T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
S O N   D A K İ K A 7 AĞUSTOS 2006 PAZARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yabancı hekimlere yabancı değiliz

TBMM'de bekleyen yabancı hekimlerin Türkiye'de çalışabilmesine olanak sağlayacak tasarının gelecek yasama döneminde öncelikli olarak ele alınması beklenirken, belgeler Anadolu'nun yabancı hekimle daha önce de tanıştığını gösteriyor.

Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı ve tıp tarihi uzmanı Prof. Dr. İlter Uzel, Hititler dönemine ilişkin belgelere göre Anadolu'ya, M.Ö 14. ve 13. yüzyıllarda Babil ve Mısır'dan hekimler getirildiğini söyledi. Uzel, ''Mısır ve Babil'deki tıbbi gelişmelere ayak uyduramayan Hititler, hanedan mensuplarının tedavisi için bu ülkelerden Hattuşaş'a hekimler çağırmışlar'' dedi.

Ömrü boyunca hastalıklardan kurtulamayan, buna karşın en az 70 yıl yaşamış olan 3. Hattuşili'nin Babil kralı Kadasmanelli'ye yazdığı bir mektupta Hatti ülkesine gönderilen iki hekimden bahsettiğini ifade eden Prof. Dr. Uzel, şunları kaydetti:

''Babil kralı, Hattuşili'yi bu iki hekimi zorla tutmakla suçluyor. Hattuşili ise mektupla verdiği yanıtta, doktorlardan birinin eceliyle öldüğünü, diğerinin ise kendisi isterse ülkesine dönebileceğini, onu zorla tutmadığını söylüyor. Hattuşili mektubunda, doktoru damat edinerek, mal mülkle kandırarak alıkoyduğunu saklıyor... ''

AKILCI TIP ANADOLU'DA DOĞDU

Prof. Dr. Uzel, bütün bunların, akılcı tıbbın Anadolu'da doğduğu gerçeğini değiştirmediğini vurgulayarak, Anadolu uygarlıklarının, tıp tarihinin çeşitli evrelerinde tıbba önemli katkıda bulunduklarını söyledi. Tıbbın temelini belirleyen teorilerin Anadolu'da geliştiğini ifade eden Uzel, şöyle devam etti:

''Antik çağın bir çok ünlü hekimi Anadolu'da yetişmiştir. Anadolu'da gelişen tıp kuramı, Türk-İslam çağında en üst düzeyde yine Anadolu'da uygulanmıştır. Türk-İslam çağında dünya mimarlık tarihine örnek teşkil eden sağlık kurumları bu topraklarda inşa edilmiştir.''

Savaş cerrahisinin de Anadolu'da doğduğunu kaydeden Prof. Dr. Uzel, ''Tıp tarihçileri, harp cerrahisini Troya savaşlarıyla başlatırlar'' dedi.

''YABANCI HEKİMLER SARAY HEKİMİ OLMUŞ''

Türk Tıp Tarihi Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Demirhan Erdemir de, Osmanlı İmparatorluğu döneminde hekim gereksiniminin farklı kaynaklardan karşılandığını belirtti.

Osmanlı İmparatorluğuna bağlı çeşitli ülkelerdeki sağlık kuruluşlarında yetişen hekimlerin önemli bir kaynak olduğunu kaydeden Erdemir, doğunun bilim merkezleri olan Mısır, Suriye, İran ve Irak'ta yetişen Türk hekimlerinin de önemli görevler yaptıklarını anlattı.

Avrupa'dan yetişerek gelen Hıristiyan veya Musevi hekimlerin de zaman zaman saray hekimliği görevinde bulunduklarını belirten Erdemir, doğunun bilim merkezlerinde yetişerek gelen ve Osmanlı uyruklu olmayan Müslüman hekimlerin de diğer bir kaynak olduğunu bildirdi.

Erdemir'in verdiği bilgiye göre, Osmanlılar döneminde aslen yabancı olup da Müslümanlaşan ve Türk adını alan hekimler şunlar:

Yakup Paşa (1425-1481): Fatih'in yedi ünlü hekiminden biri olup, İtalyalı bir Musevi'dir. İlk adı ''Jacopo''dur. Fatih devrinde hekimliğin yanı sıra Maliye Bakanlığı görevinde de bulundu. Bu arada hekimbaşılık da yaptı. Böbreküstü bezi hastalığı bu ünlü hekim tarafından ayırt edildi ve bu hastalığa ''Behak'' dendi. Ayrıca ölümü sırasında Fatih'in tedavisini yaptı.

Hekimbaşı Halepli Salih bin Nasrullah (?-1669): Aslen Katolik dönmesi olan ve ''İbn Sellum-Sellum Oğlu'' diye tanınan, devrinin bu ünlü hekimi medresede okuduktan, yani şer'i ilimleri (Dini bilimleri) öğrendikten sonra Halep Darüşşifası'nda tıp öğrenimine başladı.

Sultan Mehmed IV zamanında 1654'de Halep Valisi İbşir Paşa sadaret payesiyle İstanbul'a gelirken onun maiyetinde bulunan Salih bin Nasrullah önce Hassa Hekimi, sonra da Fatih Darüşşifası'na başhekim oldu. 1656'da Hekimbaşı olan Salih Efendi ölünceye kadar mevkiini korudu, hatta Tekirdağ, kendisine arpalık olarak verildi. Salih bin Nasrullah, aynı zamanda medrese mezunu olmakla Mekke-i Mükerreme İstanbul Kadılıkları ve ardından da Anadolu Kazaskerliği gibi ilmiye mesleğinin en büyük rütbelerine ulaştı.

Salih Efendi birinci Lehistan savaşında padişahın yanındayken 1669'da Teselya-Yenişehrinde öldü ve oraya gömüldü.

Dr. Charles Ambroise Bernard (1808-1844): 1838'den sonra, Tanzimat'ın ilk yıllarında, tıbbiyenin modernizasyonu için çaba harcayan Praglı Bernard, Viyana'da öğrenim gördü. II. Sultan Mahmud tarafından Askeri Tıbbiye Hocalığına atanan Bernard, askeri tıbbiyenin daha modern şekle getirilmesini sağladı. Bernard, 1841-1842'de resmi izinle ülkede ilk kez kadavra üzerinde çalışarak, patoloji ve anatomi öğretiminin daha modern bir şekle sokulmasını sağladı.

Praglı Bernard'ın tıbbi kitapları arasında bulunan ve Fransızca ve Latince yazılan Pharmacoppee Militaire Ottomane (Osmanlı Askeri Farmakopesi) ülkede yazılan ilk kodeks özelliğini taşıyor. Praglı Bernard'ın ayrıca Bursa kaplıcalarına gittiği sıralarda yazdığı ''Kaplıca Risalesi'' adlı bir taşbaskı kitabı da bulunuyor.

  • ANKARA (A.A)

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi