AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Stratejik ortaklık, "ortak" politikalara dayanmalı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika Birleşik Devletleri ziyareti, iniş sürecindeki ikili ilişkilerin çıkışa geçmesi açısından kritik bir müdahale oldu.

ABD de ilişkilerin onarılması için bir süredir çaba gösteriyordu. Senatör ve kongre üyelerinin Türkiye ve KKTC ziyaretleri, Ermeni meselesi ve Avrupa Birliği'ne yönelik destekleri Erdoğan'ın ziyareti öncesi gerilen zemini yumuşatmıştı.

İki tarafta da somut bir iyi ilişki iradesi var, ama somut nasıl bir işbirliği zemini olacağı henüz net değil. "Önce hele bir moralleri toparlayalım da arkasından ne yapacağımıza bakarız" gibi bir iyi niyet yaklaşımı seziliyor.

Aslında Türkiye ile ABD arasındaki işbirliği Irak'tan Afganistan'a, AB'den Kosova'ya kadar onlarca konuda var. Ama belki de ayarlanması gereken husus, kontrolsüz ve sınırsız bir ilişki beklentisi yerine, çerçevesi biraz daha iyi tanımlanmış bir ilişki.

ABD'de kimi çevrelerin "güç ve para bizde, taleplerimizi sorgulamayın" gibi karakteri bozulmuş bir ilişki biçimi önerisine karşılık Hükümetin 2 yıldır uygulamaya çalıştığı "Türkiye'nin bölgesel konumunu ve çıkarlarını önceleyen" yaklaşımı arasında daha kabul edilebilir bir çizgiye yaklaşılması.

Erdoğan-Bush görüşmesinde masada duran konuların çoğunda iki tarafın da istediği bir çizgiye gelinmesi zor değil.

- Afganistan konusunda Türkiye iki dönemdir İSAF komutanlığını üstlenerek cesur bir tavır takındı. Şimdi PRT denilen herhangi bir bölgenin yeniden yapılandırılması ve inşası için bir yerin kendisine verilmesini istiyor. Bu talep ABD'nin Afganistan'da rahatlaması için değil, tamamen insani yaşam koşullarını kaybeden Afganlılara karşı Türk hükümetinin konut, okul, hastane gibi temel insani hizmetleri götürme anlayışına dayanıyor.

- Irak'ta Türkiye'nin lojistik desteği küçümsenecek bir konu değil.

1 Mart tezkeresinin TBMM'den geçmemesi hala ABD'de unutulmamış. Oysa birkaç hafta sonra 10 bin askerin Irak'a gönderilmesi için karar çıkmış, ama Irak'taki unsurlar istemiyor diye ABD'de bu desteği reddetmişti. 20 Mart'ta geçen tezkereyi kimse konuşmuyor. Ama neticede bugün için ABD yönetimi Irak'la ilgili mevcut ilişki biçimiyle idare edecek gibi görünüyor. Özellikle Başbakan Caferi'nin Türkiye'ye gelerek başlattığı yakın ilişki süreci ABD açısından da olumlu bulunuyor.

- İsrail-Filistin konusunda ABD bir tarafı kayıran bir anlayışa sahip olsa da Türkiye'nin konuya yaklaşımı ikili ilişkileri pozitif etkileyecek şekilde.

- İran konusunda Türkiye ihtiyatlı bir tutum takınıyor. Erdoğan İran'a yaptığı gezide samimi olarak ilişkilerin arttırılması için çaba göstermişti. Ama İran, Türkiye üzerinden dünyayla bütünleşme perspektifini geliştirememişti. Buna rağmen Başbakan Erdoğan insani amaçlı nükleer enerji üretimi konusunda İran'a arka çıkmıştı. Ama bugün gelinen noktada Erdoğan'ın İran'ın Atom Enerjisi Kurumuyla daha güçlü bir ilişkiye girmesini vurgulaması, ABD tarafından olumlu karşılanacaktır. Türkiye'nin kitle imha silahına yönelik bir çalışmayı doğru bulmayacağı ve yanıbaşında böyle bir durumun olmasından kaygı duyacağı mesajını vermesi bir nevi endişeyi ifade edecektir ki, bu sadece ABD değil, İran'a örtülü destek veren Avrupa ülkelerince de son dönemde dile getirilmeye başlanmıştır.

- Suriye konusunda ise ABD bir süredir rahatsızlık dile getiriyor. ABD, Türkiye'yi Suriye'ye yönelik izolasyon politikasında arkasında durmamakla eleştiriyor. Aslında son dönemde iki farklı bakışaçısı gözlemleniyor. Birincisi "Türkiye Suriye'ye rest çeksin, hizaya getirsin" gibi ABD adına Suriye'yi yalıtma politikası. İkincisi ise Türkiye'nin ısrar ettiği "diyalogla makul bir noktaya getirme" anlayışı. Erdoğan'ın tezi, Türkiye'nin çabaları sonucu Esad'ın Lübnan'dan askerlerini çekmeye ikna olduğu şeklinde. ABD ise Suriye'ye diyalogla bir şey yaptırılamayacağını düşünüyor.

Yönteme yönelik bir görüş ayrılığı var.

Ayrıca Türkiye son dönemde özellikle terörle mücadele konusunda Suriye'den tam destek görüyor. İkili ilişkilerdeki birçok sorun masadan kalkmış durumda. ABD yönetimi, Türkiye'nin en uzun kara sınırı bulunan komşu ülkesiyle restleşmeye dayalı bir gerilim politikası izlemesinin doğru olmayacağını anlamakta zorlanıyor. Oysa Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifinde Türkiye eşbaşkan olurken bölge ülkeleriyle diyalog zemininde bir etkileşim vurgulanmıştı. Bu bölgedeki demokratikleşme ve değişim süreci ancak yerel dinamiklerin harekete geçirilmesiyle ve diyalogla gerçekleştirilebilecekti. Şimdi ABD'nin daha dışarıdan müdahaleci ve fiziki güç kullanan bir anlayışı kabul ettirmeye çalıştığı anlaşılıyor. Bu konuda Türkiye'den tam destek alması mümkün görünmüyor çünkü, Türkiye bölgede kırıp döken bir projenin istese de içinde olamaz.

Sonuç olarak Erdoğan-Bush görüşmesi ikili ilişkilerin tırmanışa geçmesi açısından çok önemlidir. İki ülke de "karşılıklı çıkarı ve hassasiyetleri" biraz daha merkeze alan bir stratejik ortaklık geliştirmek için makul bir noktada buluşacaktır. Artık "ortaklık" denilince ortak bir politikada uzlaşılması anlaşılmalı.

Türkiye özellikle Kıbrıs konusunda Rumların masaya çekilmesinden izolasyonların kaldırılmasına kadar ABD'den ciddi destek istiyor. ABD ise başta Suriye ve İran olmak üzere Ortadoğu'da izleyeceği politikalarda Türkiyesiz çok zorlanacağının farkında. Eğer bölge halklarının zararına ve yanlış yöntemlerle Türkiye'nin adım atmayacağını da anlayabilirse iki ülke için daha rasyonel bir ilişki zemini üretilebilecektir.


9 Haziran 2005
Perşembe
 
YASİN DOĞAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED