|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
WASHINGTON- Liderlerin Beyaz Saray ziyaretleri ve ABD başkanlarıyla buluşmasları bol tebessüm ve el sıkışma demek. Evsahibinin konuğunu ekşi bir yüzle uğurladığı pek görülmüş müdür? Ya da, konuğun evsahibinin yanından sert bir yüzle ayrıldığı? Türk liderlerin 100 Beyaz Saray ziyaretinin neredeyse 100'ü, gülücük ve el sıkışma ile biter. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dünkü ziyareti de onlardan biriydi işte. Bir farkla: Türk tarafının ısrarla "Sorun yok" dediği Türk-Amerikan ilişkileri için, ABD tarafı -daha doğrusu yönetime yakın olduğu bilinen bazı Amerikalılar- sürekli "Pamuk ipliğine bağlı" benzetmesini kullanıyorlardı. ABD Başkanı Bush, konuğunu uğurlarken, hiç de öyle 'sorunlu' bir ülkenin liderine davrandığı gibi konuşmadı. Tersine, yalnızca Türkiye'nin 'stratejik' önemini vurgulamakla yetinmeyip konuğunun kişisel başarılarına ve liderlik özelliklerine de değinme ihtiyacı duydu. Amerika tarihin garip bir cilvesiyle dünyanın tek süpergücü bugün; istediği ülkeye karşı uygulayabileceği muazzam bir askerî gücü var. Bunu Irak seferi sırasında hep beraber gördük. Ancak, aynı Amerika, askerî yönden dize getirdiği Irak'ta istediği sonucu almakta zorlanıyor. Başladığı işi bitirmek istese bile, karşısına çıkan sorunların üstesinden sanıldığı kolaylıkla gelemiyor. Türkiye bu sebeple olağanüstü önemli bir konumda. Bölgenin hemen bütün ülkeleriyle ortak paydası bulunuyor Türkiye'nin; daha da önemlisi katılımcı bir sistemi var. İnsan hakları alanındaki eksikliklerini de giderek azaltıyor. AB üyesi olmak istiyor, ama bir çok ülkeyle -bu arada ABD ile de- ikili ilişkilerini üst düzeyde götürmeyi başarıyor. Demokrasisi ve bağımsız dış politika tercihi sayesinde, Türkiye, ABD'nin Irak macerası sırasında kaosa yol açan gelişmelerin dışında tutabildi kendisini. Bu sebeple de başka ülkelerin gözünde değeri muazzam arttı Türkiye'nin... Bu gerçeğin Amerika farkında mı? Bush-Erdoğan görüşmesine kadar bu soruya cevap vermekte zorlandığımıza kuşku yok. Ancak, iki liderin görüşmenin hemen arkasından kameralar önünde sergiledikleri sıcaklık, Bush'un konuğunu uğurlamadan önce yaptığı açıklamanın kapsamı, Beyaz Saray'ın da bu noktaya geldiğini sergilemeye yetti. İlân edildiğinden ve beklendiğinden uzun süre heyetler arası görüşmeler ve ardından yapılan açıklamaların kapsamına bakılırsa, ABD, Türkiye'yi dünya politikalarının merkezinde görmeye başlamışa benziyor. Bundan sonraki sorun ince ayrıntılarda. ABD'nin 'Büyük Ortadoğu Projesi' (BOP) var ve bununla köklü bir dönüşümü amaçlıyor Washington; buna karşılık Türkiye'nin bölge sorunlarına yaklaşımı BOP mimarlarının öngörüleriyle bir çok alanda -özellikle yöntemde- örtüşmüyor. ABD şiddet kullanımını da içeren, uluslararası meşruiyeti kuşkulu müdahaleleri de öngören bir proje olarak tasarlıyor BOP'u; Suriye ve İran'da yönetim değişikliklerini elzem görüyor. Türkiye ise, bölgenin iç dinamiklerinin kuvvetli teşvik ve telkinlerle aynı sonucu alacağına inanıyor. Görüşme bu yöntemlerden hangisinin kabulüyle sona ermiş olabilir? Muhtemelen yöntem sorunu bu görüşmeyle bütünüyle çözülemedi. Ancak, Bush'un yaptığı açıklama, özellikle bölge için Türkiye'nin önemi ve 'örnek olma' özelliği vurgusu sebebiyle, Amerikan tarafının etkilendiğine işaret ediyor. Türkiye bu noktada ön plana çıktığında, ABD ile başka pürüzlerin de ortadan kalkmasının yolu açılmış olacaktır. Yeni bir dönem başlamıyor elbette, ancak Beyaz Saray'daki buluşmanın, ikili ilişkilerin anlayış temeline dayalı yeni bir zemine oturma hamlesi sayılabileceği de açık... Gülümseyen yüzler ve el ekışmaları da bunun işaretiydi işte.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |