T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 10 HAZİRAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fadime ÖZKAN

Birileri duruma el koysun

Efendim, ülkeyi puslu bir iklime sürükleyen çeteler mevzuuna dalıp, ne olacak bu memleketin hali yahu, diye düşünürken memleketin en önemli, öz hakiki meselesine nasıl da uzak kalmışım. Olaya dün sabah ayıldım.

Sabah televizyonu açmamla, kopmuş bulunan kızılca kıyametle karşılaşmam bir oldu. Ortalık toz dumandı. Ekranlar hem çok kalabalık, hem çok cümbüşlüydü. Kalabalık kadro oyun havaları, şarkılar türküler arasında öyle bir gürültü koparıyordu ki, havada uçuşan hakaretler zar zor duyuluyordu.

Kim kimdir, diğeri onun nesidir, aralarında nasıl bir bağ vardır, kim kiminle ne vakit ne yapmıştır da şimdi ne yapıyordur, kim yalan kim gerçek konuşuyor, biri diğerine niye bağırıyordur, anlayabilene aşk olsun.

O yüzden naçizane, olup bitenin açığa çıkarılması, bu karmaşık ilişkiler ağının çözülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde araştırma komisyonu kurulmasını talep ve teklif ediyorum. Gerçekler açıklansın, bu ülkenin televizyon izleyicisinin haklarına sahip çıkılsın istiyorum.

Buradan Yayın yönetmenime de duyuruyorum. Sabah toplantısına katılamayışımın nedeni, uyuyup kalmam ya da tembellik etmem değil, televizyonda karşılaştığım bu sert ülke gerçeğiyle yüzleşmek istememdir. Sabah mesaimi ekran başında geçirmem tamamen haberci insiyakındandır.

Ben üzerime düşeni yaptım, kendimi sizler için feda ettim. Ve işte, hem kurulacak komisyona katkıda bulunmak, hem de öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak adına tanık olduklarımı bir bir aktarıyorum:

Saatler süren bir giyim kuşam ve makyajın ardından sabah sabah stüdyolara doluşan bu insanlar kimdir, ekrana çıkma, çıkarılma gerekçeleri nedir, hangi önemli bilgiyi gerçeği açıklamak, halkı aydınlatmak amacıyla orada bulunmaktadırlar..., işin bu kısmını çabuk geçtim. Yabancılaşma efektine gerek kalmadan durumu kabullendim, dikkatimi toplayıp orada ne olup bittiğini anlamaya gayret ettim.

Atv'de, Kuşum Aydın'ın programında Ahu Tuğba, Ahu Tuğba'nın yeni aşığı, aşığın eski sevgilisi ve görümcesi Kebire vardı. Haykırarak ifade ettiğine göre 'Aşık Meriç bey' Ahu Tuğba'ya aşıktı ve evlenmek istiyordu. Eski sevgili bunun reklam amaçlı olduğunu söyleyerek pişmiş aşa su katarken, görümce 'böyle bir kadın'ın aileye girmesini istemiyordu. 15'lik kız pozlarındaki kararsız Ahu Tuğba, bezgin bir vaziyette oturuyor, silikonlu dudaklarını bin bir güçlükle büzerek, seyirciyi bu tür insanlarla hiç işi olmayacağına inandırmak istiyordu. Araya giren VTR'ler dün, önceki gün ve daha önceki gün neler olduğunu özetliyordu. Demek ki olay haftalardır böyle seyrediyordu. Sunucuların ve gaza getirilen seyircilerin gayretine rağmen şu apaçık görünüyordu: Olay tamamen tezgahtı.

Kanal D'de ise Seda Sayan, sabah sabah Banu Alkan'ın sevgilisi Murat Taşdemir'i ağırlıyordu. Banu Alkan ile Murat Taşdemir'in kapandıkları kameralarla çevrili evde yaşananlardan buket buket şoklar sunuluyor, bunun yeterli olmadığı noktada daha önceki bir evlenme programında evlenip anlaşamamış ikiz bir çift birbirleriyle kavga ettiriliyordu. Program kurgulanıp üretilmiş durumdan gerçek, kanlı canlı bir reyting çıkarmanın parlak bir örneğiydi.

Show Tv'de yayınlanan Lerzan Mutlu'nun programında ise 'ağır' bir konuk vardı: Banu Alkan. Ve tabi, kızkardeş kontenjanından davet edilen kızkardeşi de. Şenlik garantili, hararet hayli yüksekti; Banu Alkan iki leydi okulu birden bitirdiğini, Paris'in aristokratları ve jet sosyetesiyle pek iyi ilişkileri olduğunu, Şanzelize'de yürürken Madonnalarla falan karşılaştığını hatırlatırken kızkardeş, Murat Taşdemir'e ve Seda Sayan'a sayıp döküyor, onların ne kadar 'kobra yılanı' olduğunu anlatıyordu. Hedef belliydi: Rakibe fark atmak.

Dikkatinizi çekmiş olduğunu tahmin ettiğim zaplama performansım sayesinde gördüm ki; ekranlarda asayiş hiç de berkemal değil. Televizyon izleyicisinin huzuru, ekranların düzeni için çok ama çok azına vakıf olabildiğim bu duruma birilerinin derhal el koyması gerek. Yoksa yalan dolan desek de, ekranlardaki bu çeteleşme, gerçek insanların zihnini hakikaten ele geçirecek. Benden söylemesi.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi