T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 10 HAZİRAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv
Yasin AKTAY

Güneydoğu şehirlerinin farklı bir ayaklanması

Terörün en önemli etkilerinden biri hafızaya vurduğu darbedir. Vurup kırarken her şeyi dümdüz eder. Bir kez şiddet ortamına girildiği andan itibaren hiçbir müzakerenin, hiçbir dostluğun, hiçbir iyiliğin hatırı kalmaz., her şeyi dümdüz eder terör. Güneydoğu'da yirmi yılı aşkın bir zamandır devam eden şiddet ve terör ortamı, mesela, sadece ölümüne sebep olduğu 30-35 bin insanın hayatına mal olmadı. Bu bölgenin binlerce yıllık bir kültür ve medeniyet birikiminin yerle bir olmasına da neden oldu. Binlerce yıldır biriktirilen onca insani değer, onca medeniyet kalitesi şiddetin dili işledikçe anlamını yitirmeye yüz tutmuştur.

Güneydoğu dediğimiz Mardin, Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Maraş, Urfa biraz da Van ve Bingöl'dür. Her biri tarihin en eski medeniyetlerinden büyük kesitler sunan kadim şehirlerdir bunlar. Bu şehirlerde tarihin üzerinize çöken ağırlığını ve geçmiş nesillerin sökün eden ruhunu hissetmeden rasgele gezinemezsiniz.

Bu şehirleri gezip görmeden insanlığın nereden gelmiş olduğunu, kavimlere ve karakterlere nerede ve nasıl format atılmış olduğunu bilemezsiniz. Mardin'i görmeden Türkiye'de şehir ve tarih arasındaki ilişkinin en canlı ve özgün örneğini göremezsiniz. Siirt'in, Diyarbakır'ın sokaklarında gezinirken Türkiye'nin başına son yirmi yıldır ne büyük bir felaket getirilmiş olduğunu ve bu yüzden neleri kaybetmiş olduğumuzu anlayamazsınız. Buralar inanların asırlarca her türlü farklarıyla, ortak bir miras, ortak bir kültür birikimi üreterek, zengin alanlar oluşturarak bir arada yaşayabilmiş oldukları yerlerdir. Türkiye'nin tarihten yarına yanında taşıdığı en önemli hazinelerindendir bu birikim.

AB'ye girerken veya küreselleşme yoluyla dünyayla bütünleşirken Türkiye'nin bu yoldaki en önemli azığının bulunduğu bu yerlerinin bir sorun haline getirilmiş olması bize vurulmuş en büyük darbelerdendir. Bu darbeyi bize kim vuruyor? Hep dışarıdan mı geliyor darbeler? Tabii ki hayır. Kendimizle yeterince barışık olmamakla ilgili sorunlarımız var elbet. Ama girmeyelim şimdi bu mevzuya.

"Bu bölge artık bu tür kültürel ve sosyal zenginlikleriyle, yarınlar için ufuk açıcı tarihiyle, edebiyatıyla gündeme gelmek istiyor" diyor Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Doç. Dr. Mahfuz Söylemez. Söylemez, bugün Bingöl'de başlayan 1. Bingöl Sempozyumu'nun düzenleyicilerinden. Konferansa 60'ın üstünde akademisyen ve yazar katılarak Bingöl'ün tarihine, kültürüne ve sosyal yapısı hakkında konuşacak. Bir kısmı Bingöllü olan katılımcılar böylece Bingöl'ün şimdiye kadar hiç olumlu bir olayla anılmayan talihine hayırlı bir müdahalede bulunacaklarını düşünüyorlar.

Aslında son zamanlarda Güneydoğu şehirlerinin çoğunda göze çarpan benzer bir hareketlilik var. Mayıs ayı içinde Urfa'da bir sempozyum düzenlendi. Harran tarih kitaplarında da yeri geçen çok eski bir medeniyet havzası. Peygamberler diyarı olma niteliği cabası. Daha önce Mardin ve Diyarbakır'da yine şehir tarihi ve kültürüne dair çok önemli bir bilgi birikiminin ortaya konulduğu sempozyumlar yapıldı. Önümüzdeki Eylül ayı içinde Siirt'te bir Uluslararası Siirt Sempozyumu düzenlenecek.

Doğu ve Güneydoğu şehirlerinin hangisini elinize alırsanız, müthiş bir tarih ve kültür hazinesi buluyorsunuz. Tarih ve kültür defineciliğine merakı olanlar için tam bir laboratuar buralar. Bu hazineden günümüze ne kalıyor? Bu hazine ne kadar değerlendirilebiliyor? Doğrusu şimdiye kadar iyimser olmak mümkün sayılmazdı. Bu tür etkinliklerle bundan sonra belki mümkün.olacak. Bu tür konferansların tetikleyeceği bir araştırma hareketi, Güneydoğu şehirlerinde gerçekten yeni bir ayaklanma başlatabilir. Ama bu ayaklanma bir tarihe direnme, terörün her şeyi tuz buz etmesine karşı değerlerini hatırlama ve yeniden-işleme ayaklanması olabilir.

O tarihten kimin neler çıkardığı bence çok da önemli değil. Tabii ki herkes biraz da kendi meşrebine göre bir tarih yazacak. Herhangi birini rahatsız edebilecek bir tarihyazımına karşi bir tarihyazımı da buradan başka bir yerden devşirilemez. Ama değil mi ki, bu tarihi yazanlar, bu hazinelerin gün ışığına çıkmasına illa ki katkıda bulunmuş olacak.

Şehirlerin ayaklanışı, aynı zamanda şehir sakinlerinin herhangi bir şiddet ve despotizm dalgasına karşı korunacak önemli bir miraslarının var olduğunu hissettirecek. Bu mirasın değeri ne kadar anlaşılırsa bu koruma duygusu daha sağlıklı bir duygu olarak o kadar güçlenmiş olacak.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi