|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir bakan bana "Bu gerilimlerin bütün sebebi bu Meclis'e Cumhurbaşkanı'nı seçtirmeme amacıyla ilgili" demişti. Hasan Cemal'in ifadesiyle "vozurdama" sürüyor. -Başbakanlık elden gitti, bir de Cumhurbaşkanlığı giderse? Nereye gitmiş Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı nereye gidecek? Sonuçta iş varıp "halk iradesi"ne dayanmıyor mu? -Dayanıyor dayanmasına ama, ya sorun halk iradesi ile ise? Başörtüsü gündemden düşmüyor ya... Cumhurbaşkanlığı meselesinin de "başörtülü" bir tarafı mevcut. Günün Cumhurbaşkanı "Başörtülü"yü Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne bile almıyor. Ama, ya bu Meclis, "Eşi Başörtülü" birisini Cumhurbaşkanı seçerse... Birilerinin uykusu kaçıyor, onlar da medyada şurada burada, birilerini "usandırma"ya çalışıyor... Hem de en vıcık vıcık tahriklerle... Acaba eski ve de "28 Şubat döneminin Cumhurbaşkanı" bu konuda ne der? Yani acaba Demirel'in görüşü nedir? Demirel görüşünü önce Kanal D'deki "Genç Bakış" programında açıkladı. Dedi ki: -Bu konuda yasal çerçeve açık ve onun içinde "Cumhurbaşkanı eşinin başörtülü olmayacağına dair" bir düzenleme yok. Yani "Böyle birisi pekala Cumhurbaşkanı seçilebilir!" Bu cevap kesmedi bir çevreyi. Sonra CNN Türk'teki "Ankara Kulisi" programında gene soruldu. Demirel bu defa bazı doğru şeyler söyledi, bir miktar da, sorunun "Bu işten pirelenenler "adına sorulduğunu dikkate alarak, içinde daha çok örtülü bir alay bulunan "açılım"lar yaptı. Bakın işte, şunlar Demirel'in "doğru"ları: "Başbakan'ın hanımının başı sarılı değil mi? Başbakanın, cumhurbaşkanının hanımının başının sarılı olması Türkiye Cumhuriyeti rejimine aykırıdır, sarılı olmaz diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz, çünkü, mesnediniz yok. Var da, o daha çok yorum. Hukuk değil. Kanun değil. Yorumla itiraz ediyorsunuz. Bu aynı şey değil. "Anadolu'ya bakarsanız, orada hanımların yüzde 60'ının başı sarılıdır. Aynı şekilde değildir, farklı şekillerde sarılıdır. Anadolu'da halk türban, yazma, açma arasında fark görmez. Halkın mutlu edilmesi gerekir. Görev budur. Halk biz bu ülkenin sahibi miyiz, değil miyiz durumuna düşmemelidir. Onun için halkın rızasını almak gerekir. Yoksa yaptığımız, bir grubun dayatması olur. Azınlığın tahakkümü olur. Bu da demokrasi değildir, demokratik hukuk devleti değildir. Demokrasi kurallar rejimidir. Kuralınız yoksa itiraz da edemezsiniz. Bir mani öne süremezsiniz." Bu sözler dört dörtlük anayasal, demokratik sözler... Sonra Demirel işte o öteki arzulara hitap ediyor; diyor ki: "Cumhurbaşkanının, başbakanın hanımının başı sarılı olmamalıdır diye itiraz edenler açısından demokrasi ve hukuk açısından yapabilecekleri nedir, denildiğinde cevabı şudur: Anayasa'nın 174. maddesinde korunan Devrim Kanunları arasında Kıyafet Kanunu da var. Oraya bir madde koyarsınız, dersiniz ki, 'Resmi görev yapacakların, yani cumhurbaşkanının, Meclis başkanının, başbakanın, bakanların, valilerin ve eşlerinin kıyafeti şöyle şöyle olur veya böyle böyle olamaz' dersiniz. Çocuklarına karışamazsınız ama kendisine ve eşine dair kural koyabilirsiniz. O zaman bir hukuki, kanuni mesnediniz olur. Bir kural koymuş olursunuz." Demirel, bu şeyin olabilirliğine inanıyor mu? Ben sanmıyorum. Bıyığı olsa bıyık altından güleceğinden de eminim. Muhtemel ki bu işten büyük heyecana kapılan ve "Çankaya'da başı sarılı hanım olmaz" diyenler için şunları söyleme gereği duyuyor: "Bir kere, neden olmaz'ı halka anlatacaksınız. Demokratik yoldan ikna edeceksiniz. Gerekçelerinizi sayacaksınız. İşte Cumhuriyet ilkeleri gereğidir veya çağdaş yaşamın gereği şudur gibi çıkıp halka anlatacaksınız. Kanuna ilave yapacaksanız, bunu halkın rızasıyla, ona anlatarak yapacaksınız. Bunlara itiraz edenler için söylüyorum. Ama şimdi yapılan bu değil. Yapılan daha çok bir mırıldanma, söylenme hali. Mırıldanmayla, söylenmeyle olmaz. Bunu istemiyorsanız demokratik yoldan mücadelesini vereceksiniz ve hukukunu yapacaksınız." Umut bu ya Demirel'e "Başörtüsü için referandum" soruluyor. Demirel oradaki umudu da şöyle bitiriyor: "Referandum başka bir yol. Referanduma götürürseniz Anadolu'da türban, baş örtmeye yüzde 70 belki daha fazla destek çıkar. Çıkıp Anadolu'da anlatacaksınız, çağdaş ülkeleri örnek göstereceksiniz, bir mücadeleye gireceksiniz. Ama ben Anadolu'yu iyi bilirim. 12 yıl başbakanlık, 7 yıl cumhurbaşkanlığı yaptım. Bu nedenle kendimi Türkiye'nin geneli hakkında konuşmaya uygun konumda hissediyorum." Demirel'e soruluyor: "AKP böyle bir yasa çıkarır mı? " Ne desin Demirel? "O onların tasası değil. Bu, Çankaya'da başı sarılı hanım olmaz diyenlerin tasası olacak. Onlar demokratik yoldan bunu yapmaya çalışacaklar. Benim söylediğim, demokrasi ve hukuk içinde bunun yolu. Demokrasi içinde anarşi istemiyorsanız, halkın ikna edilmesi, rızası esas olacak." (Fikret Bila, Milliyet, 7 Haziran 2005) Demirel'in cevapları böyle. Yani nihai anlamda şunu diyor ki Demirel "İş, halkoyuna kalırsa eşi başörtülü olan birisinin Cumhurbaşkanı olmasını önleyemezsiniz." Peki Demirel bunu bildiği halde "kanun çıkarın" sözünü niye söyler? Bu, ya birileri ile derinden dalga geçerek kışkırtmaktır, ya da, böyle bir düzenlemenin demokrasi dışı yollarla bile yapılmasını tasarlayanlara akıl vermek anlamına eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmektir. Doğrusu acaba hangisi? Bilmem ki... Demirel'i okumak o kadar zordur ki...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |