|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türk-Amerikan ilişkileri tıpkı AB maceramızda olduğu gibi rasyonel zeminde yürütülmüyor. Daha doğrusu ilişkilerin rasyonel temellerden çıkıp bir tür 'asimetrik romantizm' temelinde yürütüleceği duygusal bir zemine kaydırılmak isteniyor. Nasıl AB'ye girerek başta ekonomik olmak üzere, tüm sorunlarımızın bir anda hallolacağı, (zaten hiçbir zaman tecrübe etmediğimiz) medeniyeti yakalayacağımız varsayılarak kurulmak istenen romantik ilişkide olduğu gibi Amerika ile daha güçlü duygusal ilişkinin sürdürülmesi önerilmektedir. Asimetrik romantizmin siyasi ahlakın temeline oturması modern ve de rasyonel tüm uluslararası ilişkiler kuramlarıyla çeliştiğini belirtmeye gerek yok. Amerika gibi 'dünya imparatorluğu'una dönüşen bir küresel güçle iş tutmanın zorluğu, ilişkilerde neyin alınıp neyin verildiği güncel durumu tartışmaya geçmeden önce peşinen teslimiyeti dayatan psikolojik savaş yürütülüyor. Dünya dengelerinde belirleyici olmaya başladığından beri kirli ve şaibeli bir geçmişi olan Amerika'nın kendi gücünü tümüyle rakipsiz gördüğü bir dönemde elde kalan tek direniş kaynağı olan ahlaki değer yargılarını iptal edecek bir siyaset biçiminin inceden inceye işleniyor, yazılıp çiziliyor olmasının başka ülkede örneğini bulmak zor.
Efendi-teba ilişkisi mi?
Önce şunu tespit edelim: Amerika'nın küresel bir güç olarak muhataplarından beklediği tavır bir yana Türkiye'de uzmanlardan 'medya azizleri'ne kadar bürokrat, iş adamı, aydın sayılan geniş bir kesim 'Amerikan gücünü bizzat meşruiyetin kaynağı' olarak görmekte, bizden de bunu bir değer, kriter olarak kabul eden siyaset üretmemiz istenmektedir. Asıl sorgulanması gereken husus, gittikçe toplumumuzun bilinç altına işlenmeye çalışılan 'gücün meşruiyeti'ne ilişkin önkabülün Amerikan ilişkileri bağlamında (geniş anlamda) siyasetin merkezine oturması, adeta siyasi ahlak halini almasıdır. Siyasi arenada, medyada sürekli işlenen Amerika'nın gücünden kaynaklanan meşruiyeti tezi etrafında dış politikanın belirlenmesi yönünde oluşturulan hava ve hükümetin baskı altına alınması ahlaki bir sorun olduğu kadar, ancak 'sömürge aydınları'nda görülecek türden 'teba ilişkisi'ni hatırlatan bir tutuma işaret ediyor. Etkili ve belirleyici olduğunu düşünen bu çevrelere göre Türkiye'ye düşen Amerikan siyasetini sorgulamak değil, güçlü olduğu için zaten meşru olan ABD'nin uyguladığı küresel yağmada daha fazla işbirliği yapmak. Bu sömürge siyasetini sorgulayıp, karşı koymak, kendi ülkesinin stratejik çıkarlarını düşünmek yerine Beyaz Sarayın güvenini sarsacak eylem ve söylemden uzak durmamız dış politika vizyonu olarak sunuluyor. Zaten sömürgeci güç olarak ahlak ve adalet ölçüleri açısından sabıkalı olan Avrupa ve Amerikanın şekillendirdiği uluslararası hukuk ve ilişkileri belirleyen kurallar ve bunun temelindeki siyaset felsefesini teorik düzeyde tartışmak bir yana, açıkça her türlü ahlaki ölçüyü hiçe sayan pragmatizmin savunuluyor olması sadece bu ülke için değil insanlık için de yüz karası sayılmalıdır.
Rehin alınan siyaset
Beyaz Saray'ın Türkiye üzerinde baskı yaparak sürekli Amerikan karşıtlığının önlenmesi yönünde bizzat Başbakana görev vermeye kalkması yeterince alçaltıcı bir hakaret sayılması gerekirken, bu tür söylemlerle içerden siyasetin rehin alınması durumu daha da vahimleştiriyor. Amerika'nın küresel ölçekte kurmak istediği dünya düzenini, 11 Eylül'den bu tarafa gerçekleştirdiği işgalci uygulamalarla kıyaslayarak bile kavranması zor. Bir imparatorluğa dönüşen ve buna uygun siyasi, askeri ve ekonomik projeler geliştiren Amerika karşısında asimetrik romantizm temelinde önerilen siyaset, vicdanen ve aklen teslim olmayı kabul etmekten başka bir şey ifade etmiyor. Bu asimetrik romantizm temelinde yükselen söylemin doruğa çıktığı durum ise genelde Amerikan ziyareti öncesinde başlayarak görüşmeler süresince devam eden kampanyadır. Başbakan da bu söylemin havasına kaptırmış olmalı ki, gerçek Amerikan karşıtlığının CHP'de olduğunu söyleyecek kadar ileri gidebiliyor. CHP'nin gerçekte ne zaman Amerikan karşıtı olduğu tartışması bir yana meşruiyet tartışmalarının "Amerikan yanlısı olup olmama" ekseninde cereyan etmesi, son günlerde tabanına yönelik 'kimlik mesajı' veren hükümet için ne yaman çelişki. Bush'un, "Türkiye'deki Amerikan karşıtı eğilimlerle mücadelede, bizzat Başbakan'dan öncü rol oynamasını" istemesini esas sayan bir yaklaşım ne Amerikanın sömürgeci niyetlerini sorgulayabilir ne işgale direnebilir ne de alternatif politikalar geliştirebilir. Türkiye'deki seçkinlerin hükümet üzerinde kurmak istediği bu psikolojik baskı mekanizması aslında uzun vadede toplumun varoluş bilincini çökertmeyi hedeflemektedir. Türkiye Ortadoğuyu çepeçevre kuşatacak, haraç toplayan bir imparatorluğa karşı suç ortalığına kışkırtılmaktadır. Washington'da yapılan pazarlıklardan daha belirleyici olan toplumun dünya vizyonunu, hak, adalet, ahlak gibi değer ölçülerini ters yüz edecek bir söylemin ve buna uygun politikaların egemen olmasıdır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |