AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
İyi niyet bunun neresinde?

Eh, oldu olacak, ben de bir Sezer yazısı attırayım... Basına sızdırılan mektubundan da öğreniyoruz ki, Cumhurbaşkanımız Sezer tam 251 atamayı onaylamamış...

Bu "sızdırma" meselesi üzerinde ayrıca durmak lazım.

Devlet katlarından birileri, sürekli birtakım bilgiler sızdırıyor ve her defasında birilerinin canı yanıyor. Son sızdırma olayında, bir hanım gazetecinin canı yanmıştı. Hatırlanacağı üzere birileri (ne çok "birileri" var memlekette), saklı kalması gereken dava dosyasından bazı telefon kayıtlarını sızdırmış, canı sıkıldıkça "yayın ilkeleri" deklare edip gözümüzü boyayan malum grubun gazetesi de, hiçbir haber değeri taşımadığı halde, balıklama atlamıştı olayın üzerine...

Peki, Cumhurbaşkanı'nın saklı kalması gereken "bilgi mektubunu" kim ya da kimler sızdırdı? Maksat ne? Bu kez kimin canı yansın isteniyor?

Mektubun muhatabı Başbakan...

Başbakan kendisini zor durumda bırakacak bilgileri basına sızdırmayacağına, hele bu meselenin polemik konusu yapılmasını istemeyeceğine göre, ihale Köşk'te mukim birilerine kalıyor. Demek ki bu "birileri" her yerde... Köşkte, adliyede, bakanlıklarda, gazetelerde, hasılı hayatımızın her alanında.

Bir taraftan da, "iyi ki o birileri var" diye düşünüyor insan.

Başka türlü nasıl öğrenecektik Sezer'in neredeyse önüne gelen her yasaya, her kararnameye, her atamaya burun kıvırdığını...

İşte önüne gelen 251 atamayı geri çevirmiş... 58'i, tayin edilecekleri görev alanıyla ilgili bilgi ve deneyimden yoksunmuş. Olabilir... 13'ünün tayini yargı kararlarına aykırıymış. Bu da mümkün... 17'si yasaların istediği asgari koşullara sahip değilmiş. Eyvallah...

Şimdi diyeceksiniz ki, (Çetin Altan'ın benzetmesiyle) "bu mesleksiz ülkede" kimler yasaların istediği koşullara sahip ki? Hadi yasal koşullar tamam... Kimler yeterli deneyime ve liyakata sahip ki?

Kaldı ki, pek çok kimsenin fetişleştirdiği yasal koşullar öyle bağlayıcı ve matah bir şey olsaydı, bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer o koltukta oturabilir miydi?

Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanları gizli oyla seçilir. Hepimizin uymak zorunda olduğu canımız ciğerimiz Anayasa'mıza göre, siyasî partiler "falanca kişiyi seçiyoruz" diyerek kamuoyu önünde "açık deklarasyon" imzalamaz, imzalayamaz. Dahası, parlamentoyu yönlendiremez, tavsiye kararı alamaz, milletvekillerini kanaat belirlemeye zorlayamaz. Cumhurbaşkanlığına aday olan kişi de, (bürokratsa eğer) görevinden istifa eder; yetkilerinden, aidiyetinden, (varsa) üniformasından arınır.

Peki, Ahmet Necdet Sezer ne yaptı?

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "açık deklarasyon"undan sonra aday oldu. Böyle bir şey olabilir miydi oysa? Daha da önemlisi, sivil, "pürüzsüz" ve aidiyetinden arınmış olması, yani istifa etmesi gerekiyordu, ama o "Anayasa Mahkemesi Başkanı" sıfatıyla Meclis'in huzuruna çıktı. Dolayısıyla, yasal koşulların (en azından) bir bölümü yerine getirilmediği için Sezer'in Cumhurbaşkanlığı hukuken tartışmalıdır...

Neyse, "yasal koşulları" da anladık diyelim...

Peki, geriye kalan 163 kişi?

Bunların ataması niçin yapılmıyor?

Hangi gerekçeyle?

Kötü niyetli bir gazeteci olsaydım, "Sezer yürütmeyi tıkıyor, hükümetin icraatlarını engelliyor, ülkeye zaman ve para kaybettiriyor" yorumunu yapardım.

Fakat bu işlerin iyi niyetle nasıl yorumlanacağını da, doğrusu, bilemiyorum.


9 Haziran 2005
Perşembe
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED