T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 10 HAZİRAN 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Bakalım olaylar nasıl gelişecek. Siyasi takvimde öne çıkan iki seçim (cumhurbaşkanı ve genel) zamanında ve bugünkü şartları çerçevesinde gerçekleşebilecek mi? Aslına bakarsanız bu ve benzer sorulara cevap aramaktan vazgeçip siyasal sistemimizin büyük ihtiyacı olan bazı reformları konuşmak çok daha yerindedir. Gerekli ve kalıcı düzenlemeler peşinde koşmak amacını taşımadan bir takım geçici "siyasi manevralar"la bugünü de atlatmayı düşünüyorsak o başka tabii ki... El atılması gereken bu siyasi reformlar nelerdir? Geçenlerde Vatan'dan Seyfettin Gürsel, bu çerçevede siyasi sistemimizin ihtiyacı olan reformları dört başlık altında toplamıştı: "Cumhurbaşkanlığı, seçim sistemi, partiler yasası ve dokunulmazlık. İlk ikisi acil." Gürsel bu reformlardan ilkini şöyle açıyordu: "'Yetkili ama sorumsuz' cumhurbaşkanının 12 Eylül rejiminin zararlı bir mirası olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Bu statü ordunun bir yedi yıl daha demokrasiyi gözetmesi için tasarlanmıştı. Klasik parlamenter rejime uygun değildi. Kenan Evren'den sonra yetkilerin ya 12 Eylül öncesine çekilmesi, ya da mevcut yetkilere siyasal tıkanma durumunda meclisi feshederek ülkeyi seçime götürme yetkisi ilave edilerek cumhurbaşkanını halka seçtirmek gerekiyordu. Reform yapmak siyasetçilerimizin işine gelmedi. Sembolik değeri yüksek, geniş yetkilere sahip, ama siyaseten sorumsuz son derece cazip bir makamı kestirmeden ele geçirmek varken, neden seçimle uğraşsınlar? Makamı cazip olmaktan çıkarmayı da düşünmediler. Çünkü o koltuğa oturmak istiyorlardı." Doğru yorum doğrusu... Olacak iş mi? Ülkenin başına bir dönem çöreklenmiş "Başkancılık rejimi"nin tarif ve tayin ettiği cumhurbaşkanı portresine dokunmayacak, ama şikayet etmekten de geri kalmayacaksınız? Olmuyor tabii ki; olmuyor, çünkü hiçbir siyasal formasyon tutarsızlığa düşmeden ikisini birlikte savunamaz. Seyfettin Gürsel, "acil" gördüğü ikinci reformu da şöyle temellendiriyordu: "Seçmenin yüzde 46'sının temsil hakkından yoksun bırakıldığı koşullarda, sadece yüzde 34 oyla elde edilmiş bir çoğunlukla kritik konularda karar almaya gücünüz yetmez. İktidarı paylaşmak zorunda kalırsınız. Bu temel ilkenin cumhurbaşkanlığı seçimi için de geçerli olduğu artık anlaşılmış olmalı. (...) Bu seçenekte toplumsal konsensüsü iktidara taşıma görevi, küçük partilere de temsil olanağı veren, ama ağırlığın dar bölge iki turlu seçimde olduğu karma seçim sistemine verilmeledir. Mevcut sistemle yapılacak bir erken seçim sorunu çözmeyecektir. Aksine, işlerin iyice arap saçına dönme riski vardır. AKP seçim reformu konusunda da sorumluluktan kaçıyor." Doğru yorum doğrusu... Olacak iş mi? "Temsil meselesi" gibi demokrasinin en önemli faslında atılması gereken adımlar açık biçimde ortada dururken, konunun gündeme getirilmemesinden nasıl bir yarar umulabilir? Benim görüşüm de bu yönde doğrusu... "Siyaset"i seven, onu hakkı olan ellere teslim etmek ederek "yetişkin" kılmak isteyenler tabii ki üzerlerine düşen bu siyasi reformların arkasında durmalıdır. Yapılması gereken ilk iş, tabii ki, Cumhurbaşkanı Sezer'in bile bir dönem şikayetçi olduğu "cumhurbaşkanının yetkilerini" 12 Eylül öncesine çekmektir. Yine "sorumsuz" olsun, ancak "sembolik bir sorumsuzluk". Ayrıca -bilmem hatırlatmaya gerek var mı- unutulmamalıdır ki, bugünkü "cumhurbaşkanı yetkileri"nin bir biçimde ihya edilerek bunun bir "Başkanlık-Yarı Başkanlık Sistemi"ne dönüştürülmesi imkansızdır. Gürsel'in "acil" bulmadığı için sadece adlarını andığı diğer iki reform önerisinden özellikle birincisini, yani Siyasi Partiler Yasası'nı da unutmayalım. "Siyaset"i insanın önde gelen pratiklerinden birisi olarak kabul edenler, hiçbir demokraside eşi benzeri bulunmayan böyle bir yasa ile siyaset yapılamayacağını vakit geçermeden ilan etmelidirler. Bugün için yerimiz tükendiği için bu yasanın niçin kalkması -değiştirilmesi değil- gerektiğini bir başka gün tartışırız. Ancak isterseniz, bu yasanın hiç değilse 81. maddesini "tadımlık" kabilinden hatırlatmak isterim: "... (Siyasi partiler) Türkçe'den başka dil kullanamazlar: Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür."(!) Gerçekten inanılır gibi değil. Yasa yazıcı "...kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür" diyor (diyebiliyor) basbayağı... Zavallı memleket....
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |