaptığım konuşmanın basına yansımaları ilginçti. Konuşmayı kapalı bölümde yaptığım için basın mensupları sağdan soldan derledikleri kırpıntı bilgilerle körlerin fili tarifine benzer yayınlar yaptılar. Bugün geçen haftaki konuşmam hakkında yazacağımı söylemiştim. İşin aslı şu: AİHM Büyük Dairesi'nde görülen Leyla Şahin davasının, 18 Mayıs 2005 tarihindeki duruşmasından sonra televizyonlar ve ertesi gün yazılı basın hükümetin başörtüsü yasağını savunduğu yönünde yayınlar yaptılar. Hükümetten de bir yalanlama gelmeyince kamuoyunda hükümetin başörtüsü yasağının onaylanması istikametinde bir politika takip ettiği izlenimi oluştu. Hükümetimizin başörtüsü yasağını savunuyor olması kabul edilebilecek bir şey değildi. Başta milletvekilleri olmak üzere partimizin tüm kademelerinde ve bize destek veren seçmen tabanımızda bir şaşkınlık vardı. Herkes birbirine soruyor, kimse ikna edici bir cevap bulamıyordu. Bir huzursuzluk vardı. Bizim için bu meselenin tartışılacağı alan kamuoyu değil öncelikle partinin demokratik ortamlarıydı. Meselenin aslını bizzat hükümetten sormam gereğinden yola çıkarak 20 Mayıs Cuma günü Parti Grup Başkanlığı'na müracaat ettim. 24 Mayıs'ta yapılacak olan grup toplantısında konuyla ilgili gündem dışı bir konuşma talep ettim. Grup yönetimi, itiraz etmeden ve hiçbir tepki göstermeden bu konuşmaya izin vermek gibi demokratik bir tavır gösterdi. Basına kapalı bölümde konuşma sırası bana geldiğinde gruba başkanlık eden Başbakanımız'a konuşma süresi olarak verilen beş dakikanın yeterli olmayacağını en az on dakika, belki biraz daha uzun süren bir konuşma yapmak istediğimi ifade ettiğimde Başbakan da engin bir hoşgörü ile sonuna kadar dinleyeceğini ifade etti ve bana konuşma fırsatı verdi. Neler konuştuğumu burada yazmam parti disiplini açısından uygun kaçmayacağı için içeriğe girmeyeceğim. Konuşmam bitince -basına yansıdığı gibi Başbakan bana ve vekillere kızmak yerine bir lidere yakışan tavır içinde- önce konuşmam için teşekkür etti. Sonra da işin aslını gruba izah ederek AİHM'ye verilen savunmanın basında iddia edildiği gibi olmadığını anlattı. Vekillerin bu konuda bekledikleri açıklamayı yaptı. Verilen savunmanın hukuk içinde kalarak adaletin temini istikametinde bir savunma olduğunu ve yasağın onaylanması talebinde bulunulmadığını açıkladı. Peşinden de partinin genel başkanı olarak vekillere hitaben konuyla ilgili kimi tavsiyelerde bulundu. Basında çıktığı şekliyle bir gerginlik bir tartışma yaşanmadı. Aksine konuyla ilgili konuşmayı yapan bir milletvekili olarak amacıma ulaştığım için son derece memnun oldum. Benim amacım kamuoyunda tartışılan çok önemli bir konuya hükümetin açıklık getirmesini temin etmekti. Birinin bu konuyu gündeme getirmesi gerekiyordu. O birisi ben oldum. Başbakan'ın açıklamasından sonra herkes aradığı cevabı bulduğu için rahatladı. Hükümet kamuoyunda iddia edildiği gibi yasağın onaylanmasını istememişti. Toplantıdan sonra edinebildiğimiz savunmayı incelediğimizde hükümet savunmasının yasağı değil, özgürlükleri savunan bir belge olduğunu gördük. Davacının tazminat ödeme talebine gerek görülmediği kısmı dışında, belki birileri zorlayarak bazı bölümleri eleştirmeyi deneyebilir ama geçen seneki yasağı savunan kararın onaylanmasını talep etti şeklinde asla yorumlayamaz. İki buçuk sayfalık savunmanın iki sayfaya yakın bölümü mahkemenin seyrini özetliyor geri kalan kısımda ise hükümetin özgürlüklerin genişletilmesini amaçladığını bu istikamette çaba sarf ettiğini açıklıyor ve talep cümlesiyle bitiyor. Beni özellikle bu yazıyı yazmaya sevkeden en önemli faktörlerden biri de basının bu talep cümlesini kasten çarpıtarak vermiş olmasıdır. Maalesef geçen hafta gazetelerimizden biri savunma metninin bazı bölümlerini yayınladıktan sonra son cümlesini, "mahkemenin geçen sene verdiği başörtüsü yasağının onaylanmasını talep ederiz." şeklinde olduğunu yazmasıydı. Yani sırf AK Parti'yi karalamak ve seçmen gözünde küçük düşürüp oylarını aşağı çekmek uğruna talep cümlesini ters yüz etmişti. Bakınız hükümet savunmasının talep bölümü olan son cümlesi aynen şöyle: "Sonuç olarak, AİHM 4. Dairesi'nin verdiği karara ilişkin savunmamızın, yukarıda sunulan açıklamalar çerçevesinde kabul edilerek, bu doğrultuda hüküm tesisini saygıyla talep ederiz." Bu cümleyi yasağın onaylanmasını istiyor şeklinde yorumlayanlardan bazıları benim hükümete karşı muhalefet bayrağı açtığımı zannederek benimle söyleşiye geldiler. Onlara savunmayı göstererek bu savunmanın başörtüsü yasağını savunmadığını, aksine özgürlükleri savunduğunu ve bu doğrultuda hüküm tesisini talep ettiğini sıradan bir insanın bile anlayacağı şekilde anlatmama rağmen biri gitti benim söylemediğim bir cümleyi manşet yaparak habere takla attırdı, ona tekzip gönderdim, bir diğeri ise hükümet savunmasının objektif bir hukuk belgesi olduğunu, hele yasağı hiç savunmadığını izah ettiğimi görünce aradığını bulamadığı için şaşırdı ve üzüldü ama en azından işine gelmediği için yayınlamayarak öncekine göre daha dürüst davrandı. Bir başka yayın organı ise AK Parti içine fitne sokmak istercesine benim bir hafta önce İmam Hatipliler Kurultayı'nda yaptığım ve baştan sona hükümeti savunduğum konuşmayı,"Resul Tosun hükümete ve Cumhurbaşkanı'na patladı" diye verdi. O konuşmada basında çıktığı şekliyle hükümetin başörtüsü yasağının onaylanmasını isteyen bir savunma verdiyse bunun milli iradeyi yansıtmayacağını, bu konunun parti içinde konuşulması gerektiğini benim de konuyu grup toplantısında konuşabileceğimi ifade ettiğim cümleyi hükümete patladı şeklinde vermiş. Aradan tamı tamına bir hafta geçtikten sonra. Evet özetle, hükümetin AİHM'ye verdiği savunmanın hiçbir yasağı savunmadığını aksine tarihi önemi haiz bir hukuk belgesi olduğunu inceleyen herkes görecektir. Bunca yayından sonra görmek ve bilmek zorundadır da.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |